Özgürlüğe Giden Tek Yol Paralel Yapılardır

30/10/2022 - Titus Gebel

Batı'daki siyasi üstünlük savaşı sonuçlandı. Sözde ilericiler kazandı; muhafazakârlar ve liberteryenler kaybetti. Yanlış yönlendirilmiş 1968 kuşağı tarafından başlatılan "kurumlar boyunca uzun bir yürüyüş" başarılı oldu ve şimdi dümende onların çocukları ve torunları var. Eko-sosyalist, kültürel Marksist, kısaca Bolşewoke fikirler siyasette ve kültürde, kamu yönetiminde, medyada, okullarda, üniversitelerde ve hatta giderek iş dünyasında hüküm sürüyor. Hem de hızlanarak. Geride kalan yirmi yıl boyunca aynı merkez-sol bakış açısını koruduysanız, bugün aşırı sağcı olarak kabul ediliyorsunuz.


Neredeyse tüm demokratik devletlerde, büyük kuruluşların zaman içinde sola kayma eğilimi vardır. Bu durum televizyon kanalları, gazeteler, siyasî partiler, devlet kurumları, üniversiteler ve diğer dernekler için de geçerlidir.


Peki bu neden böyledir? Açıklama iki yönlüdür:


Birincisi, kendi başınıza bir şeyler veya projeler üretmeyi seviyorsanız veya geçiminizi sağlamak için çalışmayı ve daha sonra ailenizle özel hayatınızın tadını çıkarmayı tercih ediyorsanız, muhtemelen bu kurumlardan herhangi birine katılmaya daha az meyillisinizdir. Öte yandan, diğer insanları manipüle etmeyi ve onları kontrol etmeyi seviyorsanız, bu kurumlara katılmaya çok meyillisiniz demektir.


İlk pozisyon daha ziyade muhafazakâr pozisyonlarla, ikincisi ise daha ziyade progresif pozisyonlarla ilişkilidir. Ve tam da İlerici fikirlerin en temel özelliği çalışmamaları olduğu için, İlericiler hayatta kalmak amacıyla, fikirlerin çalışmak zorunda olmadığı kurumlarda toplanırlar. Bu yüzden İlericiler, ekonomik olarak ölçülebilir sonuçların elde edilmesinin gerekmediği mesleklerde orantısız bir şekilde bulunabilmektedir.


Bu nedenle, İlericiler genellikle medya çalışanları, öğretmenler, profesörler, politikacılar ya da devlet hizmetinde veya vergilerle finanse edilen sivil toplum kuruluşlarında çalışan kişilerdir. Bunun ek bir etkisi de kurbanları piyasada kendilerini kanıtlamakla, kendi hayatlarını kazanmakla ve aynı zamanda vergiler yoluyla İlerici muhaliflerini desteklemekle meşgulken, bu pozisyonlarını ajitasyon yapmak ve kalıcı olarak itibarsızlaştırmak için kullanabilmeleridir.


İkincisi, muhafazakârlar ve liberteryenler farklı siyasî tutumlara karşı daha hoşgörülü olma eğilimindedirler. Eğer bir kişi kendi kuruluşlarında solcu olarak biliniyorsa, çoğunlukla bu kişinin kalmasına izin verirler. İlericiler için durum böyle değildir: İlerici olmayan ve aydınlanmamış ya da ayartılmış olarak gördükleri tüm yurttaşları kendilerine misyon edinmek ve kendilerinin tanımladığı bir mutluluğa zorlamak isterler. İlericiler sadece kendileriyle aynı dünya görüşüne sahip olanlara bir örgütte yer verirler ve muhalifleri her türlü yöntemle dışarı atarlar.


Haber merkezlerinde, yayın istasyonlarında, üniversitelerde ve resmî makamlarda on yıllardır bu böyle devam ediyor. Onların görüşünde olmayanlar karalanıyor, bastırılıyor, iftiraya uğruyor. Sonuç olarak, bu kurumların çoğu onarılamayacak şekilde tahrip olmuştur ve artık makul bir çabayla düzeltilemezler.


Eğer biri Elon Musk gibi 50 milyar doları harekete geçirebilirse, Twitter'ı ele geçirebilir. Ancak platformu planlandığı gibi bir ifade özgürlüğü timsaline dönüştürmek yine de zor olacaktır. Çünkü neredeyse tüm çalışanlar sol eğilimli (Biden-Trump başkanlık kampanyasında Twitter çalışanlarının bağış oranları: 98:2). Bu insanların çoğunluğu haklı olduklarına ve iyi bir amaç için mücadele ettiklerine inandıklarından, Musk'ın muhalefete izin verme girişimleri sabote edilecektir. Musk'ın uzun vadede bunu değiştirmek için çalışanların büyük bir çoğunluğunu değiştirmesi gerekecektir.


Benzer şeyler gazeteler, televizyon kanalları, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatları da dâhil olmak üzere idareler, mahkemeler ve neredeyse tüm eğitim kurumları için de geçerlidir. Özgürlük odaklı bir politika anlamında reformlar imkânsız değil ancak son derece zordur ve muhtemelen sönük kalacaktır çünkü mevcut hassasiyetlerin dikkate alınması gerekmektedir.


İnsanları Mutlu Olmaya Zorlamamak

Ayrıca, her yeni öğrenci kuşağının daha da sıkı bir şekilde ideolojikleştirilerek oy verme yaşına geldiğini ve böylece artık tartışmayla ulaşılamayan ve kendilerini rakip argümanlara maruz bırakmaya bile istekli olmayan, giderek daha düzene sokulmuş seçmenler ürettiğini unutmamalıyız. Bu seçmenler devletin tüm sorunlarını çözdüğünü öğreniyor. Sadece küçük bir azınlık kendi düşünce çabalarıyla bu çerçevenin dışına çıkabiliyor.


Neden bu insanları kendi iradeleri dışında mutlu olmaya zorlayalım? Bu sadece sizi sevimsiz ve onları da öfkeli yapar. Bunun yerine, ömür boyu yetişkin ve dolayısıyla kendinden sorumlu bireyler olmayı reddedenler sonuçlarına kendileri katlanmalıdır ve bu sonuçlar ciddi olacaktır. Uyanmış (Woke) ana akımın iddia ettiği ve insanlar tarafından az ya da çok benimsenen hemen her şeyin yanlış olduğunu ve buna dayalı siyasetin bu nedenle kaçınılmaz olarak başarısız olacağını düşünmek yeterlidir.


Örneğin, sanayileşmiş bir ülkenin sadece rüzgar ve güneş enerjisiyle beslenebileceği fikrini ya da dünya nüfusunun hiçbir gübre ve tarım ilacı kullanılmadan organik gıdalarla beslenebileceği inancını, büyük bir refah kaybı olmadan ekonomiye her türlü planlı ekonomi şartlarının dayatılabileceği fikrini veya er ya da geç büyük bir enflasyonu tetiklemeden para arzının istenildiği gibi artırılabileceği fikrini ele alalım.


Ya da örneğin COVID'e karşı, iklim değişikliğine karşı ya da Rusya'ya karşı alınan önlemler gibi sert önlemlerin bir zarar-yarar analizine tâbi tutulmasının tamamen reddedilmesini ele alalım. Erkek ve kadının sosyal yapılar olduğu ve ikiden fazla cinsiyet olduğu fikrini veya tüm insanların tamamen birbirine eşit olduğu ve uygun eğitimle tüm görevleri eşit derecede iyi yapabilecekleri inancını veya sözde iyi bir amaç için ifade özgürlüğünü engelleme veya yaptırım uygulama fikrini vb. ele alalım. On yıllar boyunca biriken hatalar, şimdi gerçek bir yanılsamaya ve kaçınılmaz olarak bir çöküşe yol açıyor.


Acıdan Ders Almak

Mesaj şudur: Az sayıdaki özgürlük savunucusu, artık onarılamayacak sistemleri içeriden değiştirmeye çalışarak enerjilerini boşa harcamamalıdır. Bunun yerine köklü tedavi, bu sistemlerin tamamen ve geri dönülmez bir şekilde başarısız olmasına izin vermek, acı çekerek öğrenmektir. Ancak bu şekilde eko-sosyalist çılgınlık insanların zihinlerinden bir nebze olsun çıkacaktır. Bu acı dolu kadeh artık sonuna kadar bitirilmelidir.


Bu kolay bir ilaç değildir, çünkü felaketin geldiğini görüp zamanında uyaranlar da dâhil olmak üzere pek çok insan bunun sonucunda acı çekecektir. Ancak bu, düşüncede sürdürülebilir bir değişim sağlamanın ve böylece devletçi kolektivizmden uzaklaşarak, başkalarını önemsemeyi de içeren kişisel sorumluluğa yönelmenin tek yoludur. Siyasî kolektivizmin karşıtı bencil bireycilik değil, kendi kaderini tayin etmektir. Ve bu sağ ya da solun ötesinde bir kavramdır.


Temel anlayış şudur: başkalarının zararı pahasına yaşama hakkı diye bir şey yoktur. Elbette, özellikle aile ve arkadaşlar arasında, kendilerine yardım edemeyen insanlara yardım etmek için ahlâken kendimizi zorunlu hissedebiliriz ve hissetmeliyiz. Ayrıca evliliklerde olduğu gibi sözleşmeden doğan yükümlülükleri de üstlenebiliriz. Ancak size geçim kaynağı sağladıkları için alâkasız kişileri dava etme gibi bir insan hakkı yoktur.


Bu anlayış, her şeye gücü yeten bir devletin ötesinde barışçıl bir gelecek için çok önemlidir, bu yüzden biraz üzerinde düşünelim.


Zaman içinde, insan haklarını özgürlükle sınırlamak yerine, iyi niyetli kişiler katılım hakları olarak adlandırılan daha fazla hak eklemişlerdir. Bunlar arasında çalışma hakkı, ücretsiz eğitim hakkı, barınma, giyim, tıbbî bakım, "tatmin edici düzeyde maaş" gibi insanca bir yaşam için gerekli haklar yer almaktadır. Kulağa hoş geliyor, ancak tamamen eksik olan şey, bu hakların yalnızca üçüncü tarafların zararı pahasına ve yalnızca her şeye gücü yeten bir devlet tarafından sağlanabileceğinin anlaşılmasıdır. Bu haklar, insanların özgürlük hakkı ile doğrudan çatışma hâlindedir.


Eğer benim "insan onuruna yakışır" bir apartman dairesine param yetmiyorsa, o zaman bunu başkasının ödemesi gerekir. Bunu kime karşı kim uygulayacak ve insanca bir varoluşun ne olduğuna kim karar verecek? Mevcut durumda bunu ancak devlet yapabilir ve böylece vatandaşlarının mülkiyet haklarına ve bireysel faaliyet özgürlüğüne müdahale etmiş olur.


Başka bir deyişle, başlangıçta devlete karşı bir savunma hakkı olarak tasarlanmış olan temel özgürlük hakları, şimdi devletin vatandaşlarına karşı sahip olduğu ve vatandaşlarının kendilerini onlara karşı savunamayacakları ya da savunmamaları gereken müdahale yetkilerine dönüşmüştür. Bu nedenle, katılım haklarının varlığının sürekli bir pay alma mücadelesine neden olması şaşırtıcı değildir. Bitmek bilmeyen siyasî kavgalar.


Son zamanlarda ortaya atılan evrensel temel gelir fikri, karşılığında hiçbir şey ödemek zorunda kalmadan başkalarının sırtından yaşama hakkına sahip olduğunuza inanmanın mantıksal bir sonucudur. Elbette bu akla yatkın değil. Nihayetinde, bu sadece, daha sonra ellerinden alınabilecek fazlalıklar üretenlerin zararına olabilir. Bu da onların cesaretini kırar. Sonunda devlet, diğerlerinin temel gelirini kazanmak için onları çalışmaya zorlamak zorunda kalacaktır. Başka bir bağlamda, bu yapılandırma kölelik olarak adlandırılır.


Üçüncü tarafların zararına olan haklar gerçekte ayrıcalıklardır. Bunlar önemli ölçüde anlaşmazlığa neden olan bir sapmadır, nifaktır. Doğru anlaşıldığında, yalnızca tek bir temel insan hakkı vardır, o da kişinin kendi belirlediği yaşamı sürdürebilmesi için rahat bırakılma hakkıdır. Diğer tüm insan hakları ya bunun meşru türevleridir ya da üçüncü tarafların zararına gayrimeşru ayrıcalıklardır.


Ancak bu kavrayış içselleştirildiğinde yeni bir çığır açılabilir.


Aksi takdirde, çöküşün ardından, "ılımlı" profesyonel politikacılar tarafından sadece ılıman bir reform yapılacak ve bu da birkaç yıl sonra karmaşaya neden olan güçlerin yeniden işbaşına gelmesine yol açacaktır.


Özgürlük Arayanlar İçin Hareket Alanı

İyi haber şu ki liberteryen, klasik liberal, muhafazakâr ya da her ne olursa olsun özgürlük yanlısı kişiler, büyük bir infilak yerine uzun bir gerileme anlamına da gelebilecek bu çöküşü boş boş beklemek zorunda değiller. Bunun yerine hemen paralel yapılar kurulabilir. Bunun en büyük avantajı, bunu yapmak için çoğunluğa ihtiyacınız olmaması ve kendi başınıza anında bir fark yaratabilmenizdir. Ne de olsa başarılı paralel yapılar, mevcut sistemler giderek daha fazla başarısız olduğunda tam meyvesini verecek bir rol model etkisine sahiptir.


Kuşkusuz bir bit yeniği de var. Bu konuda gerçekten bir şeyler yapmanız, yani konfor alanınızdan çıkmanız gerekiyor. Sadece çevrimiçi medyada her şeyi bilen makaleler veya yorumlar yazmak ya da imza kampanyalarına ve gösterilere katılmak yeterli olmayacaktır. Kendi eylemlerinize dayanarak yeni bir şey yaratmalısınız. Bu çok zahmetli bir iş.


Ancak karşılığında anlamlı bir varoluş sizi bekler, daha iyi ve her şeyden önce daha özgür bir dünyanın tohumlarını atmanızı sağlar. Bizim yaşam süremizde tamamen başarılı olmasa bile, gelecek nesiller için tohum ekilmiş olur. Ve gerçekten de herkes katılabilir ve herkese ihtiyaç vardır.


Diğer tarafın aksine, bu tür girişimler kişinin kendi pahasına ve hayal ürünü anlatılar yerine gerçekliğin kabulüyle gerçekleşir. Bunlara fikirlerin ve sistemlerin rekabetiyle yüzleşme isteği eşlik eder. Ancak bu rekabet baskısı sayesinde kalıcı olarak istikrarlı olan ve kırılganlığı önleyen yapılar kurulabilir.


Kendisini ve içinde bulunduğu durumu acımasızca değerlendiren kişi, ne kadar zor olursa olsun, yine de seçilebilir eylem olanaklarıyla karşı karşıya bırakan şimdiki zaman üzerinde egemenlik kazanır. Buna karşın, bu bilişsel çabayı göstermek istemeyenler sadece statükoyu hak ederler.


İşe Koyulmak

İlerici rejim, gücünü, öncelikle medya, kültür sektörü, merkez bankaları ve eğitim kurumları üzerindeki mutlak hakimiyetine dayandırmaktadır. Dolayısıyla özellikle bu alanlar, alternatif birlikte yaşam sistemlerinin yanı sıra paralel yapıların oluşturulmasına aday teşkil etmektedir.


