İlkelliğe Övgü
- Çınar Akyol
- 1 gün önce
- 6 dakikada okunur

Daha önce dâhil olduğunuz herhangi bir tartışmada, taraflardan biri ifade ettiğiniz görüş veya fikirler için “ilkel”, “çağ dışı” ve benzeri nitelendirmelerde bulundu mu? Bulunduysa, yüksek ihtimalle ancak kesin olmamak koşuluyla, siz de bizlerden biri olduğunuzun bilincine varabilir, bu “ilkelliğin” tadına, birazdan okuyacağınız yazının yardımıyla varabilirsiniz. “Kesin olmamak koşuluyla” eklemesini yapmamın altında yatan sebep, bu ithamın hedefi olan bireyin karşısında yer alan ve bu ithamı ona doğrultan bireyden zekâ düzeyi konusunda pek bir fark göstermediği durumların varlığını da baştan vurgulamaktı. Dolayısıyla, bu yazının konusu olan kişilerin ideolojik görüşlerini -Hoppeanism başı çekmek üzere- Avusturya İktisat Ekolü’nün vizyonu oluşturmaktadır. Bu kişiler bu vizyonu radikal şekilde benimsemişler ve uğruna mücadele vermektelerdir. Bu mücadele, bireyin ve bağlı olduğu toplumun huzur ve refah ortamı için tehlike teşkil eden her ideolojinin savunuculuğunu yapan herkese karşı yürütülmektedir ve her ne kadar bu refah ve barış düşmanları, Hoppeanların karşısına çıkabilmek için gereken asgari entelektüel düzeye dahi erişememiş olsalar da bu insanların bağlı olduğu koyun sürüsünün sahipleri, günümüz dünyasını yönlendirmektedir ve faaliyetleri bizim de yaşamımıza doğrudan etki etmektedir. Yani istense de istenmese de, bu insanlarla münazaraya girmek mecburiyetinde kalınacağı durumlar olacaktır. Bu yazı da bu durumlarda, bu sürünün üyeleri tarafından sıkça dile getirilen söylemlerden bir tanesine değinmekte ve bizim için ne anlama geldiğini, daha doğrusu ne anlama gelmesi gerektiğini anlatmaktadır.
Öncelikle, bu söylemde bulunan kişinin amacı anlaşılmalı ve “çağ dışı” olma kavramı tanımlanmalıdır. Aynı veya benzer söylemde bulunan kişi, karşısındaki kişinin içinde bulunulan dönem yerine, daha geçmişte yer alan bir zaman diliminde yaşamasını daha uygun görmektedir çünkü onun fikrince, geçmişin insanının zihniyeti karşısındakininki ile, modern zihniyete nazaran daha uyumludur. Kişi her ne kadar bunu dile getirmese de, bu şekilde, geçmişin insanının düşünüş biçimini, fikirlerini ve inançlarını küçümsemekte ve hatta tümden zararlı oldukları çıkarımını yaparak aşağılamaktadır. “Modern insan haklı olandır, üstün olandır” argümanı, kişi tarafından modern insanın geçmişe göre daha iyi şartlarda, huzurun ve barışın hakimiyetinin daha sağlam olduğu bir dönemde yaşadığı düşüncesi üzerinde temellendirilmektedir. (Düşünce doğru olsa da bu kişinin kullanımına uygun değildir.) Hoppe’nın tam onikiden vurduğu meşhur sözleriyle açıklayacak olursak, modern insanın modern (=ideal) değerleri ve fikirleri, “barış içinde yaşamak için bir Devlet’in, herhangi bir Devlet’in, kamu (Devlet) mülkiyetinin ve vergilerin gerekliliği; ya da kadın hakları, eşcinsel hakları, azınlık hakları, ayrımcılığa uğramama hakkı, serbest ve sınırsız göç hakkı, güvence altına alınmış asgari gelir ya da ücretsiz sağlık hizmeti hakkı ya da hoş olmayan konuşma ve düşüncelerden korunma hakkı gibi özel mülkiyet hakları dışında herhangi bir sözde insan hakları ya da sivil hakların varlığı” olarak özetlenebilir. Bu “modern” değerlerden sapan kişinin günümüz dünyasında yeri yoktur. O, geçmişin “karanlık ve gerici” dünyasına aittir, acımasız kralların altında ezilmeli, günümüzün melek misali politikacılarından, kâğıt hükümet parasından, sübyancı elit çetesinden, sokaklarda sapkın naralar atarak çocukların gözü önünde yürüyen eşcinsellerden, görünmez sınırlarımızdan kültürümüzü, mülkümüzü yağmalamak, çocuklara, kadınlara tecavüz etmek için topraklarımıza akın eden mültecilerden, yahudinin keyfi için can verme onurundan, üretkenin ve zekinin üretkenliği, zekâsı pahasına yaşayan tembeller sürüsünden, her gün biraz daha yok edilen, çürütülen ve önemsiz hâle getirilen kimliğimizden mahrum bırakılarak insanların karanlıktan önlerini göremedikleri çağa gönderilmelidir. Oh olsun!
Bu amaçların sahibi kişi için acı gerçek, ne yazık ki bu sözde “ilkel maymunlar” sürüldüklerinde, toplumun en fazla birkaç on yıl ayakta kalabilecek olmasıdır. Ne de olsa keşfeden, düşünen, üreten, geliştiren onlardır. Medeniyeti kuran, refahı sağlayan, günün sonunda karınları doyuran da onlardır. Ve tüm bunlar, bir avuç modern ideal insan ve onların köleden farksız modern ideal insan adayı takipçileri tarafından parçalanmakta, yok edilmektedir, üstelik mümkün olan en vandal şekilde. Bütün bunların ardından, ilkel sıfatına layık görülen bizsek yapmamız gereken yegâne şey, bu sıfatı tümüyle sahiplenmek ve savunmaktır. Ne de olsa, bu koşullar göz önünde bulundurulduğunda, “ilkellik” veya “çağ dışılık” medeniyet, kültürel ve iktisadi zenginlik, barış gibi kavramlara karşılık gelmektedir. Bu değerlerin destekçisi olmak, bu değerleri hedef bellemek toplum nazarında ilkellik ithamıyla karşılanıyor diye, bundan geri mi duracağız?
Bir diğer önemli husus da başta bahsedilen yanılgı hakkındadır. Günümüz insanının refah durumu, geçmiştekinden daha mı iyidir; daha iyiyse bu, söz konusu “modern” değerlerin varlığından mı kaynaklanmaktadır? Hayır, bu refah artışı bambaşka nedenlerden ileri gelmektedir ve bu nedenler, bu değerlerin içinde gelenekleştiği devlet yapısının köstekliğine rağmen var olabilmiştir. Hatta, modern ideolojinin yokluğunda dünyanın çok daha iyi hayat standartlarına sahip olabileceğini, her konuda daha üstün bir konumda olabileceğimizi düşünmekte hiçbir sakınca yoktur. Kapitalizm bunu her türlü engele, kısıtlamaya ve müdahaleye rağmen mümkün kılmıştır ve şimdi, sağladığı tüm bu lütufların hiçbir önemi yokmuşçasına, örneği görülmemiş bir nankörlükle, basit olguları sorgulama, anlamlandırma ve yorumlama yetisinden yoksun bir aptallar sürüsü tarafından düşman bellenmiştir. İnsanlığın büyük mücadelesi hayvanları avlarken de, Kara Veba’dan ölürken de, düşman devletin bombaları şehirleri yerle bir ederken de, paranın alım gücü düşerken de kapitalizmleydi ve bu “kapitalist sistem” var olmaya devam ettiği sürece de onunla olacak. “Şurada şu insanlar dışarıda yatıyor, çöpten besleniyorlar”, “Afrika’da kadınlar temiz suya erişebilmek için her sabah kayıklarla Amerika’ya gidiyor”, “Kapitalizmin altında yaşamak gerçekten de bir cehennem!” Öyle ki bu insanların günlük hayatta yaşadıkları “yemeğe tuz atmayı unutmak”, “tuvaletin tıkanması” veya “yolda yürürken kafalarına kuş pislemesi” gibi küçük problemleri de kapitalizme bağladıklarını varsaymak saçma olmayacaktır. Ne de olsa hâlihazırda bir günah keçisi vardır ve aptal veya ortalama zekâ düzeyindeki insanların bu keçiyi değerlendirmeleri en doğal tercih olacaktır. Ne de olsa bir aptal zamanının bolluğuna rağmen fazla düşünmemeyi her defasında diğer ihtimallere tercih edecek ve öyle yaşamaya devam edecektir. İşte bu günah keçisi de her defasında sığınabileceği, kendini rahatlatabileceği bir limandır. “Benim için düşünen, fikir üreten, tartışan insanlar varken neden kendimi bu sıkıcı işlerle yorayım ki? Rahatıma bakmam en doğrusu.” gibi söylemler yaygındır, her ne kadar bu kişiler bahsettikleri düşünürleri, fikir üreticilerini ve tartışmacıları “ilkel hayvanlar” olarak niteleyip toplumda yerleri olmadıklarını söyleseler de ve her ne kadar, savundukları demokratik sistem, herkesin kusursuz düşünürler, fikir üreticileri ve tartışmacılar olmasını gerektirse de.
Modern çağın yalnızca zararlı unsurlar barındırdığını söylemek doğru olmaz zira konunun birçok farklı yönü bulunmaktadır ve bunlardan bir tanesi de -her ne kadar “modern çağın ideolojisinin” bir ürünü kesinlikle olmasa da- günümüzün bir güzelliği, parçası olduğu yadsınamayacak teknolojik gelişmişliktir. Günlük hayatımızın işlerini kolaylaştıran, yaşamımızı her yönden daha konforlu hâle getiren ve iletişimde devrim yaratan, Sanayi Devrimi sonrası hızla gelişen ve gün geçtikçe geliştirilmeye devam edilen teknolojinin insana sunduğu nimetler sayısızdır. Teknoloji kavramının tanımı daha kapsamlıdır (İnsanlığın, içinde bulunduğu koşullarla baş etmedeki yetersizliğini gidermek üzere faydalanabileceği malzeme, alet, araç ve yöntemlerin bulunması, geliştirilmesi ve üretilmesi süreçlerine verilen ad.) ancak yazının konusu gereği günümüzde sürekli olarak kullandığımız telefon, tablet, bilgisayar, kulaklık, buzdolabı, çamaşır makinesi, yazıcı vb. araçlara indirgenebilir. Burada örnek olarak öne sürülebilecek bir argüman da basit bir çelişki üzerinedir. Günümüzün ideolojik gerekliliklerine uyan insanların, günümüz dünyasının önemli bir parçası olan bu teknolojilere uzak kalan, bu teknolojilerin sağladığı hizmete ve tatmine eski yöntemlerle ulaşmayı sürdüren bireylere karşı da elbet bir eleştirileri bulunmaktadır. Bu eleştiri, artık bu eski yöntemlerin terk edilmesi veya günümüz ile araya koyulan mesafenin kapatılması gerektiği yönündedir. Öyleyse anlaşılmaktadır ki bu insanlar günümüzün teknolojisini desteklemekte ve takdir etmektedir. Bu teknolojiye sıcak bakmamak veya bir şekilde bu teknolojinin beraberinde getirdiklerini benimsemekten kaçınmak tasvip edilmemektedir. Teknolojinin bugünkü düzeye gelmesini mümkün kılmış kapitalizmin savunuculuğunu yapmak ilkellik olarak görülüyorsa, bu şeytani sistemin sağladığı şey nasıl “olması gereken” olarak benimsenebilir ki? Mecburen, kapitalizmin meyvelerinin de ilkel olmakla suçlanması gerekmektedir, zira ilkel olanın elinden çıkan da ilkeldir. Biraz detaylı bakıldığında, bu insanların karşı olduğu tüm sistem, fikirler, araçlar aynı şekilde onların refahının temininin başrolünü üstlenirler. Yani öne sürdükleri her argüman “performatif çelişki” özelliğinde olacaktır. Bu aptal kitleye karşı geliştirilen her argüman da bizatihi olarak bir “şah mat” durumu teşkil edecektir ve bu kitlenin içinde bulunduğu onca tutarsızlık düşünüldüğünde, burada değinilen örneğin pek de bir önem arz etmediği söylenebilir. (Hans-Hermann Hoppe’nın armağanı Argümantasyon Etiği, argümantasyonun ön koşulları gereği, bu kişilerin argümantasyona dâhil olmasının bile başlı başına bir çelişki olduğunu gayet anlaşılır şekilde izah eder.) Sözde barışın, herkes için refahın ve gelişmenin destekçiliğini yaparken, bir yandan da bunları mümkün kılan insan eyleminin ve mülkiyet etiğinin aleyhine konuşmak, yetersiz veya yanlış beslenmenin ya da salt kalıtsal zekâ sorunlarının göstergesidir. Dolayısıyla, bu insanların sahip oldukları refahın ve konforun kaynağını doğru tespit etmelerini bırakın, bu kaynağı tespit etmek yolunda bir muhakemeye girişeceklerini düşünmek bile saçmadır. En temiz ve doğru çözüm hepsinin istisnasız şekilde dışlanmaları, toplumdan uzaklaştırılmalarıdır. Başka çözüm önerileri düşünmek kişinin gerçekleşmeyeceğini bile bile uğruna zamanını ve enerjisini harcayacağı içi boş bir amaçtan farksızdır ve kişinin kendine saygısı olmadığını da gösterir.
Sonuç olarak, bugünün dünyasında ilkellik üstünlüktür, bir marifettir. Sık sık bu ithamla karşılaşmak, Hoppeanlar için bir kıvanç kaynağıdır. Bu söylem her işitildiğinde, hiç düşünmeden kişinin bu söylemi sahiplenmesi ve iftihar ettiğini göstermesi gerekmektedir ki solcu kendisini bir şey zannetmesin. Gerçekler, bizim en gelişmiş, en üstün olduğumuz yönündedir, bu söylemin kibirle ilgisi yoktur, dediğim gibi gerçeklerle ilgilidir. Zengin, zekâsal ve teknolojik yönden ileri, huzurlu ve barışçıl toplumun savunucusu bizler iken bu idealin düşmanı parazitler ise onlardır. Bu ayrımın iyi anlaşılması, kişinin bu ithamları övgü niteliğinde anlaması için yeterlidir. Geldiği yeri tabiri caizse bok götüren, bir düzen ortamı kurmayı başaramamış 50 IQ’lu tecavüzcü, yağmacı göçmenlerin pek uygar mühendisler ve doktorlar sayıldığı bir dönemde ilkel olmanın keyfini çıkarmak için önünüzde hiçbir engel yok. Ben kendimi hükümetin keyfince para bastığı, demokratik seçimlerimizde onlarca adayın benim, çocuğumun, torunumun mülküne tecavüz etmek için yarıştığı, milyonların beyninin devlet eğitimiyle yıkandığı, tarihten öğrenebileceğimiz hiçbir gerçeğin kalmadığı, hiçbir şeyin güven vermediği bir çağa ait hissetmiyor, başkaldırıyorum!




Yorumlar