top of page

Sözde-Liberteryen Milei’nin Arjantin’inin İç Yüzü

Eduardo Elsztain Şahsi Şabat Goy’u Javier Mileikowsky’nin Kulak Memesine Fısıltılı Öpücükler Kondururken

1930’lara kadar dünyanın sayılı zengin ekonomilerinden biri olarak değerlendirilen Arjantin, 1929 Büyük Buhranı ve hemen ardından yaşanan General José Félix Uriburu önderliğindeki askerî darbe ile çıkmaz bir döngüye girmiştir. Beraberinde yaşanan diğer askerî müdahalelerin birtakım trajik sonuçlara yol açması, eşyanın doğası gereği askeriyenin sivil yönetime tâbi olduğu ve aksinin niyetlenilmemiş sonuçlara yol açacağı anlatısına uygun bir pratik örnek oluştursa da bu anlatıya hâlâ şüpheyle yaklaştığımı belirtmeliyim. İşçi hakları, sosyal yardımlar ve eşitlik gibi birtakım sosyalist naratiflerle 100 yıl boyunca dolandırılmış Arjantin halkı, özgürlüğün meşalesini eline almaya hazır olmuşken kendini kirli bir politik ağın ortasında bulmuştur. Javier Milei’nin iktidarıyla beraber dünya genelinde liberteryenlerin (özgürlükçülerin) artık kendi sesini duyurabileceği heyecanı, çok geçmeden sönümlenmiştir. Bu yazı, bu heyecanın neden yanlış bir algıya yol açabileceğini ve okuyucuyu kör bir yola sokabileceği tehlikesini ortaya koymak maksadıyla yazılmıştır. Javier Milei yönetimi, bu yazıda okuyup anlayacağınız üzere başarılı bir Aktif Tedbirler (Active Measures) doktrininin çıktısıdır. Eski KGB literatüründen gelen bu terim, hedef alınan bir ideolojik hareketi içeriden manipüle etmeyi kapsar; harekete sızan aktörler dışarıdan bakıldığında o fikrin “en hakiki” savunucusu gibi davranır ama yaptıkları eylemlerle fikrin özünü ideolojik erozyona (subversion) uğratırlar. Javier Milei’nin tam olarak başardığı şey budur.


Holokost Endüstrisi’nin Çocukları: Dokunulmaz Oligarşiler

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin “motorlu testere ekonomisi” (kamu harcamalarında ve devlet bürokrasisinde yaptığı radikal, agresif kesintileri ifade eden iktisadi yaklaşım) modelinin arkasında İsrail ve Wall Street ile derin bağları olan, dindar bir Yahudi oligarkın (paranın ve gücün küçük bir grupta toplandığı yönetim anlayışına mensup nüfuzlu kişinin), yani Eduardo Elsztain’in sessiz gücü yatıyor.


Kasım 2023’teki Sergio Massa’ya (Eski Arjantin Ekonomi Bakanı ve Milei’nin devlet başkanlığı seçimlerindeki rakibi) karşı kazandığı muazzam zaferden önce Milei, tartışma yaratma yeteneği olan ve Arjantin siyasi elitlerini sert bir dille eleştiren eksantrik (hatta marjinal) bir siyasi analistti. Milei, liberteryen ilkelere hitap ederek ve hatta köpeklerinden birine liberteryen entelektüel Murray Rothbard’ın adını vererek kendine bir isim yaptı. 2023 yılından önce, sıradan siyasi gözlemciler için Milei’nin Arjantin devlet başkanı olması fikri oldukça uzak bir ihtimal gibi görünüyordu. Ancak Elsztain ve Arjantin’in Yahudi elitlerinin güçlü ağları ile Faustyen bir anlaşmaya (ruhunu güç veya başarı karşılığında satmayı ifade eden, Alman efsanesine dayanan edebi metafor) girildiğinde, en düşük ihtimalli siyasi hırslar bile aniden gerçeğe dönüşebilir.


Elsztain, Güney Amerika’nın en etkili Yahudi liderlerinden ve iş dünyası figürlerinden biri olarak yaygın şekilde tanınmış önde gelen bir Arjantinli iş insanıdır. 26 Ocak 1960’ta Buenos Aires’te (Arjantin’in başkenti) doğan Elsztain, dünya genelindeki Yahudi topluluklarıyla derin bağlarını korurken ve İsrail ile önemli ilişkiler kurarken, devasa bir inşaat ve iş imparatorluğu da inşa etmiştir. Elsztain hem Buenos Aires Menkul Kıymetler Borsası’nda hem de New York Menkul Kıymetler Borsası’nda (NYSE; Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük borsası) işlem gören, Arjantin’in en büyük gayrimenkul şirketi IRSA’nın (Inversiones y Representaciones Sociedad Anónima; Gayrimenkul Yatırım ve Temsil Anonim Şirketi) yönetim kurulu başkanı ve CEO’sudur. 1917’de Arjantin’e gelen Rus Yahudisi bir göçmen olan dedesi Isaac Elsztain, IRSA’yı 1943 yılında kurmuştur. Gayrimenkulün de ötesinde Elsztain Arjantin, Brezilya, Bolivya ve Paraguay genelinde yaklaşık 850.000 hektarlık tarım arazisini işleten tarım şirketi Cresud aracılığıyla devasa bir tarım imparatorluğunu kontrol etmektedir. Kendisi aynı zamanda Arjantin’in lider konut kredisi bankası olan Banco Hipotecario’nun (İpotek Bankası) başkanlığını yürütmekte ve Austral Gold Limited aracılığıyla kapsamlı madencilik çıkarlarına sahip bulunmaktadır.


İş hayatındaki başarısı olağanüstüdür. Raporlara göre, yükselişi 1990’larda milyarder George Soros’tan (Macar-Amerikalı finans spekülatörü ve iş insanı) aldığı 10 milyon dolarlık yatırım ile başladı; bu yatırım, dedesinin zor durumdaki şirketini Arjantin’in en büyük iş imparatorluğuna dönüştürmeye yardımcı oldu. Bu durumu tesadüfi bir karşılaşma olarak tasvir eden popüler mitolojinin aksine, Arjantin gazetesi La Nación, Soros ile yapılan görüşmenin aslında Elsztain’in Buenos Aires’teki Yahudi cemaati içindeki bağlantıları aracılığıyla ayarlandığını ve bu güçlü iş insanına kapıların açılmasını sağladığını ortaya çıkardı.


