top of page

İşsizliğe mi Giden Yol, Yoksa Rahatlığa mı?

Robotları Beklerken...


13/12/2017 - Serkan Kiremit
“İşte makineleşmenin, serbest ticaretin ve her türden ilerlemenin günbegün yok ettiği işgücü, üretici işgücü değil, gereksiz hâle gelen işgücüdür; amaçsız ve ürünsüz olan işgücü fazlasıdır.”
Frédéric Bastiat
Ekonomik Safsatalar, s. 316

Ekonomi mantığından anlamayan insanlar için bu günler kötü zamanlar, çünkü onlar için dünyaya yaklaşıp çarpmakta olan büyük bir göktaşı var.


Bu göktaşı, robotlar. "Eyvah, işsiz kalacağız!" naraları atıyorlar. Muhafazakârlar üzgün, siyasî ve ekonomik olarak ellerindeki bütün hokus pokus araçları yitip tükenmekte ve insan üzerindeki bütün ahlâkî nutukları anlamsızlaşmak üzere; hani insan bu dünyanın halifesiydi. Sosyalistler umutlu, "kapitalizm artık çözüm üretemiyor ve işsizlik artık her yanı sarıp sarmalayacak; artık bizim zamanımız geldi," diyorlar. "Kapitalizm kendi mezarını kazıyor, robotlarla savaşacağız, onları kırıp dökeceğiz," diyorlar. Yine sosyalistler yapıcı değil, yıkıcı rolünde ve sadece geriye, eski zamanlara, ilkele dönüş istiyorlar. Liberal demokratlar daha da kötümser, "artık sistem çalışmıyor" diyorlar. "Robotlara 'bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler' diyemeyiz," diyorlar. "Biz de savaşacağız," diyorlar. Bütün Devletçiler toplandılar, bir araya geldiler, "Her yer yangın yeri. Robotlar geliyor. Ve dünya artık insanı kendi elleriyle tasfiye etme mekânına dönüştü. Ya robotları parçalayıp söküp atarak makine kırıcıları olacağız ya da toplu intihar edeceğiz," diyorlar.


Standart hikâyelerine göre "İnsanlar hayatlarından memnundu. İnsanlar ilkel sistemlerinden mutluydular. Emekleriyle yaşıyorlardı. Değerliydiler. Kendi tarlalarında, fabrikalarında, alışveriş merkezlerinde, gökdelenlerinde ve atölyelerde yaşıyorlardı. Ne zaman ki Robotlar geldiler, robot devrimi bu mutlu insanların hayatları üzerine bir kara bulut gibi çöktü. Robotlar özerk ve emeği ile geçinen insanı tam anlamıyla köle yapmışlardı. Artık televizyonun önünde vakit öldürüyorlardı, can sıkıntısı azalmıştı. Cep telefonu sayesinde arzu ettikleriyle konuşuyorlardı, özlem duymak ancak Survivor programına sıkışmıştı. Facebook'ta uzun zamandır bir araya gelmeyen insanları takip ediyorlardı, dedikodu ve içekapanık yaşam tarzları yerle bir olmuştu. Twitter denen ortamda ifade özgürlüğü artmış, yeni düşünceleri takip edip farklı fikirlere yelken açmışlardı. Artık bulaşık makinesi bulaşıklarımızı yıkıyordu, yorulmuyorduk. Uçakla dünyayı geziyor, mekânları tüketiyorduk. Karnımız acıktığında ne ava çıkıyor ne de meyve topluyorduk, artık tek bir telefonla eve yemek siparişi veriyorduk. Sonra Robotlar geliyordu. İyice rahatımız artıyor ve bu bizim emeğimize bir saldırıydı. Artık boş zamanımıza sıkışmış bir yaşam sürüyorduk. Toplumsal ve etik temellerimiz yerle bir olmak üzereydi. Bir şey yapmalıydık!"


Bu yukarıdaki anlatı tam bir trajikomedidir. Ama sanayi devrimi ve aydınlanma çağından beri dinlediğimiz bir masaldır. Bu masal hiç bitmedi ve bitmeyecek.


