top of page

Nice Yıllara Profesör Hoppe! 🎂

Avusturya Okulu’nun Genlerini Korumaya Her Şeyini Feda Etmiş ve İlkesiz Yozlaşmaya Karşı Dimdik Durmuş Hans-Hermann Hoppe İçin Bir Ahit


Hoppe hep haklıydı!

Bugün, Murray N. Rothbard’ın entelektüel mirasını ve Avusturya İktisat Okulu’nun tavizsiz rasyonalist radikalizmini omuzlarında taşıyan, günümüzün en büyük düşünürü Hans-Hermann Hoppe’nın doğum gününü kutluyoruz. Bu kutlama, radikal bir filozofun yaş gününü tebrik etmenin çok ötesinde, aynı zamanda Auburn, Alabama’daki kurumsal yapının ilkelerinden saparak büründüğü siyasi oportünistliğe, kurumsal menfaatlerle münferit koltuk sevdasına ve devletçi siyasi figüranlığa teslim olmuş bir vasatlığa karşı entelektüel kılıçları çekmektir.

 

Mises Enstitüsü’nü sıradan bir Beltway think tank (Washington DC güdümündeki düşünce kuruluşu) olmaktan ayıran ve onu küresel bir entelektüel kale hâline getiren harç, Murray N. Rothbard ve Hans-Hermann Hoppe’nın tavizsiz aksiyomatik ve metodolojik duruşlarıydı. Bu duruş, devlete ve onun kronist kartellerine karşı tam bağımsızlık, devletsiz doğal düzen, savaşa ve emperyalizme kökten karşıtlık, her türlü devlet müdahaleciliğine reddiye, sosyalizmin imkânsızlığı ve siyonist devletçi istila ajandalarına mesafe ilkeleri üzerine inşa edilmişti. Zira Rothbard ve Hoppe için Anarko-kapitalizm ve Liberteryenizm devlete şirin görünmeye çalışan bir oy hesabından, devletin kurallarıyla oynanan bir seçim kampanyası ajitasyonundan ve “daha az vergi alan bir devlet” pazarlığından ziyade, mülkiyet hakları ve praksiyolojiye dayanan radikal bir doğal düzen arayışının uzlaşmaz mantıksal sonucudur. Daha da açık konuşmak gerekirse; Rothbard ve Hoppe’nın büyük bir özveriyle harcını kardığı ve Mises Enstitüsü’nü ayakta tutan beş sarsılmaz sütun vardı:


  • Savaşa Karşı Olmak (Anti-war): Devletin büyüme mekanizmasının ana yakıtı olan emperyalist savaşlara, azgınca artan askerî bütçelere ve NATO ile BM gibi küresel manipülasyon araçlarına eksiksiz reddiye.

  • Devlete Karşı Olmak (Anti-state): Devletin “gerekli bir kötü” değil, tanımı gereği organize bir hırsızlık ve gasp çetesi olduğunu, kamu hukukunun ise çete içi kurallardan ibaret bulunduğunu vurgulamak.

  • Siyonizme ve Emperyalist İttifaklara Karşı Olmak (Anti-zionism): Devletçi-Siyonist ajandaların, Orta Doğu başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki müdahaleciliğin ve ABD dış politikasının bu odaklarca rehin alınmasının liberteryen etik açısından kabul edilemezliğini ifşa etmek.

  • Sosyalizme Karşı Olmak (Anti-socialism): Sadece Misesyen rasyonel iktsadi hesaplama imkânsızlığı üzerinden değil, mülkiyet haklarının ihlali ve kamu mülkiyetinin kaçınılmaz çürümesi üzerinden sosyalizmin her biçimini mahkûm etmek.

  • Müdahaleciliğe Karşı Olmak (Anti-interventionism): İster iç piyasada regülasyonlar ve vergiler, ister dış politikada askerî ya da diplomatik müdahale olsun, devletin parmağının değdiği her alanı meşruiyet dışı saymak.