Bunların ortak noktası, mevcut sistemleri reforme etmeye odaklanmak değil, daha iyi modellerle onları işlevsiz kılmaktır. Söz konusu olan, paralel toplumların ve paralel elitlerin yaratılmasından başka bir şey değildir.


Medya

Medyanın hakimiyeti elbette eleştirel zihinlerin gözünden kaçmadı ve böylece internet sayesinde, birbirinden çok farklı niteliklere sahip sayısız yeni medya ortaya çıktı. Buna sosyal medya alternatifleri de dahil.


ABD'de Joe Rogan ya da Almanya'da Boris Reitschuster gibi, sadece yaptıkları işin kalitesi ve tarafsızlığı sayesinde milyonlarca izleyici çekmeyi başaran medya mensupları var. Onların yanında yorulmak bilmeden yeni bakış açılarını ve gerçekleri gün ışığına çıkaran çok sayıda blog yazarı da var.


Eski geçit tutucular şimdi teknik ve yasal sansür girişimleriyle karşılık veriyor, ancak cin şişeye geri dönmeyecek. Bu iyi bir şey.


Kültür

Charles Knight veya Carl Brun gibi kitaplardaki yeni liberteryen kahraman figürleri geniş kitlelere ulaşmak için gerekenlere sahip. Bir film uyarlaması durumunda, yeni kült seriler bile yaratabilirsiniz. Film ve müzik sektöründe son zamanlarda o kadar çok sanatçının işine son verildi ki uyanmış sürüye boyun eğmek yerine alternatif bir karşı kültürün inşasına aktif olarak katılacak birini bulmak gün geçtikçe daha kolay hâle geliyor.


Eğitim

Çocuklarımızı beyin yıkamadan korumak için acilen eğitimde paralel yapılara ihtiyacımız var. Pek çok ülkede evde eğitimin yasak olduğunu unutmayın.


Neyse ki evde eğitim her zaman alternatif önerileri teşvik etmiştir ve Teksas'taki Austin Üniversitesi gibi tamamen yeni, "nonwoke" yani ilericilik bazında uyanık olmayan üniversiteler de dâhil olmak üzere çok sayıda eğitim olanağı ortaya çıkmıştır.


Bu sektörde de özellikle bilgi aktarımı ve performans ölçümlerinden vazgeçen birçok yaklaşımın başarısız olması muhtemeldir. Böyle bir seçim süreci yeni pazarlarda oldukça normal bir şeydir. Sadece deneme-yanılma yoluyla ve başarılı modellerin taklit edilmesi ve çoğaltılmasıyla daha iyi bir sistem yaratılabilir. Evrim bu şekilde işler. Bunda yanlış bir şey yoktur.


Her yerde olduğu gibi, rekabet işleri canlandırır. İşte benim önerim: Alternatif bir okul eğitimi için, klasik müfredata ek olarak tarihî insanî gelişim bir kıstas olarak alınmalı ve çocuklara sadece bilgi değil, aynı zamanda en azından temel beceriler de öğretilmelidir. Yaş gruplarına göre kademeli olarak, artan zorluk derecesiyle, ateş yakmak, duvar örmek, kıyafet dikmekten metalürji ve bilgisayar tabanlı iş süreçlerine kadar.


Doğru eğitime sahip gençler sadece kendi elleriyle yaptıkları işlere güvenerek hayatta kalmayı başarmakla kalmayacak, aynı zamanda kendi deneyimlerinden yola çıkarak dünyanın özellikle teknolojik ve ekonomik açıdan neden bugün bulunduğu noktada olduğunu da anlayabileceklerdir.


Gerçek eğitim için turnusol testi şu olmalıdır: Diyelim ki zaman makinesiyle Taş Devri'ne ya da Orta Çağ'a geri döndünüz, oradaki insanlara anlamlı bir şeyler öğretebilir misiniz?