Traktör bulunduğunda çiftçilik ölecekti. Tarımsal emek yok olacaktı. Çıkrık makinesi keşfedildiğinde köleliğin artık bir anlamı kalmamıştı. Pamuk bitkisini toplamak için elleri yara bere olacak, güneşte kavrulacak kölelere değil, makinelere ihtiyaç vardı. Sonra köleler özgürleştikçe ve tarımda insanlar işsiz kaldıkça işgücü fazlası şehirlere aktı. Fabrikalar insanlara yuva oldu. Onlara kucak açtı. Ve fabrikalarda kazançlar günlüktü. İnsanların emekleri alın terleri kurumadan hemen ücret karşılığında tatmin ediliyordu. Oysaki eskiden tarımsal koşullara göre, insan, kazancını ancak mevsimsel acılara ve doğanın lütfuna göre ayarlayabiliyordu. Paralarını günlük değil, mevsimsel alıyorlardı.


Elbette her ilerlemede ve değişen koşullarda bazı aksaklıklar olacaktı. Tarımda en fazla 6 ay çalışırsın, (mevsimsel sıcaklığa göre) iş saatleri bellidir; güneş doğar ve güneş batar. Ama fabrikalarda iş öyle değildir. 12 ay çalışırsın ve saatler uzar. İnsanlık için bütün koşullar ilk zamanlarda büyük felaketler doğurmuştur. Ama ne olursa olsun, artan nüfusu ve sabit kalan verimli toprakları düşününce "Malthus Kapanı'ndan" kurtuluş yolu o yıllarda fabrikalardı.


"Malthus Kapanı" yani sürekli geometrik şekilde artan nüfus ve aritmetik olarak sabit artan tarımsal geçimlik düzeyi artık insanları taşıyamayacak durumdaydı. Fabrikalar insanları feodal beylerden, onların zulmünden kurtarıp en azından günlük kazançlarını kazanabilecekleri yerlerdi. Kadınlar evlerinden, mutfaklarından ayrılmışlardı. Çocuklar oyuncaklarından koparılmış olabilirlerdi. Bunların hepsi doğruydu. Fakat fabrikalar onlara, lastik gibi etlerle dolu tencereler, kömürlü sobalar, sıcak ve isli odalar ile yırtık da olsa kışlık ve yazlık kıyafetler sağlamışlardı. Boş zamanlarında şehrin nimetlerini kullanmalarını sağlamış ve en önemlisi sürekli artan nüfusu açlıktan-ölümden kurtarmıştır.


Asıl fabrikalar onlara bir gün tamamen özgür olabilecekleri günler vaat etmiştir. Feodal veya tarımsal sistem bunu asla onlara söyleyemezdi. Çünkü topraklar belli, sınıflar keskin ve kastlar geçişsizdi. Endüstriyel devrim eski zamanlar gibi belli sınıfa göre üretim yapmıyordu. Artık bütün tüketicilere yönelik kitlesel üretim hâlindeydi. Eskiden ticaret tamamen asiller ve zenginler içindi. Lüks tüketim tamamen onlar içindi. 19. ve 20. yüzyılda sistem, maliyetleri düşürdükçe düşürmekte ve lüks tüketim malları sokaktaki her vatandaşı bulmaktaydı. Ama sistem 21. yüzyılda işlemekte zorluk çekiyor. Lüks tüketim malları standart bir hâl aldı fakat sorun şu ki bunu sadece borçlanarak sağlıyorlar. Bu borç ise karşılıksız para basımı ile finanse ediliyor.


Bugün, "Robotlar geliyor" yaygarası doğrudur. Robotlar gelmek zorundadır. Çünkü endüstriyel devrim aynı tarımsal üretim gibi artık bu dünyayı, kirlettiklerimizi, nüfusu ve sistemi taşıyamamaktadır. Şehirler dolup taşmıştır. İşsizlik her geçen gün artmaktadır. Trafik keşmekeşinde yollarda insanlar harap olmaktadır. Çocuklara yatırım artmış ama buna mukabil niteliksiz işler, diğer bütün nitelikli işlere oranla gerilememektedir.


İnsanın yaşam süresi uzamıştır. Kimse işini bırakmak istememektedir. Gençler işsizdir. Yaşlılar mevkilerini bırakmamaktadır. Politik olarak zorlama müdahalelerle emekli maaşları ve bedava sağlık koşulları artık nüfusu tatmin etmemektedir.


Robotlar gelmek zorundadır. Çünkü hayat belli bir dönemden beri ucuzlamamaktadır. Kronist zenginler (ahbap çavuş üretimine dayanarak kârını koruyan kişiler) ve asiller (Devleti yöneten, hukuku yapan kişiler, bürokrasi, onların entelektüelleri, ideolojik papağanları olan gazetecileri ile) bu sistemde yani Tekelci Devlet Kapitalizmi'nde işleri yürütememektedir. Liberal demokrasilerde (Tekelci devlet kapitalizminde) artık halkın huzursuzluğunu ve çok emek harcamasına rağmen tatmin olamadıklarını bugün görmekteyiz.


Milliyetçiliğin, mukaddesatçılığın yükselişi ve liberal demokrasinin gerileyişi bu durumu salt politik bir dille izah edemez. İnsanlar 2050 yılında dünya nüfusunun 11 milyar olacağını bilmektedir. İnsanlar eğitime çok para harcamaktadır. Ve karşılığını alamamaktadır. Çünkü nitelikli işlerin nüfus artışına göre oranı düşük kalmaktadır. Hizmet sektörü, yani çoğunlukla niteliksiz işler kategorisi insan emek gücüne dayalıdır. Eğitime harcanan para ile hizmet sektöründe kazanılan maaşlar birbirini karşılamamakta, buna mukabil zarar göstermektedir.


Robotlar geliyor. Fakat robotlar istilacı bir tür değil, bize yardımcı olan verimli teknolojilerdir. Robotlar istilacı uzaylılar gibi bizi alt edecek, bizim tarlalarımıza, işlerimize, evlerimize ve düzenimize sahip olacak şeyler değiller. Onlar bizim zihnimizin ürettiği eylemlerimizdir. Bizim aletlerimizdir. Tek fark, bize külfet olan yoğun emeğimize dayanan işleri bize kolaylaştırmasıdır. Ama geçici tek kötülükleri, yoğun emeğe dayanan işleri yapan kişilerin anlık olarak işsiz kalmasıdır, o kadar.


Ancak "Malthus Kapanı"nı düşünürsek nüfus sürekli artmaktadır ve teknolojik olarak birkaç kişi işsiz kalacaktır ama yeni doğan ve arkadan gelen genç nüfus kurtulacaktır. Burada faydacı bir anlayış ortaya konmamalıdır. Daha çok herkes için bir iyilik aranmalıdır. Örneğin telefon operatörleri, cep telefonunun gelişmesine ayak uyduramamıştır. Birkaç kişi olan telefon operatörleri işsiz kalmıştır fakat herkes telefon teknolojisinin gelişiminden yararlanmıştır. İnsanlar uzun kuyruklarda, saatlerce telefon postanelerinde bir alo demek için beklemekten saniyelerle ölçülen hızlarda görüşmelere geçmiştir. Bu uzun dönemde herkes için, yani herkes olan "tüketiciler" için faydalı, verimli bir gelişmedir.


Neden hep felaket haberlerin yerine mutluluk vaat eden haberleri kaçırıyoruz? Mesela araba kullanamayanlar için müjdeli haberler var. Artık arabaları kimse kullanamayacak. Araba satın aldığımızda yanında şoför de hediye edecekler. Bu şoför elbette bir insan değil, robot olacak. Robotlar arabaları sürecek; kişi, nereye gitmek istiyorsa ona göre kodları girecek ve yeri, zamanı ayarlayarak yola çıkacak. Robotların kullandığı arabalar sayesinde trafikte geçirdiğimiz gereksiz zamanlar, sıkıntılarımız ve sıkılmalarımız tarihe karışacak. Bugün en büyük ölüm riski kesinlikle trafik kazalarında yaşanıyor. Bunlar son bulacak. Bu büyük bir gelişme olacak.


Unutulmamalıdır ki insan, çalışmaya programlı ya da para ekonomisine dayalı bir tür değildir. İnsan oksijensiz bir ortamda yaşayamaz ama paranın olmadığı bir dağda yapayalnız yaşayabilir. Bunu gözden kaçırıyoruz. O yüzden robotlar geldiğinde "homo economicus" saçma bir abartı kavram olacak. Onun yerine homo agent insan türü için daha uygun bir kavram olur... Şöyle ki "insan" genel anlamda "amaçlarına ulaşmak için nasıl hareket etmesini tercih eden insan türüdür."


İnsan, robotları kullanarak tamamen çalışmayı sadece kodlama, programlama ve otomasyona yönlendirebilir. Bütün ağır, bedensel ve kirli işleri robotlar yapabilir. İş gücümüz yok olacak anlamına gelmez, bu sadece teknik olarak şekil değiştirir. Evrimsel gelişimimizdeki karşılıklı yardımlaşmacı özümüz, yani işbölümü gücümüz önce takas ekonomisinden para ekonomisine, oradan belki de sadece kodlama ekonomisine sıçrayabilir. Bu mümkün gözüküyor.


İnsanların robotofobi (robotlardan korkma durumu) hâli tamamen yanlış sanrılara dayanan bir hastalık. Çünkü tek bir gerçek var ki kıtlık durumu hiçbir zaman son bulmayacak. İnsanların hayalleri ve arzuları sınırsız ama enerjimiz sınırlı. Tekrar eski günlerimize dönmek için robotların fişini çekmek yeterli aslında... Jonathan Newman bu konuyu "Why Robots Won’t Cause Mass Unemployment" adlı makalesinde Say Yasası'na dayanarak açıklıyor:


Bu korku üç nedenden ötürü mantıksızdır. Her şeyden önce, bu açgözlü kapitalistler, büyük bir tüketici kitlesi olmadan ürünlerini satın almak için tüketicilerin bütün paralarını nasıl alabilirler? Otomasyon yüzünden insanların çoğunluğu gelir elde edemezse, o zaman insanların çoğunluğu açgözlü kapitalistlerin ceplerini doldurmakta yardımcı olamayacaktır. İkincisi, her zaman iş olacak, çünkü kıtlık daima olacak. İnsanın istekleri sınırsız, çeşitlidir ve sürekli değişen, ancak arzularımızı tatmin etmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynaklar sınırlıdır. Herhangi bir malın üretilmesi emek ve girişimcilik gerektirir, bu nedenle insanlar asla ve asla gereksiz hâle gelmeyecektir. Son olarak, Say Yasası, bir malın üretimindeki teknolojik ilerleme sonrasında diğer tüm malların üretilmesinin kârlılığının artacağını ima eder. Böylece reel ücretler artar, çünkü robot kullanan aç gözlü kapitalistler artık diğer tüm mallar için artan taleplere sahipler.

Robotlar bize kesinlikle müjdeler veriyor.


1. Kirli ve pis işler için artık insanları kullanmayacağız.

2. Teknoloji ilerlediği için maliyetler düşecek.

3. Sermayenin marjinal maliyeti artacak ve fiyatlar düşecek.

4. Para ekonomisine dayalı kast sistemi sarsılacak.

5. İnsan kendisine daha fazla zaman ayıracak ve boş zamanımızın oranı artacaktır. Bu durum sanatsal ve teknik yaratıcılığımız arttırıp kültürümüzü daha fazla barışçıl hâle getirecektir.


Homo agent tür, evrim sürecinde yeni bir işbölümü sistemiyle karşı karşıya, artık ilişkilerimizdeki o maliyetli bedensel mücadelemiz yerine robotları koymak üzereyiz. Bu net olarak barışın, adaletin, özgürlüğün artacağını ve zorlamanın, köleliğin ve açlığın azalacağının işaretidir.


Sadece belli meslekleri kaybedeceğiz. Kazanacaklarımız ise yeni değerler üreten dünyalar ve yeni mesleklerdir. Sizce?


 

Yazar: Serkan Kiremit
115 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2 Post
bottom of page