Seçkin ağlar tarafından desteklenen bu yükseliş, yurt dışında da gözden kaçmadı. İsrail medyası sık sık Elsztain’den “Güney Amerika’nın en zengin Yahudisi” olarak bahsetmektedir. Geniş Yahudi dünyasıyla olan bağlantılarına gelince; Elsztain’in Arjantin Yahudi cemaati ile ilişkisi oldukça derindir ve onlarca yıla yayılmaktadır. Kendisi Chabad Arjantin’in Başkanıdır ve WJC (World Jewish Congress; Dünya Yahudi Kongresi) Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmaktadır. Yahudi kurumlarıyla olan ilişkisi, 1970’lerin sonlarında anne ve babasının Rabbi (Haham) Avraham Yosef Polichenco tarafından verilen Kabbala (Yahudi mistisizmi ve ezoterizm öğretisi) derslerine katılmasıyla başlamış ve bu durum aileyi Chabad’a daha da yakınlaştırmıştır.


Chabad

Lubavitch veya Chabad-Lubavitch olarak da bilinen Chabad, Yahudi mistisizmine entelektüel yaklaşımı ve geniş küresel ağı ile ayrışan, Hasidik Yahudiliğin (18. yüzyılda Doğu Avrupa’da ortaya çıkan dindar bir Yahudi mistik hareketi) ana kollarından biridir. Hareketin adı olan Chabad, İbranice Choḥmah (“bilgelik”), Binah (“anlayış”) ve Da’at (“bilgi”) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir akronimdir ve Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Arjantin’de Yahudi nüfuzu için güçlü bir araç hâline gelmiştir. Elsztain, sadece Arjantin’de değil, küresel ölçekte de eğitim programlarından sosyal hizmetlere kadar her şeyi destekleyerek Chabad faaliyetleri için kritik bir ortak olmuştur. Elsztain, Lubavitcher Rebbe (Lubavitch cemaati lideri) Haham Menachem Mendel Schneerson’un sadık bir takipçisiydi. Meşhur bir hikâyeye göre, Elsztain 1991 yılında borsaya 15 milyon dolar yatırma konusunda Rebbe’den tavsiye istediğinde, Rebbe ona bunun yerine gayrimenkule odaklanmasını tavsiye etmiştir; bu tavsiyenin olağanüstü derecede öngörülü ve kârlı olduğu kanıtlanmıştır.


İngilizce konuşan genç Yahudiler için İsrail’e eğitim gezileri düzenleyen Taglit-Birthright projesinin temel bağışçılarından biri olarak geniş çapta tanınan Elsztain, aynı zamanda Taglit-Birthright İsrail’in Arjantin başkanlığı unvanını da elinde bulundurmaktadır. Bununla birlikte, Elsztain’in İsrail ile en önemli bağlantısı, İsrail’in en büyük holdinglerinden biri olan IDB Holding Corp. şirketine yaptığı büyük yatırım aracılığıyla gerçekleşti. 2012 yılından itibaren, zor durumdaki şirketi İsrailli iş insanı Nochi Dankner’dan kurtarmak için 100 milyon dolardan fazla yatırım yaptı. IDB üzerindeki kontrolü sayesinde de Elsztain, birkaç büyük İsrail şirketinde önemli ortaklık paylarına sahip oldu. Bunlar arasında ülkenin en büyük mobil telefon operatörü olan Cellcom’un yanı sıra İsrail’in önde gelen süpermarket zincirlerinden biri olan Shufersal (Super-Sol olarak da bilinir) yer alıyordu. Elsztain’in IDB’ye yaptığı yatırım, kendisinin “İsrail’deki ilk büyük yatırımı” olarak tanımlandı. Yahudi magnat (büyük iş insanı/ticaret devi) için İsrail’e yatırım yapmak kişisel bir dönüm noktası oldu; kendi ifadesiyle, “Hayatımın en güzel dönemi İsrail’e yatırım yaptığımda başladı.”


Büyük zorluklarla karşılaşmasına ve nihayetinde 2020 yılında IDB’nin kontrolünü kaybetmesine rağmen Elsztain, İsrail’e olan bağlılığını sürdürdü ve “büyük torunları için” yatırım yaptığını ve İsrail’i “yatırım yapmak için harika bir yer” olarak gördüğünü söyledi. Ancak özellikle dikkat çekici olan nokta, Milei ve Elsztain’in yollarının nerede kesiştiğidir. Elsztain ve Milei ilk kez Nisan 2023’te, Elsztain’in Bariloche’deki (Arjantin’de lüks bir tatil şehri) lüks otelinde ev sahipliği yaptığı ve Arjantin’in iş elitlerinin yıllık buluşması olan Llao Llao Forumu’nda bir araya geldi. “Círculo Rojo” (Kırmızı Çember; Arjantin siyasetini ve ekonomisini perde arkasından yöneten güç odağı/elitler) olarak adlandırılan bu grubun toplantısı, sonrasında samimi bir ilişkiye dönüşecek olan sürecin başlangıç noktası oldu. Şili gazetesi La Tercera, ikilinin o kadar güçlü bir bağ kurduğunu ve iş insanının artık devlet başkanının en yakın sırdaşı/ortağı olarak kabul edildiğini bildirdi.


En önemlisi ise Elsztain, Milei ile Yahudi cemaati, özellikle de Ortodoks Chabad-Lubavitch hareketi arasında kilit bir manevi köprü görevi gördü. Birden fazla kaynak, Milei’yi Chabad cemaati ile tanıştıran kilit figürün Elsztain olduğunu doğrulamaktadır. Bir kaynağın Arjantinli dijital haber sitesi La Política Online’a açıkladığı gibi: “Eduardo, Arjantin’deki Chabad’ın anahtarıdır.” Bu bağlantı, Milei’yi Elsztain da dâhil olmak üzere “bazı büyük iş insanlarıyla buluşturduğu” belirtilen Chabad Arjantin Direktörü Haham Tzvi Grunblatt aracılığıyla kolaylaştırıldı. Elsztain, Milei’ye Arjantin’in iş elitleriyle bir araya gelmesi için kilit platformlar sunmaya devam etti. Bunun dikkate değer bir örneği, Elsztain’in Milei’yi en tepe yöneticilerden oluşan bir dinleyici kitlesi önünde özel konuşmacı olarak ağırladığı 2024 Llao Llao Forumu’ydu.


Elsztain’in siyasi faaliyetleri, birkaç yüksek profilli uluslararası finansal skandala karışması nedeniyle karmaşık bir hâl almıştır. 2016 yılındaki Panama Papers (Panama Belgeleri; Hukuk firması Mossack Fonseca’ya ait sızdırılan offshore hesap belgeleri) skandalında, 1990’lar boyunca Britanya Virjin Adaları’nda ve diğer vergi cennetlerinde offshore (kıyı ötesi/vergi dışı) şirketler işlettiği belirtilmişti. Bu yapıların Venezuela’daki gayrimenkul yatırımları için kullanıldığı ve dönemin iş ortağı Marcelo Mindlin ile ortaklaşa yönetildiği rapor edilmişti. Ertesi yıl, 2017’deki Paradise Papers (Cennet Belgeleri; Denizaşırı vergi cennetlerine dair sızdırılan gizli belgeler) Elsztain’in offshore yapılarını kullanmasını daha da ifşa etti. Bunlar arasında Bermuda’da bulunan ve George Soros ile bağlantılı bir fon olan Latin America Capital Partners II LP, ayrıca Elsztain Realty Partners Master Fund LP ve Man Adası merkezli olup 400 milyon dolarlık varlığa sahip Dolphin Global Fund yer alıyordu. Bu offshore ticari ilişkiler, eski Devlet Başkanı Mauricio Macri döneminde Finans Bakanlığı yapmış olan ve şu anda Javier Milei yönetiminde Ekonomi Bakanlığı koltuğunda oturan Luis Caputo ile olan bağları da ortaya çıkardı.


Liberteryen şovların ve iktisadi reformların arkasında daha derin bir düzen yatıyor; bu düzen halkın başkaldırısından ziyade elitlerin kendi güçlerini konsolide etmesine (sağlamlaştırmasına) işaret ediyor. Görünüşe göre Javier Milei’nin Arjantin’inde bazı kapılar yalnızca doğru hahamı tanıyorsanız açılıyor.


Kriptopara Dolandırıcılıkları, Tevrat Okumaları ve NATO Hayalleri

Göreve başladığı Aralık 2023’ten itibaren Javier Milei, bir Arjantin devlet başkanı gibi davranmaktan ziyade, İsrail’in Latin Amerika’daki en itaatkâr varlığı/ajanı gibi hareket etti. Seçim kampanyası sürecinde Milei, kendini Arjantin’in şişkin bürokrasisini küçültmeye ve ülkeyi geçmişteki ihtişamına geri döndürmeye kararlı, müesses nizam karşıtı kışkırtıcı, ateşli ve radikal bir figür olarak konumlandırmıştı. Ancak, siyaset tarihine yapılan yüzeysel bir bakış bile bize politikacıların seçim kampanyası yaparken çok şey söyleyeceklerini, fakat göreve geldiklerinde ilkelerini tamamen terk edeceklerini öğretmiştir. Milei için de tamamen Yahudi yanlısı olan siyasi öncelikleri açısından durum tam olarak böyle olmuştur.


Devlet başkanlığı seçim zaferinden kısa bir süre sonra Milei, ruhani danışmanı olan Rabbi Axel Wahnish’i (Milei’nin dinî mentoru, Ortodoks din adamı ve diplomat haham) Arjantin’in İsrail Büyükelçisi olarak atadı. Şubat 2024’te Milei, İsrail’deki Arjantin büyükelçiliğini Herzliya’dan (Tel Aviv yakınlarında bulunan bir kıyı kenti) Kudüs’e taşımaya söz verdi. Her ne kadar böyle bir hamle şu ana kadar gerçekleşmemiş olsa da Milei, 11 Haziran 2025’te İsrail Knesset’ine (İsrail Parlamentosu) yaptığı konuşmada Arjantin’in büyükelçiliğini 2026 yılında Batı Kudüs’e taşıyacağını resmî olarak duyurdu. Bu duyuru, devlet başkanı olarak İsrail’e yaptığı ikinci resmî ziyaret sırasında, bir Arjantin devlet başkanının İsrail parlamentosuna ilk kez hitap ettiği tarihî bir konuşmada yapıldı.


Şubat ayının ortalarında, Hamas (İslâmî Direniş Hareketi; Filistinli siyasi ve askeri örgüt) tarafından rehin tutulan Bibas ailesinin (7 Ekim’de Hamas saldırılarında kaçırılan Arjantin-İsrail çifte vatandaşı aile) cenazelerinin ülkelerine geri getirilmesinin ardından Milei, iki günlük ulusal yas ilân etti. Milei daha sonra Buenos Aires’teki (Arjantin’in başkenti) bir caddenin adını “Filistin”den “Bibas Caddesi”ne değiştirerek yeniden adlandırdı.


Milei, baba tarafı Calabria (Güney İtalya’da bir bölge) kökenli olmak üzere ağırlıklı olarak İtalyan soyundan gelmektedir. Anne tarafında ise hem Hırvat hem de İtalyan kökenleri vardır. Buna rağmen Milei, kısmen Yahudi olduğunu iddia ederek Yahudi cemaatine hitap etmiş ve onlara yaranmaya çalışmıştır. Nisan 2024’te Milei, Miami’deki bir sinagogda dedesinin hayatının son dönemlerinde Yahudi kökenlerini keşfettiğini şu sözlerle açıkladı: “Ondan aldığım tüm değerler Yahudilikten geliyordu.”


Milei’nin İsrail’e yönelik ateşli desteği, “İsrail’e verdiği kesin ve net destek” nedeniyle kendisine, genellikle “Yahudi Nobel’i” olarak adlandırılan Genesis Prize (Genesis Ödülü; Yahudi dünyasında küresel etki ve üstün başarı gösteren kişilere verilen prestijli ödül) kazandırdı. Milei’nin bu Siyonist coşkusunda kendiliğinden gelişen hiçbir şey yoktur; bu durum, güçlü Yahudi velinimetleriyle/bağışçılarıyla olan yakın bağlarının doğal bir sonucudur. Görev yemini ederken ünlü bir şekilde bir Tevrat üzerine el basan Arjantin Dışişleri Bakanı Gerardo Werthein (Arjantinli Yahudi iş insanı ve diplomat), ülkenin NATO ile büyüyen ittifakını ve özellikle istihbarat paylaşımı ile siber güvenlik işbirliği gibi alanlarda İsrail ile genişleyen stratejik bağlarını yönetmektedir.


Milei’nin başkanlık kampanyası ve yönetimi, Chabad-Lubavitch bağlantılarına ek olarak, ailesi daha sonra Katolikliğe geçen Aşkenaz Yahudisi kökenli bir bağışçı olan Sebastián Braun ve nüfuzlu bir iktisadi danışman olan Julio Goldstein dâhil olmak üzere önde gelen Yahudi figürlerden güçlü bir destek görmüştür. Kendini adamış bir filosemit olan Milei’nin, kabine toplantılarına Tevrat üzerine düşünceler ve okumalar ile başladığı ve başkanlığından sonra resmen Yahudiliğe geçmeye söz verdiği bildirilmektedir. Ayrıca, Milei ile Elsztain arasındaki ilişki, Arjantin’in Head Shliach’ı (Chabad-Lubavitch hareketinin belirli bir bölgedeki resmî baş elçisi/temsilcisi) olan Rabbi Tzvi Grunblatt tarafından epey kolaylaştırılmıştır. Bu durum Anash.org (Chabad cemaatine ait resmî enformasyon sitesi) tarafından yayınlanan bir raporla doğrulanmıştır.


Javier Milei kendisini bir anarko-kapitalist olarak pazarlasa da, Milei’nin iktisadi reformları, yani serbestleştirme, deregülasyon, özelleştirme ve harcama kesintileri, Anglosfer’deki Siyonist yanlısı neo-konservatif (dış politikada müdahaleci ve İsrail yanlısı siyasi akım) politikacıların tipik programını yakından yansıtmaktadır. Sosyal medyada $LIBRA kripto parasını tanıtması, muazzam bir rugpull’dan (çöküşten) önce fiyatını yapay olarak şişirerek yangına körükle gitti. Ortaya çıkan kripto para skandalı 40.000’den fazla yatırımcıyı zararda bıraktı ve cezai dolandırıcılık suçlamalarının yanı sıra görevden azledilmesi yönündeki çağrıları tetikledi. Milei’nin geliştirmekte olduğu iktisadi çerçeve, muhtemelen Arjantin’de hızlı yoldan para kazanmak isteyen her türlü vicdansız Yahudi magnat (büyük para ve güç sahibi iş insanı) için bir mıknatıs görevi görecektir.


Yahudi devletinin ateşli bir destekçisi olmasının yanı sıra Milei, kendisini Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki küresel güvenlik ağının hevesli bir uşağı/hizmetkârı olarak konumlandırmıştır. 17 Nisan 2025 tarihinde Arjantin, Judeo-Amerikan (Yahudi-Amerikan) imperiumunun bir uzantısı/parçası olmaya istekli olduğunun sinyalini vererek NATO küresel ortağı olmak için başvuruda bulunmuştur.


Milei birçok açıdan, Temmuz 2019’da Hizbullah’ı (Lübnan merkezli Şii siyasi ve askerî örgüt) terör örgütü olarak ilân eden, ABD yanlısı geleneksel bir muhafazakâr olan eski Devlet Başkanı Mauricio Macri ile aynı dış politika yolunda yürümektedir. Bu ilân, Buenos Aires’te 85 kişinin ölümüne yol açan 1994 yılındaki AMIA (Asociación Mutual Israelita Argentina; Arjantin İsrail Karşılıklı Yardımlaşma Derneği ve Yahudi kültür merkezi) bombalamasının 25. yıl dönümüne denk gelmişti. Arjantinli yetkililer bu saldırıyı Hizbullah ve İran ile ilişkilendirmiştir. Bu gidişatı sürdüren Milei, 12 Temmuz 2024’te Hamas’ı resmî olarak bir terör grubu ilân etti ve varlıklarını dondurdu. Hükümeti, grubun Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısını ve Arjantin’in 1992’deki İsrail Büyükelçiliği bombalamasından ve AMIA saldırısından da sorumlu tuttuğu İran ile olan iddia edilen bağlarını gerekçe gösterdi.


Özetle Milei, şekellerin (İsrail para birimi) satın alabileceği en iyi Shabbos goy (Şabat Goyu; Yahudilerin kutsal cumartesi günü olan Şabat’ta, dinî farz ve yasaklar nedeniyle yapamadıkları işleri onlar adına yapması için tuttukları Yahudi olmayan yardımcı) gibi görünüyor. Eğer İsrail’in uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanır hâle gelirse, Arjantin’in Yahudi çıkarlarıyla büyüyen uyumu, burayı giderek daha makul bir sığınak hâaline getirecektir. Javier Milei bir liberteryen savaşçısı maskesi takıyor olabilir, ancak pratikte Arjantin’in Southern Cone’unun (Güney Amerika’nın en güney ucundaki ülkeleri kapsayan coğrafi bölge) içinde Yeni bir Kudüs kurmak için temel hazırlıyor.


Yahudi Diasporası’nın Bir Sonraki Durağı

Arjantin’in Aralık 2023’te Javier Milei’yi seçmesi, uluslararası Yahudi dünyasına (Yahudi diasporasına) merak uyandırıcı bir fırsat da sunmuştur. Milei yönetiminin Siyonist yanlısı olduğunu söylemek yetersiz bir ifade kalır. Arjantin ekonomisini uluslararası finans için cazip hâle getirme vaatlerinin yanı sıra Milei, Yahudi çıkarlarına boyun eğmek (onlara yaranmak) için elinden gelen her şeyi yapmıştır; Bibas ailesini ulusal bir yas dönemiyle onurlandırmaktan ve Buenos Aires’teki “Filistin” adlı bir caddenin adını değiştirmekten, Hamas’ı bir terör örgütü olarak ilân etmeye ve Arjantin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımaya söz vermeye kadar her yalakalık adımını tereddütsüz atmıştır. Yahudi çıkarlarını ilerletmek için aldığı bu mesafe, insanın onun Casa Rosada (Arjantin Devlet Başkanlığı Sarayı) yerine İsrail Knesset’ine ait olup olmadığını merak etmesine muhakkak neden oluyor. Veya belki de işin içinde çok daha büyük bir plan vardır. İki bin yıldır ilk kez egemen bir devlete (İsrail Devleti’ne) sahip olmalarına rağmen, Yahudi tarihinin dünyanın dört bir yanındaki sayısız ülkeden defalarca (en iyimser istatistikle 110 ülke ve 1200 kovulma) sürülme olaylarıyla damgalandığı geniş çapta kabul gören bir gerçektir (ve “hırsızın hiç mi suçu yok” kıssası akıllara gelmiyorsa akıllanmamışlığımız da acı bir gerçektir). Devlet yönetimi sanatı tarihsel olarak Yahudilerin güçlü bir yönü olmamıştır ve sözde sekizinci on yıl laneti (Yahudi devletlerinin tarihte genellikle 80 yılı aşamadan iç çekişmelerle yıkılmasına atıfta bulunan dinî ve tarihî inanış), Yahudi devletlerine sıklıkla musallat olan derin istikrarsızlığın sert bir hatırlatıcısı olarak hizmet etmektedir.