Finans

Finans alanındaki paralel yapılar en gelişmiş olanlarıdır. Devlet parası ve merkez bankalarının tekeli Bitcoin ve diğer kripto para birimleri tarafından çoktan kırılmıştır. Bunun önemi abartılmış olamaz. Temel olarak bu, Hayek'in para tekelini hükümetlerin elinden alma çağrısını yerine getiriyor, böylece her birkaç on yılda bir para birimi felaketleriyle karşılaşmaya devam etmeyeceğiz.


Bankalar gibi aracılardan izin almak zorunda kalmadan kişiden kişiye doğrudan ödeme yapabilen herkes doğal olarak rejim için bir tehlikedir. Bu durum özellikle de istenmeyen eleştirmenlerin banka hesaplarının düzenli olarak bloke edildiği şu günlerde geçerlidir.


Bu nedenle, enerji tasarrufu kisvesi altında Bitcoin'i yasaklama çabaları eşliğinde burada da şiddetli bir mücadele bekleyebiliriz. Bu enerji krizi, tam da bundan sorumlu olan müesses nizam tarafından, bitcoin gibi istenmeyen paralel para birimlerini yasaklamak için kullanılabilir. Hem de ne yazık ki, muhtemelen kitlelerin alkışları eşliğinde.


Ancak bu cin de şişeden çıktı ve tamamen geri itilemeyecek konumda. Bitcoin birçok ülkede yasaklansa bile, her yerde yasaklanmayacaktır ve altın destekli ödeme sistemleri de dahil olmak üzere yeterince halefi ve türevi vardır.


Politika ve Sosyal Sistemler

En zor konu, birlikte yaşamanın yeni sistemlerinin, yani yeni siyasî veya sosyal düzenlerin yaratılmasıdır. Mevcut siyasî sistemler hem yönetenler hem de yönetilenler için yanlış teşviklerle karakterize edilmektedir. Yöneticiler sorumlu değildir ve kötü kararlar aldıklarında ekonomik açıdan zarara uğramazlar. Yönetilenler ise oylarıyla ceplerine "bedava" kazanç sağlayabileceklerine inandırılmaktadır. Bu durum devletin güç kullanma tekelini siyasallaştırır ve "toplumsal sözleşme"de sürekli değişikliklere yol açar. Sonuç, bu değişiklikleri belirli bir yönde etkilemek için sürekli bir mücadeledir.


Bu pazara nüfuz etmek özellikle zordur çünkü genellikle ayrılma, devrim ya da en azından seçimlerde mutlak çoğunluğun kazanılmasını gerektirir. Ancak yine de hayata geçirilmesi daha kolay olan paralel yapılar da vardır.


Hür Özel Şehirler

Ben daha önce barışçıl ve gönüllü bir alternatif önermiştim: hür özel şehirler. Hür özel şehir, "devlet hizmeti sağlayıcısı" olarak hareket ederek kâr amacı güden bir şirket, yani şehir işletmecisi tarafından organize edilmesiyle karakterize edilir. Bu işletmeci kısmen ya da tamamen vatandaşlara ait de olabilir.


Bu sıfatla işletmeci, vatandaşlarına yaşam, özgürlük ve mülkiyetin korunmasını garanti eder. Operatör tarafından sağlanan hizmetler arasında iç ve dış güvenlik, önceden tanımlanmış bir yasal ve düzenleyici çerçeve ve bağımsız bir anlaşmazlık çözüm sistemi bulunmaktadır. Katılım %100 gönüllülük esasına dayanır.


İlgilenen bireyler ve şirketler işletmeci ile bir "vatandaş sözleşmesi" imzalamakta ve bu hizmetler için vergi yerine yıllık sabit bir ücret ödemektedir. Bu çerçevede, vatandaşların gönüllü faaliyetleri ve kararları sonucunda "spontane bir düzen" gelişebilir.


İşletmeci daha sonra ilgili vatandaşın rızası olmadan vatandaşlık sözleşmesini tek taraflı olarak değiştiremez. Vatandaşlar ve işletmeci arasındaki anlaşmazlıklar, uluslararası ticaret hukukunda yaygın olduğu üzere, harici tahkim/arabulucu mahkemeler tarafından görülür. Eğer işletmeci tahkim kararlarını görmezden gelir ya da gücünü kötüye kullanırsa, müşterileri işletmeyi terk eder ve işletmeci iflasla karşı karşıya kalır.