Bugün Mises Enstitüsü’nün mevcut yönetimi, dünyadaki nüfuzu tehlikeli bir hâl almış çok küçük bir dinî etno-sentrizmin kullanışlı ahmağı olan bir delinin peşinden giderek enstitünün kuruluş genlerine hıyanet etmiş ve entelektüel intiharını gerçekleştirmiş durumdadır. Sürekli “anarko-kapitalist ve liberteryen” olarak ambalajlanan Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin koltuğa oturmasıyla başlayan kör partizanlık ve “Milei fanatizmi”, enstitünün üzerine tüy diktiği bir yozlaşma vesikası hâline gelmiştir. Sözde “anarko-kapitalist” ilan edilen çatlak bir demagog-politikacının enflasyonist ve yağmacı Devlet mekanizmasını işletmesi, tüm vaatlerinin aksine merkez bankası ve Keynesyen bütçe illüzyonlarını irrasyonel gerekçeler ve laf kalabalığıyla sürdürmesi, uluslararası finans kuruluşlarıyla (IMF) pazarlığa oturup devlet borçlarını ödemek için halkı vergilendirmeye devam etmesi, savaş suçlusu ve soykırımcı Netanyahu ile en adi Neo-con’lardan bile daha sıkı fıkı durarak ve sürekli Kudüs’teki duvarı zırıl zırıl salya-sümük öperek açıkça Siyonist siyasetin ve müdahaleci emperyalizmin şakşakçılığını yapması, Mises Enstitüsü’ndeki fanatik tahrifçiler tarafından göz ardı edilmiş, hatta Jesús Huerta de Soto, Walter Block, Philipp Bagus ve Joe Salerno gibi isimler eliyle Milei âdeta bir “Rothbardyen kahraman” olarak pazarlanmıştır. Mises Enstitüsü’nün bu devletçi icraatları bir “başarı hikâyesi” gibi ambalajlaması, Rothbard’ın radikalizmini, onun ömrü boyunca savaştığı siyasi iktidar şakşakçılığına kurban ederken, Mises-Rothbard-Hoppe çizgisini de devletçi-siyonist bir siyasetçinin goygoyculuğuna malzeme etmekte ve enstitünün radikal damarını kesip atmaya yeltenmektedir.


Hoppe’nın kurucusu olduğu Property and Freedom Society’nin web sitesinde yayımlanan “Mises Institute: Quo Vadis?” ve müteakip vesikalarla bağımsız araştırmacıların ortaya koyduğu veriler, enstitü içindeki kurumsal çürümeyi belgelere dayalı olarak gözler önüne sermiştir. Bu süreçte yaşanan skandallar zinciri eksiksiz olarak şunlardır:


  1. Enstitünün kurucusu ve Rothbard’ın en yakın yol arkadaşlarından Lew Rockwell’in ağırlaşan sağlık sorunları (konuşma ve yazma yeteneğini kaybetmesi) fırsat bilinmiş, onun adına yazılar ve bağış mektupları yayımlanarak yönetim de facto bir klik tarafından ele geçirilmiştir.

  2. Enstitü Başkanı Thomas DiLorenzo ve CFO Karen De Coster, Joe Salerno liderliğindeki bürokratik cunta tarafından görevden uzaklaştırılmış (kovulmuş), ancak bağışçılara ve kamuoyuna “kendi istekleriyle istifa ettiler” yalanı söylenerek Gizlilik Sözleşmeleri (NDA) arkasına saklanılmıştır.

  3. Hans-Hermann Hoppe’nın Milei’nin sahte anarko-kapitalizmini ve enstitünün sapmasını eleştiren beyanat ve makaleleri sansürlenmiş, ardından Hoppe, onlarca yıllık emeği yok sayılarak enstitünün “Kıdemli Seçkin Üyesi” (Senior Distinguished Fellow) unvanından azledilmiştir.

  4. Hoppe’ya daimî desteğiyle ve ilkesel duruşuyla tanıdığımız Stephan Kinsella gibi radikal öz-sahiplikçi, argümantasyon etikçi, mülkiyetçi-piyasacı anarşistler ve fikrî mülkiyet karşıtı hukukçu kuramcılar, söz konusu destek ve ilkelilikleri yüzünden enstitüden tamamen uzaklaştırılmıştır.


Statüko avcıları, oy avcısı siyasetçilerin önünde ilik düğmeleyen sözde liberteryenler ve enstitü koltuklarına çöreklenmiş bürokratlar bilmelidir ki: Gerçekler kurumsal darbelerle silinemez. Murray Rothbard’ın miras bıraktığı, Hans-Hermann Hoppe’nın saf metodoloji ve keskin etikle zirveye taşıdığı ilkeli radikalizm binalara, unvanlara ya da bağış fonlarına hapsedilemez. Profesör Hoppe’nın kurucu başkanlığını icra ettiği Property and Freedom Society, devletten, siyasi partilerden, etnik dinlerden ve ilkesiz uzlaşmalardan arındırılmış bağımsız akılcı ve etik bir düşünce kalesi olarak bu bayrağı dalgalandırmaya devam edecek ve pek tabii sizin yerinizi dolduracaktır.


İyi ki doğdun ve iyi ki varsın Üstat Hans-Hermann Hoppe! Hoppeanlar olarak söz veriyoruz: Ne Milei ve benzeri devletçi aktörlerin sevdalılarının liberteryenizmi kirleten oportünizmlerine geçit vereceğiz, ne devlete, savaşa ve Küreselci/Siyonist ajandalara karşı verdiğimiz amansız mücadeleden bir adım geri atacağız ne de senin yılmaz bir şekilde savunduğun Mises ve Rothbard mirasının sulandırılması rezaletine göz yumacağız. Mücadele, son devlet ve onun son saray entelektüeli işbirlikçisi tasfiye edilene kadar tam bir ilkeli kararlılıkla sürecektir. Mises Enstitüsü’nü Milei Enstitüsü yaparak seni dışlayan çakallardan mutlaka hesap soracağız.


Yorumlar


Yazı: Blog2 Post
bottom of page