Hamas’ın amansız saldırıları, kuzeydeki Hizbullah füzeleri ve Hayfa (İsrail’in kuzeyinde yer alan önemli bir liman şehri) ile Tel Aviv gibi şehirlere yönelik İran füze saldırıları -seküler ve dindar Yahudiler arasında büyüyen iç çatlaklar ve Haredi olarak da bilinen, sosyal yardımlara bağımlı yaşayan ve modern dünyayı büyük ölçüde reddeden bir ultra-Ortodoks Yahudi nüfusun yüküyle birleştiğinde- İsrail’in işlevsel bir devlet olarak uzun vadeli sürdürülebilirliği hakkındaki şüpheleri körüklüyor. Bu endişe göstergeli eğilimlerin ışığında, uzun vadeli bir çıkış planına ihtiyaçları olabilir. İşte bu noktada “Andinia Planı” devreye giriyor.


Milei’nin, Arjantin’i küresel Yahudiler için bir sığınak olarak güvence altına alma hamleleri, Arjantin ve Şili Patagonyası’nı (Patagonya: Güney Amerika’nın en güneyinde, Arjantin ve Şili arasında paylaşılan geniş ve seyrek nüfuslu coğrafi bölge) sömürgeleştirmek için daha geniş bir Siyonist planın var olduğuna dair iddiaları yeniden alevlendirdi. Bu teori, 1960’ların ortalarında Frente Nacional Socialista Argentino (Arjantin Nasyonal Sosyalist Cephesi; 1960’larda faaliyet gösteren aşırı sağcı ve eski NSDAP yanlısı siyasi oluşum) üyeleri tarafından ortaya atılmış ve daha sonra Şilili diplomat ve ezoterik (gizemci/okültist) Hitler hayranı Miguel Serrano tarafından yayılmıştır. Eski Şilili diplomat yirmi yılı aşkın bir süredir sırt çantalı gezgin ve fakir yürüyüşçü kılığına girmiş Yahudilerin Şili makamlarının, ordunun, donanmanın ve CONAF’ın (Corporación Nacional Forestal; Şili Ulusal Ormancılık Kurumu) desteğiyle Güney Şili’nin en ücra ve stratejik bölgelerinde seyahat ettiklerini ve bu kurumların onların aslında İsrail ordusuna, hava kuvvetlerine veya istihbarat servislerine ait olduklarının tamamen farkında olduklarını ileri sürmüştür. Nitekim, Radio Universidad de Chile (Şili Üniversitesi Radyosu), önemli sayıda İsraillinin Güney Amerika kıtası genelinde, çoğunlukla zorunlu askerlik hizmetlerini tamamladıktan hemen sonra seyahat ettiklerini bildirmiştir. Patagonya, onların en çok tercih ettiği duraklardan biri olarak öne çıkmıştır. Özellikle Aralık 2011’in sonlarında, İsrailli turist Rotem Singer, Şili’nin Torres del Paine Ulusal Parkı’nda (Şili Patagonyası’nda bulunan dünyaca ünlü doğa koruma alanı) “yanlışlıkla” büyük bir orman yangınına sebep olmuş ve bu yangın neticede 17.000 hektardan fazla el değmemiş arazinin küle dönmesine yol açmıştır. Şili makamları Singer’ı gözaltına almış, o da ülkeden ayrılmadan önce CONAF’a yaklaşık 10.000 dolar tazminat ödemek üzere bir anlaşmaya varmıştır. Bu kararın hafifliği, Singer için bir hapis cezası öngören ya da bekleyen birçok kişinin bulunduğu Şili’de halkın büyük öfkesine yol açmıştır. Göstericiler, mahkemenin bu cezayı onaylama kararına duydukları öfkeyi dile getirmek için, en üst düzey adli organ olan Şili Yüksek Mahkemesi önünde toplanmıştır. 


2017 yılında yapılan bir röportajda, CONAF’ın Magallanes bölgesi direktörü, beş yıllık bir süre zarfında Torres del Paine’den yapılan tüm sınır dışı edilme ve uzaklaştırılma işlemlerinin neredeyse üçte ikisinden İsrailli turistlerin sorumlu olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorunlu seyir, birçok yerel konaklama işletmesi sahibinin İsrail vatandaşlarına hizmet vermeyi reddetme yönünde gayriresmî politikalar benimsemesine de yol açmıştır. (Tabii hakkaniyetli Güney Amerikalıların bu doğal reaksiyonuna da Yahudiler -ki yakalanan kundakçıların üstlerinden IDF kartlarının çıktığı pek çok video kaydıyla sabittir-, Aralık 2025’ten başlayıp Şubat 2026’ya dek sürerken Patagonya’nın neredeyse dörtte birini yok etmiş suni bir yangınla karşılık vermişlerdir ve böylece “Andinia Planı” Milei’nin yeni kararnamelerinin de desteğiyle biraz daha ivme kazanmıştır.)