Şu anda tüm topraklar hükümetler tarafından kontrol edildiğinden, hür bir özel şehrin kurulması, işletmecinin mevcut bir devletle sözleşmeye dayalı bir anlaşma yapmasını gerektirir. Bu anlaşmada, "ev sahibi ülke" işletmeciye, çeşitli alanlarda yasal özerkliği de içeren belirli koşullar altında belirli bir bölgede hür özel şehir kurma hakkını verir.


Devletler vaat edilen kazançlar karşılığında güçlerinin bir kısmından feragat etmeye istekli olabilirler. Bunlar arasında örneğin istihdam yaratma, yabancı yatırım ve işletmeci tarafından elde edilen kârdan pay alma sayılabilir. Dünya çapında çok sayıda özel ekonomik bölgenin varlığı, ülkelerin bu yola girme konusundaki temel istekliliğini göstermektedir.


Hür Özel Şehirlerin gerçekten de bir şansı var. Çünkü insanlar kendi rızaları olmayan kural ve yönetmeliklerle boyunduruk altına alınmak istemezler. İnsanlar sipariş etmedikleri şeyler için ödeme yapmak istemezler. Ve makul insanların birlikte barış içinde yaşamak için yüzlerce ya da binlerce yasaya ihtiyacı yoktur. İnsanların barışçıl bir şekilde bir araya gelebilecekleri ve işbirliği yapabilecekleri, bununla birlikte zorlayıcı otoriteler tarafından yalnız bırakılacakları güvenli bir alana ihtiyaçları vardır. Hür Özel Şehirler bu insanî arzuları yerine getirebilir. Mevcut siyasî sistemler bunu yapamaz. İşte bu nedenle Hür Özel Şehirlerin başarılı olma şansı vardır. Çünkü eninde sonunda insanlar kendilerine en iyi davranılan yere gideceklerdir.


Kuşkusuz bu kolay bir yol değildir ve buna sıcak bakan ülkelerde bile yıllarca sürecek müzakereler ve mevzuat değişiklikleri gerektirmektedir. Yine de bu yola girilmelidir; ben ve arkadaşlarım bu ya da benzer modeller üzerinde çalışıyoruz ve Honduras gibi yeni gelişen ekonomiler bu yola girdiler. Afrika ve Orta Amerika'da başka projeler de yolda. Ancak Honduras'ta iktidar, sosyalistlerin seçim zaferinin ardından geri adım atmaya başladı bile. İronik olan şu ki dünyanın en yenilikçi yönetim biçimi olan Honduras Ekonomik Kalkınma ve İstihdam Bölgeleri'nden (ZEDE'ler) kurtulmak isteyen politikacılar kendilerini "İlerici" olarak adlandırıyor.


Her ne olursa olsun, ivme orada ve şu anda dünya çapında alternatif yönetim biçimlerini denemek isteyen bir Hür Şehir hareketi var. Bunlar hür özel şehirler, refah bölgeleri, cemiyet tüzüğü şehirleri, Bitcoin şehirleri ve benzerleri olabilir.


Niyet Toplulukları

Ancak çoğu yerde hükümetler sınırlı bir özerklik bile vermeye yanaşmıyor. Ne yapılmalı? Bana göre en iyisi Prusyalı askeri stratejist Carl von Clausewitz'in tavsiye ettiği şeydir: "Önce güvenli bir üs oluşturun."


