top of page

Devlet, Tekel, Piyasa ve Rekabet

06/01/2023 - Erdi Serdar

Yaygın görüşe göre piyasanın serbest bırakılması tekelleşmeye yol açacaktır ve tekel hâle gelen şirketler de hem rakiplerine hem de tüketicilere zarar verecektir. Şirketler rakiplerinin faaliyetlerini engellemek için her türlü yola başvuracak ve kendi ürünlerinin kalitesini düşürerek fiyatları artıracaktır. Bu görüşün savunucularına göre ekonomiyi açgözlü(!) şirketlerden korumak için devletin müdahalesi gerekli ve faydalıdır. Devletin koymuş olduğu kurallar sayesinde piyasada tekelleşmenin önleneceğine, ürünlerin kalitesi artarken aynı zamanda fiyatların artmasının engelleneceğine inanılır. Böylece rekabeti sağlayan kanunlar sayesinde üreticiler ve tüketiciler korunmuş olacaktır.


Geniş kitlelerce benimsenmesine rağmen bu görüşün baştan sona hatalı ve zararlı olduğunu anlamak zor değildir.


I. Müdahaleli Piyasada Rekabet

A. Rekabete Yönelik Regülasyonlar Piyasaya Girişleri Kısıtlar

Serbest piyasa kavramındaki serbestlik, herhangi bir insanın herhangi bir iktisadî faaliyetinin bir başkası tarafından kuvvet yoluyla engellenmemesidir. Bir terzi dükkânı açmak isteyen kişinin bu eyleminin gerçekleşebilmesi için herhangi bir engel yoksa orada piyasanın serbestliğinden bahsedilebilir. Dükkânın kapısında eli silahlı birkaç kişi terziden haraç topladıktan sonra dükkanın işlemesine izin vereceğini söylüyorsa oradaki piyasa serbest değildir. Eli silahlı insanlar terzinin ve müşterilerinin aleyhine zenginleşiyor demektir.


Rekabetle ilgili olarak devletin getirmiş olduğu herhangi bir düzenleme, o düzenlemenin etki ettiği sektöre giriş yapmak isteyen satıcının önüne konmuş bir engeldir. Normal şartlarda satıcı potansiyel masraf ve kazançlarını hesaplayacak, süreç içinde karşılaşabileceği riskleri tahmin etmeye ve bunlardan kaçınmaya çalışacaktır. Yaşamın belirsizliğinden kaynaklanan riskler her insan için bir masrafa sebep olur. Bu masrafların üzerine devletin getirmiş olduğu vergi, harç, ruhsat/izin/onay, x bedeli gibi masraflar satıcılar için aşılması gereken ekstra engellerdir. Her engel gibi bütün bu regülasyonlar, regülasyonun olmadığı duruma kıyasla piyasaya girişleri zorlaştırır ve ilgili ürünün veya hizmetin arzındaki artışı kısıtlamış olur.


Örneğin Türkiye’de yayın hizmeti sağlamak isteyen bir işletmenin karşısına geniş mevzuat ve RTÜK isimli bir kurum çıkar. 2023 yılında 10 yıllık uydu yayın lisans ücretleri radyo yayın hizmetleri için 151.572 TL (2022’de 67.991 TL idi), televizyon yayın hizmetleri için 1.515.723 TL’dir (2022’de 679.910,00 TL idi). Hem çeşitlilik ve ucuzluğun olmasını isteyip hem de yayın hizmetleri için bu tip şartlar (engeller) getirmenin amacı ne olabilir?



Bu engelleri aşabilecek sermayesi olmayan, devletle arası iyi olmayan insanlar nasıl olur da bir yayın hizmeti sunabilir? Sunabilenler çıksa dahi bu sayı ne kadar fazla olabilir?


Bilişim sistemlerinin gelişmesiyle YouTube ve benzeri platformlar sayesinde insanlar sıfır veya sıfıra yakın masrafla yayın kanalları oluşturmuş ve ulusal yayın kanallarıyla rekabet etmiş, hatta birçoğundan çok daha kaliteli hizmetler vermeye başlamıştır. Önemli bir kesim günümüzde ulusal kanalları değil, özel ve oldukça ucuz bir platform olan YouTube'daki kanalları tercih etmektedir. Sermayesi olmayan 15-20 yaşındaki insanlar yeri geldiğinde tüketicilerin onaylarını alabilecek yayınlar yapmaktadır. Bunun sonucunda hem kendileri zenginleşmekte, hem tüketiciler bu yayınlardan fayda görmekte, hem de piyasadaki yayın çeşitliliği artmaktadır. “Kötü” yayınlar ise talep görmediği için yayın hayatına devam edememektedir.


Yayın hizmetlerinde rekabeti, ucuzluğu ve kaliteyi sağlamak devlet müdahaleleriyle mi gerçekleşmiştir yoksa özel şirketlerin serbestçe rekabet etmesi sayesinde mi?


Benzer örnekler farklı birçok sektörde görülebilir. Posta hizmetleri, ulaşım hizmetleri serbestleştikçe ucuzlamış ve bu hizmetlerin kalitesi artmıştır.


Öyleyse hem satıcı sayısının fazla olmasını istemek (arzı artırma ve dolayısıyla fiyatı düşürme arzusu) hem de bu amaca ulaşmak için devletin regülasyonlarını talep etmek tutarsızdır, mantıksızdır. Bir ürünün daha fazla kişiye ve daha ucuz fiyata ulaşmasını isteyen kişinin regülasyonu değil, regülasyonların ortadan kaldırılmasını talep etmesi gerekir.


B. Rekabet Düzenlemeleri, Ayrıcalıklı Bir Kesim Yaratır ve Rekabeti Bozar

Bir sektöre yönelik regülasyon ne kadar fazla ve ağır olursa o regülasyonları aşabilen satıcı sayısı o kadar az olacaktır. Bunun sonucunda ilgili sektörde az sayıda şirket varlığını sürdürebilecek pozisyona geçer. Orta ve küçük ölçekli işletmeler piyasaya dâhil olamayacak ve/veya zamanla piyasadan silinecektir. Bunun sonucunda ise belli oranda zenginleşmiş birkaç şirket, sektörde tekel konumuna erişecektir.


Örneğin bir enerji şirketi kurmak için gereken şartlar ağırlaştıkça ve buna bağlı olarak şirketin yapacağı masraflar arttıkça bir süre sonra sadece bir veya az sayıda şirket enerji sektöründe hâkim konuma geçecektir. Bir üründe tekelleşme oldukça o ürünün kalitesinin düşmeye ve fiyatının artmaya meyilli olduğu bir gerçektir.


Gözden kaçan bir diğer nokta ise bazı şirketlerin daha fazla kâr elde etmek ve rakiplerini piyasadan silmek için daha fazla regülasyon talep edeceğidir. Devletle ve belli başlı kamu kurumlarıyla iyi ilişkiler kuran şirketler, kendi lehlerine olan regülasyonların yapılmasını arzu eder. Böylece rakiplerinin sayısı azalacaktır ve regülasyon talep eden şirketler artık ürün kalitesini artırmak veya fiyatı düşürmek için çaba göstermeyecektir. Her ülkede kendi sektörlerinde belli bir konuma ulaşmış olan insanlar o sektörün sağlıklı(!) bir şekilde işlemesi ve tüketicilerin korunması(!) için regülasyon yapılması gerektiğini tekrarlamaktan geri durmamaktadır. Regülasyonlar arttıkça artık o sektöre yeni girişimcilerin eklenmesi daha da zor olacak, mevcut zengin şirketler konumlarını pekiştirecek ve devletin gözetiminde tekel konumlarını koruyacaktır.


Haber başlığı: "Facebook patronu Mark Zuckerberg, zararlı çevrimiçi içeriğin daha fazla regüle edilmesi çağrısında bulunarak, neyin meşru ifade özgürlüğü sayılacağına karar vermenin kendisininki gibi şirketlerin işi olmadığını belirtti."

Öyleyse tekeller ve oligopoller piyasanın serbest olmasının değil, devletin piyasayı regüle etmesinin sonucudur.


C. Rekabet Düzenlemeleri Fiyatların Düşmesini Engeller

Türkiye’deki 4045 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Genel Gerekçesi'nde bile şu ifadeler geçer:

  • “Ticarî faaliyete katılanlar arasındaki rekabet, daha verimli üretim ve işletmeciliği beraberinde getirirken, daha az kaynak kullanılmasını, daha az maliyetle üretim yapılmasını, teknolojik yenilikler ve gelişmelerin ortaya çıkmasını teşvik edici bir görev üstlenmiş olacaktır. Bu da daha kaliteli mal ve hizmeti daha ucuza alabilme fırsatının doğması, böylece tüketicilerin ve toplumun tümünün refah düzeyinin artması sonucunu doğuracaktır.”

  • “Çağımızda, serbest rekabet piyasasından söz edildiğinde, anonim rakiplerin verimlilik, daha kaliteli mal veya hizmet sunma ya da daha ucuz mal arz etme yolundaki uğraşları kast edilmektedir.”


Bir ürün veya hizmetin daha ucuza satılması tüketicilerin lehinedir. Tüketiciler artık daha az para harcayarak aynı ürüne ulaşabilirler. Bu durum satıcı için de kötü değildir, zira düşük fiyata bile ürününü satıp kâr edebilmektedir. Kâr edemiyor olsaydı zaten fiyatı düşür(e)mezdi. Ürünün fiyatı düşünce rakip satıcılar da bu duruma ayak uydurmak zorunda kalır. Ya onlar da fiyatı düşürecek veya kaliteyi artıracaktır ya da daha ucuza satan rakiplerine müşteri kaptırmayı kabulleneceklerdir.


2015’te Türkiye’de Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği ile Antalya Ticaret Odası tarafından 250 gram ekmeğin 1 TL'den satılması yönünde karar alınmış (böyle bir karar rekabeti bozar), fırın işleten bir satıcı ise bu karara uymayarak ekmeği 70 ile 75 kuruştan satmıştır. Bu, piyasa için olumlu bir adım idi. Peki rekabet düzenlemelerini dikkate alan yargı organları nasıl bir tepki verdi?


Antalya Ekmek Üreticileri Derneği, fırının fiyat tarifesine uymadığı, maliyetin altında satış yaparak diğer fırın ve marketlere zarar verdiği gerekçesiyle yargıya başvurdu. Temyiz incelemesinde Yargıtay, ekmeğin belirlenen fiyatın altında satılmasının ‘haksız rekabet’ oluşturduğuna hükmetti.



Görülen o ki, fiyat yükseltmeyi rekabeti bozucu olarak gören kamu kurumları fiyat düşürmeyi de aynı şekilde görüyor. Fiyatı yükselten satıcı ceza yiyor, fiyatı düşüren satıcı da ceza yiyor. Öyleyse bu nasıl bir rekabet anlayışıdır? Devlet ve ilgili kamu kurumları fiyatın arz ve talep durumuna göre oluştuğundan habersiz olsa gerek. Aksi takdirde kendi kafalarındaki ideal fiyatı dayatmak için piyasaya müdahale etmezlerdi ve serbest rekabeti bozmuş olmazlardı.


D. Korkulan Tekel ile Devlet Arasındaki Benzerlik

Piyasaya müdahale edilmediği zaman “şeytanî” tekellerin oluşacağından endişe eden bir insanın gözünden düşünelim: “Müdahalesiz piyasada bir şirket çok büyüyecek ve rakiplerini de satın almaya başlayacak. Satın aldıkça daha da büyüyecek ve sonunda sektörde her istediğini gerçekleştirebilen, istediği gibi fiyat belirleyebilen bir konuma yerleşecek.”


Bir yandan da devletin özelliklerini hatırlayalım. Devlet, belli bir toprak parçasında kuvvet kullanma ve uyuşmazlıkları karara bağlama tekeline sahip olan organizasyonun adıdır. Devlet, her istediğini gerçekleştirebilen, istediği gibi fiyat belirleyebilen bir konumdadır. Dilediği ürünün üretimi ve satışıyla ilgili veya belli kişilere yönelik ayrıcalıklar tanıyabilir, dilediği şartları uygulatabilir, dilediği şekilde ve miktarda harç/vergi belirleyebilir, piyasada fiyat kontrolleri uygulayabilir...


Öyleyse piyasada tekel oluşmaması adına benimsenen ve güven duyulan devlet, korkulan senaryonun sonunda ortaya çıkacağı düşünülen “şeytanî” şirketten farklı mıdır? Sektörde son sözü söyleme yetkisine sahip olan bir şirketin oluşmaması için her konuda son sözü söyleme yetkisine sahip olan devlete daha fazla yetki vermek ne kadar mantıklıdır? Herhangi bir insan serbest piyasada tekel konumuna ulaşan bir şirketle alışveriş yapmama hakkına sahip olmasına rağmen devlet ile alışveriş yapmamak mümkün değildir. Zira devlet, vergilendirme adı altında herkesten kuvvet yoluyla para toplamaktadır.


Dolayısıyla devlet, tüketicilerin onayından bağımsız bir şekilde tekel olma özelliğine sahip olan tek organizasyondur.


II. Regülasyonsuz Piyasada Rekabet

A. Genel Durum

Serbest piyasada rekabet nasıl işler? Bu soruyu cevaplayabilmek için öncelikle bir ürün veya hizmetin rakibinin ne olabileceği üzerine düşünmek gerekir. İnsanın her eylemi var olan seçenekler arasından yapılan bir tercihtir. İnsan X, Y, Z ürünlerini satın alarak yaşamını sürdürüyorsa bir süre sonra Z ürünü yerine Q ürününü almayı tercih edebilir. Z ile Q arasındaki ilişki, bireyin subjektif tercihiyle alâkalıdır.


Örneğin elma üreticilerinin rakipleri kimdir? Elmaya rakip olabilecek ürün nedir? Sadece elma çeşitleri içinden mi bir ayrım yapılmalıdır? Farz edelim ki elma fiyatları arttı ve düzenli olarak elma tüketen bir insan artık bu tüketiminden vazgeçmek zorunda kaldı; bunun yerine armut satın almaya başladı. Bir başkası düzenli tükettiği gazlı içeceğin fiyatı arttıktan sonra şeftali suyu tüketmeye başladı. Bir başkası dizüstü bilgisayarını yenilemek istediğinde yüksek fiyatlarla karşılaştı ve bunun yerine tablet almaya karar verdi.


Örnekleri çoğaltmak mümkün. Anlaşılması gereken nokta, bir ürünün rakibinin veya ikamesinin ne olacağının tespiti bireylerin subjektif değerlerine bağlıdır. Facebook ve Twitter birebir aynı ürün ve hizmet olmasa da birbirleri yerine tercih edilebilir. Arabayı pahalı bulan birey, bunun yerine motosiklet satın almayı tercih edebilir. Bisiklet ile scooter birbirinin ikamesi olabilir.


Tamamen serbest bir piyasada üreticiler, tüketicilerin taleplerini anlamaya çalışarak bir ürün ortaya koyarlar. İnsanların çoğunluğu farkında olmasa da ortaya koydukları bu ürünlerin fiyatlarının nihai belirleyicisi tüketicilerdir. Tüketici, satın alma tercihinde bulunarak bir ürünün fiyatını onaylar. Tüketicilerin onaylamadığı ve dolayısıyla satın almayı tercih etmediği ürün piyasada var olamaz. Öyleyse satıcılar kendi ürünlerinin fiyatlarını ne kadar artırmak isterse istesin, bu istekleri belli sınırlarla karşılaşır: Tüketici tercihleri ve rakipler (ve elbette piyasadaki toplam para miktarı). Çok fazla kâr etmek için çok yüksek fiyat belirleyen satıcının ürününü, tüketiciler satın almak zorunda değildir. Fiyatı pahalı bulan tüketicinin yapacağı tek şey “hiçbir şey yapmamaktır”. Tüketiciler tercih etmediği takdirde o satıcı piyasadan silinecektir. Çünkü serbest piyasada satıcıya yardımcı olabilecek bir “regüle eden” yoktur. Yanlış kararlar alan satıcıyı iflas etmekten kurtarabilecek bir “her şeyi kontrol eden” yoktur. Satıcılar ve alıcılar karşı karşıyadır.


Teknolojik aletler, mobilya, gıda ürünleri gibi sayısız alandaki çeşitlilik ve ucuzluk, piyasa rekabetinin bir sonucudur. Günümüzde bir gofreti 850 liraya satmak isteyen biri, regülasyonsuz piyasada var olabilir mi? Hangi tüketici bir gofret için 850 lira vermeye razı olur? Bu kişinin müşterileri olsa bile büyük ihtimalle piyasada tutunmaya yetecek kadar gelir elde edemeyecektir. Bunu başarabilse bile rakip gofret üreticilerini piyasadan silemeyecektir, çünkü büyük çoğunluk 3-5 liraya gofret satın almayı tercih edecektir.


Fiyatların nasıl oluştuğunu bildiğimize göre serbest piyasanın sonucu bellidir: Bol arz, bol seçenek ve bunun sonucu olarak düşük fiyat. Teori bize bunu söylemekte, tarih ve veriler bize bunu göstermektedir.


B. Fiyat Aynı veya Daha Fazla Olmasına Rağmen Ürün Kalitesi Artar

2000’li yılların başında belli bir fiyat karşılığında belli kalitede cep telefonu satın alınabiliyordu. 2020’li yıllara geldiğimizde fiyatların nominal olarak arttığını gözlemlesek dahi ulaşılan cep telefonları eskiye göre çok daha kalitelidir. 1980’de alınan ortalama bir arabayla 2020’de alınan ortalama araba arasında muazzam bir kalite farkı vardır. 1990’lardaki hesap makineleriyle günümüzde hesap makinesi olarak kullanılabilecek aletler arasında büyük farklar vardır. Yani günümüzde bazı ürünlerin fiyatlarının fazla olduğunu düşünme eğiliminde olsak dahi aslında eskiye göre çok daha kaliteli ürünlere ulaşabiliyoruz. Bu ise ancak insanların ve sermayenin serbest bırakılmasıyla mümkün hâle gelmiştir. Özel şirketlerin faaliyetleri ucuzluk ve kaliteyi beraberinde getirmiştir. Ürün ve hizmetlerdeki bolluk ile kalite artışı devlete ve rekabet mevzuatına rağmen gerçekleşmiştir.


C. Regülasyonsuz Piyasaya Yönelik İtirazlar

Piyasanın hiçbir şekilde regüle edilmeyip tamamen serbest bırakılması fikrine yönelik itirazlar genelde aynıdır:


1. Tek bir şirket diğer şirketleri satın alabilir

İtiraz şu şekildedir: Merkezî bir müdahalenin, kontrolün, şartın olmadığı piyasada bir sektörde büyüyen bir şirket, rakiplerini satın almaya başlayacak ve sonunda o sektörde hâkim konuma gelecektir.


Bir şirketin tekel konuma geçmek istemesinin en önemli motivasyonu daha fazla para kazanmak, daha fazla refah elde etmektir. Kulaklık fiyatlarının 10 ila 1000 lira arasında değiştiğini düşünelim. Kulaklık üreten şirketlerden bir tanesi (X şirketi) rakiplerini satın almaya başlasın. Bu satın alma işlemleri piyasa fiyatları üzerinden olacağı için ve satın alınan şirketler de fazla kâr etmek istedikleri için X şirketinin masrafları yüksek olacaktır. Satın alınan şirketlerin sayısı arttıkça bu masraflar da artacaktır. Artan bu masraflar karşısında daha da fazla kâr etmek isteyen X şirketi ne yapar? Ürettiği kulaklığın fiyatını mecburen artıracaktır. Kulaklık üreten tek şirket ürünün fiyatını, örneğin, 500 liraya çıkarır. Bu noktada artık piyasadaki fırsatı gören diğer potansiyel üreticiler kendi şirketlerini kurmaya başlayıp 500 liradan çok daha ucuza kulaklık üretir. Böylece X şirketinin tekel konumu sona erer. X şirketi sonsuza kadar bütün rakiplerini satın almaya ve kulaklık fiyatını yüksek tutmaya devam edemez. Unutmayalım ki kulaklık fiyatının artması üzerine piyasaya giren şirketlerin karşısında regülasyon veya silah zoru yoktur. Piyasa serbesttir.


Bir şirketin büyüdükçe tekel olacağına yönelik itirazlar ABD’de Standart Oil, American Tobacco, Microsoft, Nokia, Apple gibi şirketler için tekrar edilmiştir. Zaman ve piyasanın bize gösterdiği şey ise belli bir süreç sonunda piyasanın kendisini düzenlediği, çeşitliliği ve ucuzluğu sağladığıdır. ABD’de bahsi geçen şirketlerle ilgili güzel bir analiz için şu yazıya göz atabilirsiniz.


Benzer endişeler her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de dile getirilmiştir. Belli bir dönemde yüksek kârlar elde eden ve tekelmiş gibi görünen şirketlerin karşısına zamanla rakipleri çıkmış ve o sektöre kalite ve ucuzluk gelmiştir. Bütün bunlar devlete ve regülasyonlara rağmen gerçekleşmiştir. Taksicilik gibi bazı hizmetlerde ise devletin zorlamasıyla tekeller oluşmuştur ve tekel konumda kalmaya devam etmektedirler.


2. Şirketler anlaşarak fiyat belirleyebilir

İtiraz şu şekildedir: Merkezî bir müdahalenin, kontrolün, şartın olmadığı piyasada tek bir şirket tekelleşmese dahi belli bir sektördeki şirketler aralarında anlaşarak fiyatları artırır.


Bu itiraz, bir önceki itirazla benzerlik gösterir. İtirazın yerinde olmadığını anlamak artık daha kolaydır. 5 tane şirket anlaşıp fiyatlarını yükselttiği takdirde artık potansiyel rakipler piyasaya dâhil olup o ürünü daha ucuza satma imkânına erişir. Fiyat belirleyen şirketler satış yapamaz, zarar eder. Ya piyasadan silineceklerdir ya da mecburen fiyatlarını piyasa seviyesine düşüreceklerdir.


3. Doğal tekel

İtiraz şu şekildedir: Bazı ürünler doğası gereği tekelleşmeye müsaittir. Öyleyse bu ürünlerde piyasa serbest olmamalıdır. Olursa tek bir satıcı olur ve tekelleşme ortaya çıkar.


Doğal gaz, odun, kömür, nükleer enerji birbirinin ikamesi olabilir. Benzin veya elektrik, araçlar için yakıt olarak kullanılabilir. Bir ürünün rakibinin/ikamesinin ne olduğuna yönelik analizler burada da geçerlidir. Doğal tekel itirazı böylece çürümüş olur. Her insan belli bir ihtiyacı için hangi ürünü ne şekilde ve ne miktarda kullanacağına kendisi karar verir. Herkesin bazı ürünleri mecburen kullanması gerektiği şeklindeki yorum keyfîdir, gerçek dışıdır. Binlerce yıldır artan üretim ve refah sayesinde ürün çeşitliliği artmış ve bir ürünün ikamesine yönelmek son derece kolaylaşmıştır. Sürekli olarak yapılan müdahalelere rağmen piyasa, bütün insanlığa fayda sağlamaya devam etmektedir.


Diğer bir sorun ise “kamu malı” kavramındadır. Doğal tekellerin kamu malı olduğu iddia edilir ve bu malların serbest piyasaya bırakılmaması gerektiği söylenir. Hâlbuki kamu malı şeklinde bir kavram başlı başına hatalıdır. Her iktisadî ürün birileri tarafından arz edilir ve diğer insanlar tarafından talep edilir. Herkesin belli bir mala mutlaka ulaşması gerektiği şeklindeki iddia geçersizdir. Kaldı ki böyle bir sonuca ulaşıldığı düşünülse bile o malın kamulaştırılması doğru bir yöntem olmayacaktır. Çünkü kamulaşan malın satıcısı artık tekeldir, devlettir. Devletin o malı kullanırken kaliteyi ve ucuzluğu göz önünde bulundurması için hiçbir gerekçe yoktur, tarih de bize bunu göstermektedir. Madem tekel kötüdür, öyleyse neden önemli olduğu düşünülen o ürün devlet tekeline teslim edilmektedir? Konuyla ilgili güzel bir analiz için şu yazıyı okuyabilirsiniz.


III. Sonuç

Akıl yürütme ve apaçık gerçekler/veriler ışığında ulaşabileceğimiz sonuçlar nettir:

  1. Rekabet, kaliteyi ve ucuzluğu getirerek toplumun geneline fayda sağlayan bir süreçtir.

  2. Tekel bir örgüt olan devlet, tüketicilerin onayları doğrultusunda kalite ve ucuzluk için çaba gösterme teşvikine sahip değildir.

  3. Rekabeti korumak adına getirilen herhangi bir düzenleme, tam tersi bir etkiye sebep olarak rekabeti bozar. Rekabet Kurumu gibi organizasyonların kararları sonucunda toplum pahalılık, kalitesizlik ve ayrıcalıklı satıcılarla karşı karşıya kalır.

  4. Piyasada “tam rekabet” gibi sabit bir t noktası yoktur. Ekonomi bir süreçtir ve herhangi bir t anını “mükemmel rekabetçi” hâle getirmek mümkün değildir. Fiyat sistemi sayesinde belli bir t anını analiz eden piyasa aktörleri, zamanla daha kaliteli ve ucuz ürün için uğraşacaktır. Planlama, üretim ve girişim mutlaka belli bir zaman içinde gerçekleşir.

  5. Rekabetin sağlanması ancak ve ancak piyasaya hiçbir şekilde müdahale edilmemesiyle gerçekleşebilir.

  6. Piyasaya hiçbir şekilde müdahale etmemek kaosa yol açmaz. Nihai denetleyiciler tüketicilerdir. Tüketiciler, tercihte bulunarak veya bulunmayarak ürün ve hizmetlerin denetimini yapar, kaliteli ve ucuz ürünlerin piyasada var olmasını sağlar.


 

Yazar: Erdi Serdar
198 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2 Post
bottom of page