İlginçtir ki, Yahudi diasporası (diaspora: anavatanları dışındaki topraklarda yaşayan topluluklar) bir asırdan fazla bir süredir Arjantin’de sağlam kökler inşa etmiştir. Arjantin’e Yahudi göçü, Arjantin hükümetinin geniş ve az gelişmiş topraklarını nüfuslandırmak için yoğun ve agresif bir kitlesel göç politikası izlediği 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanmaktadır. 1850’den 1913’e kadar Arjantin, Avrupa’dan -büyük ölçüde Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’dan gelen- 6,2 milyon göçmeni ağırlamıştır. Rusya Çarlığı ve Doğu Avrupa’daki etnik çatışmalardan (pogromlardan) kaçan Avrupa Yahudileri de Arjantin’e gelenler arasındaydı. 1889 ile 20. yüzyılın başları arasında binlerce Yahudi göçmen gelerek Entre Ríos (Arjantin’in kuzeydoğusunda yer alan bir eyalet) ve Santa Fe (Arjantin’in orta-kuzey kesiminde yer alan bir eyalet) gibi eyaletlerde tarım kolonileri kurdu. Bunların en ünlüsü olan Moises Ville (Santa Fe eyaletinde bulunan tarihî Yahudi tarım kolonisi yerleşkesi), “Arjantin’in Kudüs’ü” olarak tanındı ve Yahudi “hayırsever” bankacı Baron Maurice de Hirsch tarafından kurulan Jewish Colonization Association (Yahudi Kolonizasyon Birliği) tarafından desteklendi. Bu yerleşimlerin özerk/otonom topluluklar olarak işlev görmesi amaçlanmıştı. Filistin dışındaki Yahudi yerleşimleri kavramı, ilk Siyonistlerin birçoğu tarafından ciddi şekilde değerlendirilmişti. Theodor Herzl (Modern Siyonizmin kurucusu olan Avusturya ikametli Yahudi gazeteci ve yazar), temel eseri olan Der Judenstaat (Yahudi Devleti - 1896) kitabında Arjantin’i, Filistin’in yanı sıra Yahudi yerleşimi için potansiyel bir yer olarak listelemişti. Herzl, Arjantin’in geniş, verimli topraklarını ve seyrek nüfusunu birer avantaj olarak belirtmişti, ancak onun vizyonu bağımsız bir Yahudi devletinden ziyade yerel bir özerklik yönündeydi. (Şunu da belirtmek gerekir ki Siyonizmin babası Herzl, antisemitizmin “Yahudi sorunu”na karşı doğal bir tepki olduğuna, bunun sorumluluğunun Yahudilere ait olduğuna ve antisemitizme son verebilecek hiçbir yasa, yalan ve propagandanın da var olamayacağına inanıyordu. Aksini iddia edecek olanlar, Herzl’ın adı geçen kitabını okumamışlardır.) Filistin dışında bir Yahudi vatanı kurulması fikri, nihayetinde dünyanın herhangi bir yerinde Yahudi özerkliği kurmayı amaçlayan Jewish Territorialist Organization (Yahudi Bölgeci Örgütü; Filistin dışında da bir Yahudi vatanı kurulabileceğini savunan, Siyonizmden ayrılmış tarihî organizasyon) hareketinin bölünmesine yol açtı, ancak bu planlar hiçbir zaman gerçekleşmedi. Buna rağmen, Yahudi göçü Arjantin’e damla damla akmaya devam etti. En parlak döneminde Yahudi Kolonizasyon Birliği, 600.000 hektardan fazla araziye sahipti ve 1920 yılına gelindiğinde Arjantin’de 150.000’den fazla Yahudi yaşıyordu. Ülkenin seyrek nüfuslu toprakları ve dinî hoşgörü geleneği, Rus İmparatorluğu’nda artık istenmeyen ve varlıkları tükenen Eski Dünya (Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kapsamı) Yahudileri için burayı cazip bir durak hâline getirdi. Yaklaşık 250.000 Yahudi ile Arjantin, şu anda Latin Amerika’daki en büyük, İsrail dışındaki ise beşinci en büyük Yahudi cemaatine sahiptir.


Şimdi Milei, Arjantin’i dünyadaki en Yahudi yanlısı ülkelerden birine dönüştürürken, burası Yahudiler için güvenli bir sığınak olarak ortaya çıkabilir. İstikrarsızlık İsrail’in geleceğini gölgelerken, Arjantin’in daha sakin jeopolitik ortamı ve geniş, sorunsuz coğrafyası, Siyonist projenin sekteye uğraması durumunda burayı cazip bir geri çekilme noktası ya da son sığınak hâline getirebilir. İsrail’in kalıcılığının artık %100 garanti altında görülmediği bir dünyada Arjantin, kendisini sessizce bir “B Planı” olarak konumlandırıyor.


Yahudi Dünyasının Çıkarlarına Hizmet Etmek

Javier Milei, 31 Mart 2026’da İran’ın İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nu resmî olarak bir terör örgütü ilân ederek Buenos Aires’i, İran ile tırmanan çatışmalarında tam anlamıyla Washington ve Tel Aviv’in yanına yerleştirdi. Bu karar İsrailli yetkililerin övgüsünü toplarken, bu adımı Amerikan ve Siyonist baskılara bir teslimiyet olarak nitelendirerek reddeden İran tarafından kınandı. Yine de Milei’nin bu eylemi, son dönem Arjantin dış politikasından radikal bir kopuş veya âni bir sapma olarak görülmemelidir. Aksine bu adım, selefi Mauricio Macri (2015-2019 yılları arasında görev yapan eski Arjantin Devlet Başkanı) döneminde başlayan -ki Macri, 2019 yılında Hizbullah’ı bir terör örgütü olarak ilân etmiş ve Tel Aviv ile güvenlik işbirliğini derinleştirmişti- ve şimdi Milei yönetiminde en abartılı, en uç ifadesine ulaşan güçlü bir İsrail yanlısı rotanın mantıksal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Bu rotayı tam anlamıyla kavramak Arjantin, İsrail ve İran’ı neredeyse seksen yıllık diplomatik manevralar, terör şiddeti ve üzerinde uzlaşılamayan anlatılar zinciri boyunca birbirine bağlayan karmaşık tarihi gün yüzüne çıkarmayı gerektirir.


Arjantin, 1949 yılında İsrail Devleti’ni resmen tanıdı ve her iki ülkede de onlarca yıl süren siyasi çalkantılara rağmen varlığını sürdürecek olan resmî diplomatik bağlar kurdu. Arjantin, özellikle Buenos Aires’te yoğunlaşmış olan Latin Amerika’nın en büyük Yahudi cemaatine ev sahipliği yapıyordu; bu durum, iki ülke arasındaki ilişkilere diğer Güney Amerika ülkelerinde bulunmayan yerel ve iç siyasi bir boyut kazandırdı. Ancak Arjantin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa adaletinden kaçan NSDAP (Adolf Hitler liderliğindeki Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ve onun ideolojisine mensup kişi/rejim) yetkilileri için de bir sığınak görevi gördü. SS subayı (NSDAP Almanyası’nda paramiliter elit güvenlik, istihbarat ve askerî oluşumun subayı) Adolf Eichmann, Mayıs 1960’ta Mossad ajanları kendisini kaçırıp yargılanmak ve nihayetinde idam edilmek üzere İsrail’e götürene kadar sahte bir kimlikle Buenos Aires’te yaşadı. Arjantin’in bilgisi veya izni olmadan yürütülen bu operasyon, ciddi bir diplomatik krize yol açtı. Buenos Aires, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne şikâyette bulundu ve Konsey, İsrail’in Arjantin egemenliğini ihlal ettiğini ilân eden bir karar tasarısını kabul etti. İsrail’in bu tek taraflı eylem tarzı ve Arjantin’in protestolarından oluşan bu model, takip eden onlarca yıl boyunca tekrarlanacak; hem işbirliği hem de gerilimle tanımlanan ilişkiler için âdeta bir şablon oluşturacaktı.


Arjantin’in 1976’dan 1983’e kadar süren askerî diktatörlük dönemi, kendi içinde gerilimli dinamikler üretti. Askerî cunta (yönetime yasa dışı yollarla el koyan subaylar kurulu) solculara, muhaliflere ve yıkıcı/rejim karşıtı olarak algılanan kişilere karşı cezalandırıcı, acımasız bir kampanya yürüterek tahminen 30.000 insanı kaçırdı, işkence etti ve öldürdü. Kurbanlar arasında Yahudiler oransal olarak fazlasıyla yüksek bir paya sahipti. İnsan hakları örgütlerine göre Yahudiler, ülke nüfusunun %1’inden daha azını oluşturmalarına rağmen, gözaltına alınan ve zorla kaybedilenlerin %5 ila %12’sini oluşturuyordu; bu da askerî cuntanın Yahudi cemaatini orantısız bir şekilde hedef aldığını açıkça göstermekteydi. Buna rağmen, İsrail’in askerî cunta ile ilişkileri bu dönem boyunca işlevsel kalmaya devam etti. Soğuk Savaş dinamikleri, anti-komünizm ideolojisini insan hakları mülahazalarının üzerine yerleştirmişti. Gizliliği kaldırılan British Foreign Office (İngiltere Dışişleri Bakanlığı) belgelerinin ortaya koyduğu üzere İsrail, zulüm ve katliam raporları artarken bile Arjantin hükümetiyle silah satışlarını ve askerî işbirliğini sürdürdü; cuntaya yapılan İsrail askerî ihracatının 700 milyon dolar ile 1 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Demokrasi, 1983 yılında, bir yandan İsrail ile istikrarlı ilişkileri sürdürürken diğer yandan cunta üyelerini işledikleri suçlardan dolayı yargılayan Devlet Başkanı Raúl Alfonsín (Arjantin’de askeri diktatörlük sonrası demokratik yollarla seçilen ilk devlet başkanı) döneminde geri döndü.


Daha sonra 1989 yılında devlet başkanlığı koltuğuna Carlos Menem oturdu ve Arjantin dış politikasını derhâl Batı kampına doğru yeniden hizaladı. İslâm dininden Katolikliğe geçmiş Suriye kökenli bir Peronist (Arjantinli lider Juan Peron’un sosyal adalet, devletçilik ve milliyetçilik odaklı popülist siyasi hareketine mensup kişi) olan Menem, 1991 Körfez Savaşı’nda Amerikan liderliğindeki koalisyona katılması için savaş gemileri göndererek Arjantin’i koalisyona askerî güç katkısında bulunan tek Latin Amerika ülkesi yaptı. Washington ile yakın bağlar geliştirdi ve bu ilişki aracılığıyla Kudüs’le de yakınlaştı. Arjantin tarihinin en ölümcül iki terör saldırısını, işte bu Batı eksenine hizalanma döneminde yaşadı. 17 Mart 1992’de bir intihar bombacısı, patlayıcılarla dolu bir kamyonu Buenos Aires’teki İsrail Büyükelçiliği’ne sürerek 29 kişinin ölümüne ve 242 kişinin yaralanmasına neden oldu. İki yıl sonra, 18 Temmuz 1994’te bir başka bombalı kamyon AMIA binasını yerle bir etti; bu saldırıda 85 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. AMIA saldırısı, Arjantin tarihindeki en ölümcül terör olayı olmaya devam etmektedir.


İsrail istihbaratı ile yakın işbirliği içinde çalışan Arjantinli müfettişler, nihayetinde her iki saldırıyı da İran ve Hizbullah’ın organize ettiği sonucuna vardı. Arjantin Yargıtayı (Court of Cassation; Arjantin’in en üst düzey ceza temyiz mahkemesi) tarafından 2024 yılında verilen tarihî bir kararla da onaylanan resmî anlatıya göre, Tahran bu bombalama eylemlerini, Arjantin’in İran’a nükleer teknoloji sağlayacak üç sözleşmeyi iptal etmesine misilleme olarak emretmişti; bu baskı, Buenos Aires’i rotasını tersine çevirmeye zorlamayı amaçlıyordu. Interpol (Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı), Arjantin’in talebi üzerine altı İranlı yetkili hakkında kırmızı bülten (suçlunun uluslararası düzeyde aranıp yakalanması için Interpol tarafından çıkarılan ihtarname) çıkardı; bu isimler arasında, 1994 saldırısı sırasında Kudüs Gücü’ne (İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun ülke dışındaki askerî ve istihbaratî operasyonlardan sorumlu özel elit kolu) komuta eden ve o zamandan beri yükselerek bizzat İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun başına geçen Ahmad Vahidi de bulunuyordu. Ancak Gareth Porter (Amerikalı gazeteci, yazar ve dış politika analisti) gibi araştırmacı gazeteciler bu suçlamaların kanıt temelini sorguladılar. Porter, soruşturmaya başlangıcından itibaren musallat olan, kayıp kanıtlar, geri çekilen ifadeler ve önemsenmemiş ipuçları dâhil olmak üzere prosedürel kaosa işaret etti. İran’a karşı açılan davanın, büyük ölçüde güvenilirlikleri şüpheli olan sığınmacıların ifadelerine ve hiçbir zaman bağımsız olarak doğrulanmamış istihbarat değerlendirmelerine dayandığını savundu. Porter, orijinal soruşturmanın, İsrail ve Amerikan istihbarat servislerinin baskısı altında aniden İran teorisine dönmeden önce, başlangıçta yozlaşmış Arjantinli polis memurlarını içeren bir “yerel bağlantı” üzerine odaklandığını belirtti. 2004 yılında bir Arjantin federal mahkemesi, polis ve istihbarat yetkililerinin kilit bir tanığa Buenos Aires polis memurlarını suçlayan sahte ifade uydurması için 400.000 dolar ödeyip soruşturmayı kasten sabote ettiğini tespit ederek orijinal soruşturmayı hükümsüz ve geçersiz ilân etti. Yargıç Juan José Galeano (AMIA davasına bakan ve daha sonra davayı karartmaktan mahkûm edilen Arjantinli eski federal yargıç) daha sonra görevden azledildi ve bu örtbas etme olayındaki rolü nedeniyle hapse atıldı. 1992 ve 1994 yıllarında gerçekte ne olduğu sorusu günümüzde de tartışmalı olmaya devam etmektedir.


Bu sarsıcı yargı kararı çıktığında Arjantin zaten yeni bir siyasi döneme girmişti. Néstor Kirchner 2003 yılında göreve başladı. Eşi ve halefi (kendisinden sonraki devlet başkanı) Cristina Fernández de Kirchner ile birlikte Arjantin’i 12 yıl boyunca yönettiler. Kirchner hükümetleri, AMIA davasına ve İran ile ilişkilere belirgin şekilde farklı bir yaklaşım izledi. 27 Ocak 2013’te Cristina Kirchner, bombalamayı araştırmak üzere ortak bir “hakikat komisyonu” kurulmasını öngören bir mutabakat zaptını Tahran ile imzaladı. Arjantin Yahudi cemaati kuruluşu DAIA (Delegación de Asociaciones Israelitas Argentinas) ve özel savcı Alberto Nisman (AMIA davasını araştıran Arjantinli hukukçu ve özel savcı) dâhil olmak üzere eleştirmenler, bu anlaşmayı kurbanlara bir ihanet ve İranlı şüphelileri hesap verebilirlikten koruma girişimi olarak kınadılar. Kirchner ve destekçileri ise İran’ın kendi vatandaşlarını iade etmeyi kategorik olarak reddetmesi göz önüne alındığında, bu zaptın cevaplara ulaşmak için tek gerçekçi yol olduğunu savundular. Mutabakat zaptı hiçbir zaman yürürlüğe girmedi: Arjantin Kongresi anlaşmayı onayladı ancak İran Parlamentosu tasdik etmedi ve Arjantin mahkemeleri daha sonra bunu anayasaya aykırı ilân etti. Bu tartışma, Ocak 2015’te, İran’a karşı davayı inşa etmek için on yılını harcayan özel savcı Alberto Nisman’ın, Buenos Aires’teki dairesinde başından tek kurşunla vurulmuş hâlde ölü bulunmasıyla patlama noktasına ulaştı. Nisman, Kirchner’in avantajlı petrol anlaşmaları karşılığında İran’ın bu işteki parmağını örtbas etmek için komplo kurduğunu iddia eden kanıtları Kongre’ye sunmasının planlandığı günden tam bir gün önce öldü. Nisman’ın ölümü başlangıçta intihar olarak sınıflandırıldı. Daha sonra cinayet olarak yeniden sınıflandırıldı. Hiç kimse mahkûm edilmedi. Bu dava, Arjantin’in en kötü şöhretli çözülememiş suçu olmaya devam etmektedir.


Bu skandal, Kirchner’in devlet başkanlığının son aylarının üzerine uzun bir gölge düşürdü. Mauricio Macri, 2015 yılında Kirchnerist aday Daniel Scioli’yi mağlup etti ve İran politikasındaki rotayı derhâl tersine çevirdi. Aralık 2015’te göreve başlamasından birkaç gün sonra Macri’nin Adalet Bakanlığı, Kirchner hükümetinin İran mutabakat zaptını anayasaya aykırı ilân eden mahkeme kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunu geri çekti; böylece paktı fiilen öldürdü ve Arjantin’in AMIA davasını tek taraflı olarak takip etme sürecini yeniden başlattı. 18 Temmuz 2019’da -AMIA bombalamasının tam 25. yıl dönümünde- Arjantin Mali İstihbarat Birimi (UIF; Unidad de Información Financiera: Kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadele eden Arjantin devlet kurumu), Hizbullah’ı resmî olarak bir terör örgütü ilân etti ve varlıklarını dondurdu; böylece Arjantin, bir “askerî kanat” ile “siyasi kanat” arasında ayrım yapmaksızın bunu yapan ilk Latin Amerika ülkesi oldu. Birim, “Hizbullah’ın Arjantin Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğine ve finansal, iktisadi düzeninin bütünlüğüne yönelik güncel ve aktif bir tehdit temsil etmeye devam ettiğini” belirtti.


Bu eksene kayış, Milei’nin, üzerinde yükseleceği temeli oluşturdu. Macri’nin steroidli hâlinden başka bir şey olmayan Javier Milei, devleti büyük ölçüde küçültmeyi, ekonomiyi dolarize etmeyi (resmî para birimi olarak ABD dolarına geçmeyi) ve Arjantin’i açık ve net bir şekilde Birleşik Devletler ve İsrail ile aynı hizaya getirmeyi vaat eden liberteryen bir radikal olarak kampanya yürüttü. Kendisini felsefi olarak Yahudi olarak tanımladı ve Yahudiliğe geçme arzusunu dile getirdi. Arjantin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımayı taahhüt etti; bu sembolik jest, Arjantin’i bu tartışmalı şehir üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan küçücük bir avuç ulus arasına yerleştirecektir. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü olarak ilân edilmesi, Milei’nin bu yöneliminin şimdiye kadarki en çarpıcı ve dramatik tezahürüdür. Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütü olarak damgalayan Arjantin de Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Avrupa Birliği ve diğer birkaç hükümeti içeren bir blok içine katılmış olmaktadır. Bu tanımlama, Arjantin’de faaliyet gösteren İran Devrim Muhafızları Ordusu bağlantılı her türlü birey veya varlık için pratik ve hukuki sonuçlar doğurmakta ve Buenos Aires’in, Washington ile Tel Aviv’in Tahran’a yönelik yürüttüğü Amerikan ve İsrail baskı kampanyasına aktif olarak katılma hevesini göstermektedir. Bu terör ilânı, âni bir politika değişikliği olmaktan çok uzak olup Arjantin dış ilişkilerini onlarca yıldır karakterize eden Siyonist yanlısı bir rotanın nihai ve en yoğun aşamaya ulaşmasını ifade etmektedir. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yaptırım uygulama konusundaki bu aşırı hevesiyle Milei, dünya Yahudiliğine (bir sahte bayrak operasyonu olan King David Oteli bombalı saldırısıyla başlattıkları tüm dünyayı Yahudilere köle etme ajandasına sahip elitlere), Latin Amerika sahnesinde kendilerinin en sarsılmaz, en sadık hizmetkârı olduğu mesajını açıkça vermektedir.



Yazar: Zorbey Uyanık

Yorumlar


Yazı: Blog2 Post
bottom of page