Sözleşme hukuku ve kooperatif hukukunda kalan özgürlük alanlarından faydalanarak mevcut sistem içerisinde vatandaşların kendileri tarafından küçük ve en küçük birimler oluşturulabilir. Ayrıca benzer düşünen insanlardan oluşan ciddi miktarda bir kitleyi bir araya getirmek, ülke çapında seçimleri kazanmaktan daha kolaydır. Birçok küçük birim arasında sözleşme temelinde işbirliği, özellikle dijital çağda, organizasyonel ve mali açıdan daha verimli, siyasî açıdan çatışmasız ve kültürel açıdan özerk olabilir. Bu yaklaşım kurumsallaştırılabilir - yani, sözleşmeye dayalı olarak veya tanımlanmış bir arazi parçası üzerinde kooperatif niteliğinde bir topluluk kurularak.


Genellikle kolektivist ve eşitlikçi ideallere sahip (kamusal mülkiyet, veganlık, herkese eşit ücret, vb.) tamamen idealist değer toplulukları ve yerleşimleri zaten var. Genellikle tek bir güçlü lidere bağlıdırlar. Temel sorunları, insanların ve çıkarlarının yadsınamaz çeşitliliği nedeniyle genellikle nispeten kısa sürede dağılmalarıdır.


Bu nedenle, başarılı niyet toplulukları üyelerinin yaşamlarını şekillendirme biçimlerine mümkün olduğunca az müdahale etmeli, bunun yerine "yaşa ve yaşat" sloganını benimsemelidir. Sadece gönüllülüğü, özgürlüğü ve aynı zamanda topluluktaki uyumu koruyan belirli ortak değerleri benimsemeleri gerekir.


Bu bağlamda, bir niyet topluluğunun yol gösterici fikirleri şunlar olabilir: sözleşme özgürlüğü, özel mülkiyet, kendi kaderini tayin etme ve piyasa ekonomisi, ayrıca yardım etmeye gönüllülük, türdeşlerinin refahına gösterilecek özen ve bazı bölgelerde kendi dilini ve kültürünü koruma ve aktarma arzusu.


Elbette bu gibi durumlarda tüm devlet yasaları hâlâ geçerlidir; ancak en azından güvenlik, anlaşmazlıkların çözümü ve sosyal uyum alanlarında bu tasarım sayesinde daha hoş bir beraber yaşam tesis edilebilir. Ayrıca, niyetli topluluk, yasal imkânlar dâhilinde mevcut sistemlerden mümkün olduğunca kaçınmak amacıyla enerji tedariki, eğitim ve sosyal güvenlik alanlarında kademeli olarak kendi paralel sistemlerini kurmaya çalışabilir. Kendi (kripto) para biriminin yaratılması veya mevcut bir para biriminin kullanılması da düşünülebilir. Niyet topluluğunun başvuru sahiplerini reddetmesine ve kuralları ihlal edenleri tasfiye etmesine izin vererek pozitif seçim yapmak mümkündür.


Sonuç

Önümüzdeki çalkantılı zamanlarda yalnız kalmamak için paralel yapıları hemen başlatmaya çalışmalıyız. Bu iyi bir şey olur. Yeni değer toplulukları yaratılabilir. İnsanlar birbirlerini tanır ve birbirlerine yardım ederler. Bu yolda ilerlemek güven verir, hatta çoğu zaman eğlencelidir ve konuşmaktan ziyade eyleme geçerek sapla saman birbirinden ayrılmış olur.


Her zaman bir şekilde devam eder. Nasıl olacağı bize kalmış.


Hadi ellerimize tükürelim ve işe koyulalım.



Yazar: Titus Gebel

Titus Gebel, Free Private Cities, Inc'in kurucu başkanı ve CEO'su, TIPOLIS, Inc'in CEO'su ve Seasteading Enstitüsü'nün başkanıdır. Ayrıca uluslararası hukuk alanında doktora yapmış bir Alman girişimcidir ve Free Private Cities: Making Governments Compete For You kitabının yazarıdır. Kurucusu olduğu vakıf olan Free Cities Foundation'ı ziyaret edebilirsiniz.


Çevirmen: Zorbey Uyanık Editör: Fırat Kaan Aşkın Bu yazı mises.org sitesinin "Parallel Structures Are the Only Way to Freedom" adlı yazısının çevirisidir.

99 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör