Liberteryen

Popüler terminolojide liberteryen, otoriter kelimesinin karşısında bulunur. Tam anlamıyla, liberteryen, insanların kendi fikirlerini karşı tarafa yasal olsun veya olmasın şiddet kullanımı vasıtasıyla kabul ettirmesi fikrine karşı olan kişidir. Kabaca açıklayacak olursak, liberteryen, bugünkünden daha az devlet isteyen kişidir. Tarihsel bağlamda liberalizmi ele aldığımızda liberalizm ile kastedilenin bir Batı Avrupa mucizesi olan ‘klasik liberalizm’ olduğunu görürüz.

Avrupa’da 19.yy’da mevcut olan en büyük imkan “seyahat özgürlüğü” idi ve bu sayede yaşadığı yerdeki yönetimden memnun olmayan insanların daha iyi ve özgür olacaklarını düşündükleri yerlere taşınması mümkündü. 19.yy öncesi Amerika’sını ziyaret edenler hayretler içinde kalır, “Vali nerede?” diye sorar, “Hiç vali yok.” yanıtını alırlardı.

Günümüzde kendini liberteryen olarak tanımlayan kişilerin büyük çoğunluğu 19.yy’da yaşıyor olsalardı liberal olarak adlandırılacaklardı. Zamanla kendine liberal diyen kişilerin; eğitim, sağlık, emeklilik gibi konularda devletin çeşitli görevler üstlenmesi ve zaman zaman piyasaya müdahalede bulunması gerektiği görüşünü savunmaya başlamaları ile başta Amerika ve ardından Avrupa olmak üzere liberal olarak adlandırılan bu kişiler ‘liberal’in gerçek anlamı dışında her şeyi temsil eder hale geldiler. Bu unvan hırsızlığı o kadar başarılı bir hale gelir ki, gerçek liberallerin yeni bir terime ihtiyaçları oluşur ve liberteryen terimi doğar.

Liberter felsefeyi iki şekilde benimseyebilirsiniz: Ampirik olarak özgür toplumların, özgür olmayanlara oranla daha iyi bir durumda olduğunu ve ikinci olarak, ahlaki bakımdan insanların bağımsız olması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. İnsanların kendi vücutları ve mal varlıkları ile başkalarının vücutlarına ve mülklerine zarar vermediği sürece ne isterlerse yapabileceklerini düşünüyor olabilirsiniz. Genellikle egemen ve hükümdar kelimesi krallar ve devletler için kullanılır, bir liberteryen için ise her erkek ve kadın bir kral ve kraliçedir ve kendi hayatının tek egemen gücü, kendi hayatının hükümdarıdır. Vücut ve mülkiyet özgürlüğüne olan inanç, liberteryenleri sol ve sağ düşünce akımlarından ayıran ana çizgidir. Sol (Sosyal-demokrat) düşünce, genellikle vücudunuz hakkında size çeşitli özgürlükler sunmayı amaçlarken, paranız ve mülkleriniz hakkında söz sahibinin daha çok devlet olması gerektiğinde hemfikirdir. Sağ düşünce ise, bunun aksine mal varlığınız hakkında size daha fazla söz hakkı tanırken, vücudunuz hakkında söz sahibinin daha çok devlet olması gerektiğini savunur. Bu kafa karıştırıcı ve iki yüzlü seçilmiş özgürlük konuları sağ ve sol düşünce akımlarını pek çok zaman gülünç çelişkilerde bırakır. Sol, istediğiniz kişiyle evlenmeniz veya kürtaj konusunda çeşitli haklar sağlama açısından özgürlükçü görünmesine rağmen, maaşınız ve mülkleriniz konusunda aynı oranda özgürlükçü değildir. Yüksek vergi oranları ve devlet müdahaleleri vasıtasıyla, sizin paranızı sizden daha iyi kullanabileceği iddiasında ve ekonomik özgürlüklerinizi elinizden alma eğilimindedir. Sağ ise paranız ve mülkleriniz konusunda size daha büyük özgürlükler vaat ederken, diğer tarafta vücudunuz hakkında daha fazla söz sahibi olma eğilimindedir. Kimlerin kimlerle evlenebileceği, kimlerin kürtaj hakkına sahip olması gerektiği konusunda kendilerinin en son karar mercii olması konusunda ısrarcıdır. Liberteryenlerin, kişinin vücut ve mülkiyetleri konusunda özgür olması gerektiği düşüncesi ise onları tüm bu çelişkilerden yoksun kılar. Liberteryenin anladığı şudur: Sosyal ve ekonomik özgürlükler birbirinden ayrılamaz. Ekonomik özgürlük olmaksızın sosyal özgürlük anlamsızdır ve aynı şekilde sosyal özgürlük olmaksızın ekonomik özgürlük de aynı şekilde anlamsızdır. Liberteryen, eşcinsel evliliğini düşük vergi oranlarıyla aynı sebepten destekler. Peki ya liberteryenler bencil değil midir? Sonuç olarak toplanan vergiler refahı artırmayacak mıdır? Pek sayılmaz!.. Ödediğiniz vergilerin büyük çoğunluğu yol, su, elektrik ve hizmet olarak geri dönmekten ziyade tank, top ve tüfeklere, artan kamu borçlarına, “ekonomik canlılık” adına yapılan piyasa manipülasyonlarına ve yandaşları zengin etmeye yaramaktadır. Liberteryenler, devletin piyasaya karışmaması gerektiğini savunurken sosyal adaletin hiç var olmaması gerektiğini savunmaz. Liberteryenler; insanların, diğer insanlar açlıktan ölürken umursamazca yaşamaya devam edeceğini düşünmez, insanların kötü durumdakilere yardım edeceğini onlara sahip çıkacağını düşünür. Aksine, devletin sosyal adaleti ve refahı sağlaması gerektiğini düşünen kişiler devlet olmadığı taktirde insanların zor durumdaki insanlara yardım etmeyeceğini düşünür. Devlete olan inanç, diğer insanlara olan güvensizliğin bir sonucudur. Bir liberteryen yardıma ihtiyacı olan insanlara, kişinin kendi kaynaklarıyla yardımcı olması gerektiğini savunurken, devletçi ise başka insanların kaynaklarının devlet tarafından kullanılmasını savunur. Ayrıca nasıl kişinin kendi kazandığı parayı istediği gibi harcamasını savunmak bencillik olarak adlandırılırken başkalarının paralarını alıp bunu istediği gibi dağıtmayı istemek merhametli bir davranış olarak adlandırılabilir? Ali’nin, devletin Veli’den para alıp bunu Ayşe’ye vermesi gerektiğini savunması Ali’yi bonkör yapmaz (Gerçi Ali’ye Nobel Ödülü kazandırabilir), Ali’nin kendi parasını Ayşe’ye vermesi ancak onu bonkör yapar. Liberteryen kendi görüşlerini başkasına empoze etmeye çalışmaz, bunun için çoğulculuk, demokrasi, eşitlik adı altında çeşitli kılıflar kullanmaz. Liberteryenin bencilliği gerçeğin çarpıtılmasıdır. Yazar - Caner Baykal


250 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör