İnsanlar Neden Ticaret Yapar?
- Carl Menger

- 20 Tem 1871
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 12 Haz

“İnsanoğlunun bir şeyi başka bir şeyle trampa, takas ve mübadele etme eğiliminin insan doğasının asli (özünde yer alan) ilkelerinden biri olup olmadığı ya da akıl/mantık ve konuşma yetilerinin zorunlu bir sonucu olup olmadığı” ya da insanları mal mübadelesine iten başka nedenlerin neler olduğu Adam Smith’in cevapsız bıraktığı bir sorudur. Bu seçkin düşünür sadece takas ve mübadele eğiliminin tüm insanlarda ortak bir şekilde mevcut olduğunun ve başka hiçbir hayvan türünde bulunmadığının kesin olduğunu belirtmekle yetinmiştir.
Öncelikle, problemi ortaya koymak için şöyle bir varsayımdan yola çıkalım: İki komşu çiftçinin, iyi bir hasattan sonra ihtiyaç fazlası arpası olsun ve aralarında arpa mübadelesi yapmaları için herhangi bir engel olmasın. Bu durumda, iki çiftçi ticaret yapma eğilimlerine uyarak aralarında 100 kile veya istedikleri diğer miktarlarda tekrar tekrar arpa mübadelesi yapabilirler. Ticaret yapmak tarafları memnun ediyorsa aralarında mal takası yapmamaları için bir neden olmasa da bu iki çiftçinin ticaretten tamamen vazgeçmelerinden daha kesin bir şey olmadığına inanıyorum. Yine de bu tür bir mübadeleye girişecek olurlarsa tam da bu koşullar altında ticaretten memnun oldukları için, iktisadi kararlar alan diğer bireyler tarafından deli olarak görülme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır.
Bir avcının çok fazla miktarda kürkü ve dolayısıyla giysi malzemesi, ancak çok az yiyeceği olduğunu varsayalım. Giysi ihtiyacı tamamen karşılanmışken, yiyecek ihtiyacı karşılanmış değildir. Civardaki bir çiftçinin durumu ise tam tersi olsun. Yine, avcının yiyecekleri ile çiftçinin giysilerinin mübadelesinde bir engel olmadığını düşünelim. Burada, yukarıdaki duruma kıyasla ticaret yapma ihtimali daha düşüktür. Avcı, zaten kıt olan yiyeceklerini, çiftçinin de kıt olan kürkleri ile değiş tokuş ederse avcının kürk fazlalığı ve çiftçinin yiyecek fazlalığı mübadele öncesine göre daha da artmış olur. Avcının yiyecek ihtiyacı ve çiftçinin giysi ihtiyacı yeterince karşılanmadığından, tarafların ekonomik durumu daha da kötüleşmiş olur. Dolayısıyla, hiç kimse ticaret yapan bu iki kişinin böyle bir mübadeleden zevk alacağını ileri süremez. Tam aksine, hem avcı, hem de çiftçi, durumlarını daha da kötüleştiren, hatta hayatlarını tehdit edebilen bir ticaretle uğraşmayı reddedecektir. Yine bu tür bir mübadele gerçekleşmişse her iki taraf da bunu iptal etmek için elinden geleni yapacaktır.
Buna göre, insanların ticaret yapma eğilimi, kendi başına ticaretten keyif almanın ötesinde başka bir nedene dayanmalıdır. Eğer ticaret kendi başına bir haz, dolayısıyla kendi içinde bir amaç olsaydı ve sıklıkla tehlike ile ekonomik fedakârlıkların eşlik ettiği zahmetli bir faaliyet olmasaydı, insanların az önce yukarıdaki satırlarda ele alınan durumlarda ve diğer binlerce senaryoda ticarete girişmemeleri için hiçbir neden kalmazdı. Dahası, malları sınırsız sayıda, karşılıklı olarak tekrar tekrar mübadele etmemeleri için de hiçbir sebep olmazdı. Ancak pratik hayatın her alanında, iktisadi kararlar alan her bireyin her mübadeleyi önceden dikkatlice değerlendirdiğini ve nihayetinde, belirli bir anda iki bireyin ticarete daha fazla devam etmeyeceği bir sınıra ulaşıldığını gözlemlemekteyiz.
Mübadelenin kendi başına bir amaç olmadığı, hele ki insanlar için başlı başına bir haz teşkil etmediği kesin olarak anlaşıldığına göre, bundan sonraki meselemiz, onun doğasını ve kökenini açıklamak olacaktır.
En basit durumdan başlarsak, A ve B diye adlandıracağım iki çiftçinin, önceden bağımsız ev ekonomileri sürdürdüklerini varsayalım. Ancak beklenenin üstünde iyi bir hasadın ardından, A çiftçisi, o kadar çok tahıla sahip olmuştur ki kendi ihtiyaçları için ne kadar bol kullanırsa kullansın, ürün kendisi ve hanesi için fazla gelecektir. Diğer taraftan A’nın komşusu olan çiftçi B, aynı yılda harika bir bağ bozumu geçirip ihtiyacından fazla ürün elde etmiştir. Ancak ambarı hâlâ önceki yıllardan kalanlarla doludur; ilave fıçı ve küpleri de olmadığından, daha önceki kötü bir rekolte yılına ait olan eski şarap stoklarını dökmeyi düşünür. Her iki çiftçinin de bir malda fazlası, diğerinde ise ciddi bir eksiği vardır. Tahıl fazlası olan çiftçi, hiç üzüm bağı olmadığı için şarap tüketiminden tamamen mahrum kalmak durumundadır ve şarap fazlası olan çiftçi ise gıda maddelerine ihtiyaç duymaktadır. Çiftçi A’ya bir fıçı şarap zevk verebilirken, tarlasında bir sürü tahılın çürümesini umursamayabilir; çiftçi B ise evinde tahıla ihtiyaç varken, sadece bir değil, birkaç fıçı şarabı imha etmek (dökmek) üzeredir. A’nın tarlasında çürümeye bıraktığı tahıl ve B’nin dökmeyi düşündüğü şarapla, her ikisi için de rahatlama varken, birinci çiftçi susuzluk ikinci çiftçi ise açlık çekmektedir. Çiftçi A, kendisinin ve ailesinin yiyecek ihtiyacını önceden olduğu gibi tamamen giderebilir ve aynı zamanda şarap içme zevkine varabilir; çiftçi B ise istediği kadar şarap tüketebilir ve açlık çekmesine gerek kalmaz. Dolayısıyla şöyle bir durumla karşı karşıya olduğumuz açık: A’nın mallarının belirli bir kısmı B’ye transfer edilir ve B’nin mallarının belirli bir kısmı A’ya transfer edilirse iktisadi kararlar alan her iki bireyin ihtiyaçları da bu karşılıklı transferin olmadığı duruma kıyasla daha iyi olacaktır.
Mübadele öncesinde, her ikisi için de bir değeri olmayan malların ve dolayısıyla her iki taraf için de bir ekonomik fedakârlık gerektirmeyen karşılıklı mübadele ile iki bireyin ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabileceği gerçeği, bize, ticarete konu olan ekonomik ilişkilerin doğasını en açık biçimde göstermek için oldukça uygundur. Ancak, sadece bir kişide bir malın eksik olup bir başka malın fazla olması, bir başkasında ise birinci malın fazla, ikinci malın ise eksik olması durumunu ele aldığımızda bu ilişkiyi çok dar yorumlamış oluruz. Söz konusu ilişki, başka birinin sahip olduğu mallara kıyasla kendi sahip olduğu malların, kendisi için daha az değer taşıması ve diğer kişinin durumu da bunun tam tersi olması hâlinde de görülebilir.
Bir örnek olarak, iki çiftçiden birincisinin kendi ihtiyaçlarına zarar vermeden tahılların bir kısmının tarlada çürümesine izin verecek kadar hasat elde edemediğini varsayalım; ikinci çiftçinin ise benzer şekilde dökecek kadar fazla şarabının olmadığını düşünelim. Bunun yerine, her iki çiftçi, sahip olduğu malların hepsini kendisi ve evi için faydalı olacak biçimde kullanabilir. Birinci çiftçi, daha önemli ihtiyaçlarını tamamen giderdikten sonra, arta kalanları sığırlarını beslemeye kullanarak bütün tahıl stokunu tüketebilir. İkinci çiftçinin elinde dökecek kadar çok şarap yoktur, ancak çok çaba göstermeleri karşılığında, ödül olarak, şarapların bir kısmını hizmetçilerine dağıtabilir. Tahıl çiftçisi için bir miktar tahıl, üzüm yetiştiricisi için ise bir miktar şarabın az da olsa bir değeri vardır, çünkü doğrudan veya dolaylı olarak bazı ihtiyaçlarının karşılanması bu miktara bağlıdır. Ancak, belirli bir miktar tahılın birinci çiftçi için bir değer taşıdığı gerçeği, belirli bir miktar şarabın onun için daha önemli olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmaz, çünkü sığırlarını az çok iyi beslemektense bir fıçı şarabın vereceği zevk ve memnuniyet daha büyük olacaktır. Benzer şekilde, ikinci çiftçi için şarabın belirli bir değeri olsa da bir miktar tahılın daha değerli olması mümkündür, çünkü böylece kendisi ve ailesi için daha uygun beslenme imkânı olacak, belki de açlıktan kurtulacaktır.
Dolayısıyla, beşerî ticareti doğuran ilişkinin en genel formu şu şekildedir: İktisadi kararlar alan bir A bireyinin tasarrufunda, iktisadi kararlar alan bir diğer B bireyinin elinde bulundurduğu başka bir malın belirli bir miktarına kıyasla kendisi için daha düşük değer taşıyan belirli miktarda bir mal vardır; B bireyi ise aynı miktardaki bu malların değerini tam tersi şekilde takdir etmektedir, yani ikinci malın söz konusu miktarı onun için, A’nın tasarrufundaki ilk malın söz konusu miktarından daha düşük bir değere sahiptir. A’nın elindeki ilk malın miktarı 10a, B’nin elindeki ikinci malın miktarı ise 10b olsun. A için 1a miktarının değerinin W, eğer üzerinde tasarruf yetkisi elde ederse A için 1b’nin değerinin W + x, B için 1b’nin değerinin w ve eğer üzerinde tasarruf yetkisi elde ederse B için 1a’nın değerinin w + y olduğunu varsayalım. 1a’nın A’nın elinden B’ninkine ve 1b’nin B’nin elinden A’nınkine transfer edilmesiyle, A’nın x değerinde, B’nin ise y değerinde bir kazanç sağlayacağı açıktır. Başka bir ifadeyle, bir mübadelenin ardından A, kendisi için x değerinde bir mal servetine eklenmiş gibi bir durumda olacak; B ise kendisi için y değerinde bir mal kendi servetine eklenmiş gibi aynı konuma ulaşacaktır.
Bunun yanı sıra, iktisadi kararlar alan bu iki birey (a) mevcut durumun farkına varır ve (b) malların transferini fiilen gerçekleştirecek güce sahip olursa; ortada, yalnızca bir anlaşma yoluyla, bu ilişkiden faydalanılmaması durumunda gerçekleşecek olana kıyasla ihtiyaçlarını daha iyi veya daha eksiksiz bir şekilde karşılamalarını mümkün kılan bir ilişki var demektir.
İnsanı genelde ekonomik aktivitelere iten, çevresindeki faydalı şeyleri araştırmasına ve onları kazanmasına vesile olan ve ekonomik durumlarını düzeltmeye, ihtiyaçlarını mümkün olduğunca giderme çabasını göstermeye götüren bu aynı ilke, anlatılan ilişkiyi bulmaları ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ondan yarar sağlamaları gayretini beraberinde getirir. Dolayısıyla, yukarıda açıklanan durumdaki iki birey, malların transferinin gerçekleşmesini sağlar. O hâlde, ihtiyaçlarını karşılama çabası, tüm iktisadi hayat fenomenlerinin sebebidir ve bunu biz “mübadele” olarak adlandırırız. Bu kavramın, popüler veya özellikle de hukukî jargondakine göre bizim alanımızda daha özel ve geniş bir anlamda kullanıldığı belirtilmelidir. İktisadi anlamda, bu, satın alma, satış ve ekonomik malların tüm kısmî transferlerini de (kiracılık, ödünç verme vs.) içerir.
Söylediklerimizi özetleyecek olursak, şu ana kadarki incelemelerimizin neticesi olarak şu önermeleri elde ederiz: İnsanları mübadele yapmaya sevk eden ilke, bütün olarak ekonomik aktivitelerine rehberlik eden ilke ile aynıdır; bu ilke, ihtiyaçlarını mümkün olan en üst tatmin düzeyinde karşılamaktır. Malların iktisadi mübadelesinden alınan zevk, ihtiyaçlarını karşılamada daha iyi imkânların elde edilmesi mümkün olduğunda, yaşadıkları genel zevk ve memnuniyet duygusudur. Ancak karşılıklı mal transferlerinin faydaları, gördüğümüz üzere üç şarta bağlıdır: (a) iktisadi kararlar alan bir bireyin, başka bir bireyde belirli miktarda başka bir malın olmasına kıyasla, kendisi için daha az değerde olan belirli miktarda mala sahip olması gerekirken; tam tersi de diğer birey için geçerli olmalıdır, (b) iktisadi kararlar alan bireyler bu ilişkinin farkında olmalı ve şartları tanımalıdır, ve (c) malların mübadelesini fiilen gerçekleştirme gücüne sahip olmalıdırlar. Bu şartlardan birinin bile olmaması durumunda, mübadelenin gerekli bir ön şartı yerine getirilmemiş olur ve iktisadi kararlar alan bireyler arasında malların mübadelesinin ekonomik açıdan imkânsız olduğu görülür.




Yorumlar