top of page

Türkiye Ekonomisinin Başı Büyük Belada

05/01/2022 - Joseph Solis-Mullen

Yıllardır Türk siyasetini gözlemleyenler, Ankara’dan gelen dengesiz siyasî hamlelere bir şekilde alıştı. Özellikle 2017’deki siyasî reformlardan bu yana, devletin temel işlevleri üzerindeki kontrolünün yüksek düzeyde olması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğru veya gerekli olduğunu düşündüğü ani değişiklikleri gerçekleştirme konusunda çok az engelle karşılaştığı anlamına geliyor. Erdoğan’ın otoritesine karşı etkili bir kurumsal denetimin olmaması, şu anda ülkeyi ekonomik bir uçurumdan aşağı atıyor.


Ülke 2018’den bu yana çok yönlü bir krize saplanmış durumda. Ekonomik durgunluk, işsizlik, liranın değerindeki dramatik dalgalanmalar, yükselen enflasyon, gerileyen ticaret dengesi, artan borçlanma maliyetleri ve şirket borçlarının temerrüde düşmesindeki artışla karakterize olan bu durum, Erdoğan’ın Merkez Bankası’na yönelik mevcut müdahalesiyle her şeyin devasa bir felakete dönüşmesine davetiye çıkarıyor. Weimar Almanyası'nı alt eden hiperenflasyonla yapılan benzetme ve kıyaslamalar genellikle abartılı olsa da Türkiye’deki tehlike gerçek.


Erdoğan’ın, geleneksel iktisadî yaklaşımın tam tersi olarak, daha yüksek merkez bankası faizlerinin daha yüksek enflasyona yol açacağı yönündeki ısrarı, enflasyon artmaya devam ederken bile Türkiye’nin merkez bankasının faizleri son aylarda dört kez düşürmesine yol açtı. Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere, Türkiye’deki birçok yatırımcı gibi küresel yatırımcılar da liradan kaçmış ve liranın değeri hızla düşmüştür.



Erdoğan’ın Aralık ortasında lira mevduatlarını koruma planını açıklamasının ardından liranın görünürde yeniden canlanması bir seraptan, göz yanılsamasından ibarettir. Tüketiciler ve işletmeler Türkiye’deki bankalara yaklaşık 3 milyar lira yatırmış olsa da, liranın asıl canlanması, açık piyasa faaliyetleri ve kamu bankaları aracılığıyla sadece iki gün içinde 7 milyar doların üzerinde liralık alım yapan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan geldi. Kısacası, tüm döviz krizlerinde olduğu gibi, Merkez Bankası liranın fiyatını desteklemek için döviz rezervlerini boşaltıyor. Bu destek kırıldığında, ki her zaman kırılır, liranın nereye gideceğini kimse tahmin edemez. Ernest Hemingway’in deyimiyle, süreç kademeli ve sonra ani gerçekleşecektir.


Yurt içinde Erdoğan, bu krizler silsilesini 2018’de ABD tarafından yürürlüğe konanlar gibi düşmanca yabancı gümrük tarifelerinin ve küreselci bir bankacılık şebekesinin düzenbazlığının sonucu olarak göstermeye çalıştı. Erdoğan’ın, Türkiye’nin (şimdilik) geniş ve eğitimli orta sınıfını, 2023’te bir sonraki oylarını kullandıklarında gerçeğin bu olduğuna ikna edip edemediğini göreceğiz. İlk göstergeler kendisi için umut verici görünmüyor. Erdoğan’ın partisi AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) 2019’da, 2003’te dümene geçmesinden bu yana en büyük seçim yenilgisini aldı ve İstanbul ile Ankara'daki yerel kontrolü kaybetti.


Erdoğan’ın seçim koalisyonu iktidardaki yirmi yılı boyunca kademeli olarak değişti; ancak AKP her zaman birincil desteğini muhafazakâr Müslümanlardan, kırsal topluluklardan ve yoksullardan aldı (hatta son zamanlarda faiz oranlarını düşürme argümanları arasında Kur’an’ın tefeciliği yasaklamasına atıfta bulundu). Erdoğan, başbakanlık görevinin ilk yıllarında Türkiye ekonomisinin ve refah devletinin dramatik bir şekilde büyümesini sağladı. Bu çabalar ve ekonominin daha geniş çaplı başarısı Erdoğan’ı ve AKP’yi anlaşılır bir şekilde popüler hâle getirdi. Ancak ekonominin büyümesi dengesizdi. Devlet harcamaları büyüdükçe ve küresel kredi piyasalarına bağımlılık arttıkça büyük ve kalıcı açıklar norm hâlini aldı. Özellikle görev süresinin ikinci on yılında, reform planları sekteye uğradıkça ve dış politika yanlışları arttıkça, kayırmacılık ve yolsuzluk daha yaygın hâle geldi; rejime düşman olduğu düşünülen kişilerin kovuşturulması da öyle. Giderek karşılanamaz boyutlara ulaşan devlet sübvansiyonlarına bağımlı duruma düşen liranın daha da değer kaybetmesi, Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu ithal girdileri aşırı pahalı hâle getirecektir. Erdoğan’ın umduğunun aksine, liranın devalüasyonuna rağmen Türkiye’nin ticaret dengesi daha da bozulacaktır, çünkü sürekli müdahalesinin yarattığı enflasyonun ekonomiyi felce uğratması, özel sektörün ve kamu sektörünün üretken kapasitesini azaltacaktır. Bunu da kitlesel işsizlik izleyecektir.


On yıl önce birçok jeopolitik ve jeoekonomik tahminci Ankara’nın bölgenin başat gücü ve küresel öneme sahip bir oyuncu hâline geleceğini öngörmüştü. Coğrafyasının ve NATO üyeliğinin verdiği avantajla, büyüyen bir ekonomi ve nispeten genç ve eğitimli bir nüfusla birlikte yüksek derecede stratejik esnekliğe sahipti. Bu nüfus büyük şeyler umuyordu ve giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradılar.


Erdoğan bu yolda ilerlemeye devam ederse, kendisi ve AKP 2023 seçimlerine ulaşamayabilir. Erdoğan'ın savuşturduğunu iddia ettiği 2016 darbe girişimi ister gerçek ister kurmaca olsun veya olmasın, birkaç yüz milyon dolar maliyetle inşa edilen bin odalı sarayında duvarlarla çevrili olan ve giderek daha çok gözden düşen bu rejimin devrilmesi girişiminde, maaşları giderek daha değersiz hâle gelen bir ordunun kendi yurttaşlarını durdurmaya, hatta vurmaya istekli olup olmayacağı şüphelidir.


 

Spring Arbor Üniversitesi ve Illinois Üniversitesi mezunu olan Joseph Solis-Mullen, siyaset bilimci ve Missouri Üniversitesi ekonomi bölümünde yüksek lisans öğrencisidir. Bağımsız araştırmacı ve gazeteci olarak çalışmalarını Ludwig von Mises Institute, Eurasian Review, Libertarian Institute, Journal of the American Revolution, Antiwar.com ve The Journal of Libertarian Studies'de bulabilir, kendisiyle Twitter üzerinden iletişime geçebilirsiniz.

Çevirmen: Yasin Kılıç Editör: Fırat Kaan Aşkın

Bu yazı, Mises.org sitesinin "Turkey's Economy Is in Big Trouble" başlıklı makalesinin tercümesidir.
273 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page