Sosyalizmin Bilimsel Tahlili

Socialism: An Economic and Socialogical Analysis - Ludwig von Mises

Sosyalist öğretinin başlangıç noktası, burjuva toplum düzenine ilişkin eleştiridir. Sosyalist yazarların bu anlamda çok başarılı olmadıklarının farkındayız. İktisadi mekanizmanın işleyişini yanlış anladıklarını ve işbölümüne ve üretim vasıtalarının özel sahipliğine dayalı sosyal düzenin çeşitli kurumlarının işlevini anlamadıklarını biliyoruz. Sosyalist teoriysenlerin iktisadi süreci tahlil ederken yapmış olduklarıhataları göstermek zor olmamıştır; tenkitçiler, sosyalistlerin iktisadi öğretilerinin fahiş hatalara sahip olduğunu ispat etmede başarılı olmuşlardır. Yine de kapitalist toplum düzeninin az veya çok kusurlu olup olmadığını sormak, neredeyse, sosyalizmin iyi bir ikame sağlayıp sağlayamayabileceği sorusuna kesin bir cevaptır. Üretim vasıtalarının özel sahipliğine dayalı sosyal düzenin hatalara sahip olduğunu ve muhtemel bütün dünyaların en iyisini yaratmamış olduğunu ispatlamış olmak kâfi değildir; ayrıca, sosyalist düzenin daha iyi olduğunu da göstermek zaruridir. Çok az sosyalist, bunu ispatlamaya çalışmıştır ve yapılanların büyük bir kısmı, hiç de bilimsel olmayan bir tarzda, bazıları da ehemmiyetsiz bir şekilde yapılmıştır. Sosyalizmin bilimi basittir ve hakikaten kendisini “bilimsel” olarak adlandıran sosyalizm türü, bunun için suçlanan sonuncu sosyalizm değildir. Marksizm, sosyalizmin gelişini sosyal evrimin kaçınılmaz bir aşamasıolarak sunmakla tatmin olmamıştır. Eğer sadece bunu yapmış olsaydı, bilimin nezaretine havale edilmesi gereken sosyal hayatın problemlerine ilişkin bilimsel inceleme üzerindeki bu zararlı tesir için gayret gösterilmemiş olurdu. Marksizm, sosyalist düzeni, sosyal hayatın tasavvur edilebilir en iyi şekli olarak betimlemenin dışında bir şey yapmış olsaydı, hiçbir zaman bu türden zararlı neticelere sahip olmayacaktı. Ama, o, safsata yoluyla sosyolojik problemlerin bilimsel incelemesine mani olmuş ve zamanın entelektüel atmosferini zehirlemiştir.


Marksist kavramsallaştırmaya göre; bir kimsenin sosyal konumu onun düşünce biçimini belirler. Bir yazarın bir sosyal sınıfa üyeliği, hangi görüşleri ifade edeceğini belirler. O, sınıfının dışında büyüyemez veya sınıfının menfaatlerine ilişkin reçetelerden esinlendiği düşüncesinden kendisini kurtaramaz. Bunun içindir ki, sınırları her ne olursa olsun, herkes için geçerli genel bir bilimin (varolması) ihtimali tartışmalıdır. Dietzgen için bu, özel bir proletarya mantığı inşasını sürdürmek için sadece başka bir adımdı. Ama gerçek sadece proletarya biliminde yatmaktadır: “Proletarya mantığına ilişkin fikirler parti fikirleri değildir ama saf ve basit mantığın neticeleridir.”Bu suretle Marksizm, kendisini hoş olmayan bütün eleştirilere karşı korur. Düşman püskürtülmez: Onu bir burjuva olarak ifşa etmek yeterlidir. Marksizm, kendilerini burjuvazinin rüşvetçi/rüşvet alan köleleri olarak takdim ederek başka türlü düşünen herkesin başarılarını eleştirir. Marx ve Engels, hiçbir zaman, muhaliflerini bir münazarayla reddetmeye uğraşmadı. Onlar, muhaliflerini hor gördüler, alaya aldılar, onlarla eğlendiler ve onlara iftira ve çamur attılar ve bu yöntemleri kullanma konusunda varisleri de onlardan geri kalmadılar. Onların polemiği, hiçbir zaman, muhalifinin iddiasına yöneltilmez; aksine, her zaman muhalifin kişiliğine yöneltilir. Çok az kişi bu tür taktiklere mukavemet gösterebilmiştir. Hatta oldukça az kimse -her araştırma konusuna uygulanması bilimsel düşünürün görevi olan- bu acımasız eleştirilere başvurarak sosyalizme karşı çıkmak için yeteri kadar cesur olmuştur. Bunun içindir ki, sosyalizmin destekçilerinin ve muhaliflerinin, Marksizmin, sosyalist topluluğun iktisadi ve sosyal şartlarına ilişkin daha titiz herhangi bir tartışmaya getirmiş olduğu yasağa sorgusuz sualsiz uymuş olması gerçeği, sadece bununla açıklanabilir. Marksizm, bir taraftan, üretim vasıtalarının sosyalleşmesinin iktisadi evrimin tabii bir kanununun neticesi olarak ilân eder, diğer taraftan, bu türden sosyalleştirmeleri kendisinin siyasi çabasının bir amacı olarak takdim eder. Sosyalist toplumun açık bir izahı, sosyalizmde dünyevî bütün hastalıklardan selameti arayan kitlelerin çoşkusunu kırabilirdi. Bu türden tehlikeli araştırmaların başarılı bir şekilde baskı altına alınması, ki daha önceki bütün sosyalist teorilerin gerilemesini beraberinde getirmiştir, Marx’ın çok başarılı taktik hareketlerinden birisidir. Sırf insanlara sosyalist topluluğun tabiatı hakkında konuşmasına veya düşünmesine imkân verilmediği içindir ki, sosyalizm 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarındaki baskın/hâkim siyasi hareket hâline gelebildi.


Bu ifadeler, neredeyse, -Dünya savaşını***takip eden on yıllarda Alman düşüncesi üzerinde en güçlü etkiyi yapan insanlardan birisi olan- Hermann Cohen’in yazılarından alınan bir alıntı dışında daha güzel bir şekilde ortaya konulamaz. “Bugün”, der Cohen, “hiçbir kavrayışsızlık/idraksizlik, sos- yal sorunun özünü ve, netice itibariyle, sosyal reform politikası iradesinin (ki bu irade, sadece musibettir veya kâfi derecede iyi değildir) gerekliliğini teşhis etmemize mani olmaz. Parti sosyalizmine mani olmak için yapılan girişimlerle birlikte, genel bir bakış açısı için gelecekteki devletin ne olduğunun ortaya koyulması gerektiği şeklindeki makûl olmayan talep, sadece bu türden bozuk huyların varolması gerçeğiyle açıklanabilir. Hukuk olmadan devlet olmaz, ama bu insanlar, hukukun ahlâkî gerekliliklerinin ne olduğundan ziyade, devletin neye benzeyeceğini sor(uştur)maktadırlar. Bu suretle, kavramlar tersine çevrilerek, sosyalizm, ütopyaların şiiriyle karıştırılmaktadır. Ama ahlâk şiir değildir; ve fikir, imgesiz doğruya sahiptir. Onun imgesi, sadece onun prototipine göre ortaya çıkan bir gerçek(lik)tir. Sosyalist idealizm, üstelik âşikar bir sır gibi bir şey olsa da, hâlen, kamu bilincinin genel bir hakikati/gerçekliği olarak telâkki edilebilir. Sadece salt açgözlülük ideallerinde saklı olan egoizm/bencillik, ki gerçek materyalizmdir, onu bir inanç olarak kabûl etmez.”Bunun içindir ki, yazıp düşünen insanlar, genellikle, zamanının en büyük ve en saygıdeğer Alman düşünürü olarak taltif edildiler ve onların telkinlerinin muhalifleri bile onlara bir entelektüel olarak saygı gösterdiler. Tam da bu sebepten dolayı Cohen’in, sadece eleştirmeksizin veya çekince koymaksızın sosyalizmin taleplerini kabûl etmekle ve sosyalist bir topluluktaki şartları incelemeye yönelik çabaların yasaklanmasını takdir etmekle kalmadığını, aynı zamanda, “partisosyalizmi”ne mani olmaya uğraşan birisini ahlaki olarak aşağı bir varlık olarak takdim ettiğini vurgulamak gerekir. Her şeyi hedef alan bir düşünürün meydan okumasınızamanının gözdesi olmadan önce kısa kesme gereği, düşünce tarihinde yeteri kadar gözlenebilen/gözlenebilecek bir olgudur –Cohen’in büyük esin kaynağı Kant bile bunun suçlusudur. Belki, bir filozof, sadece farklı fikirlere sahip herkesi değil, aynı zamanda, iktidardakiler için tehlikeli (kabul edilen) bir meseleye temas eden bütün herkesi, kötü niyet, kusurlu mizaç ve yalın açgözlülükle suçlamamalıdır- bu, çok şükür, düşünce tarihinin oldukça az örneğini gösterebildiği bir şeydir.

Bu zorlamaya kayıtsız şartsız uymayan herhangi bir kimse, mahkûm edilir ve yasadışı ilan edilir. Bu yolla sosyalizm yıldan yıla onun nasıl işlediğine ilişkin esaslı bir inceleme yapması için herhangi bir kimseyi harekete geçirmeksizin, sürekli daha fazla mevzii kazanabildi. Bunun içindir ki, bir gün Marksist sosyalizm iktidarın dizginlerini eline aldığı ve bütün programını uygulamaya koymaya çalıştığı zaman, on yıllardır elde etmeye uğraştıkları şeylerden farklı bir fikre sahip olmadığını fark etmek zorunda kaldı.

Netice itibariyle, sosyalist topluluğun problemlerine ilişkin bir tartışma hayli önemlidir ve bu önem sırf liberal ve sosyalist politika arasındaki zıtlığa dayalı bir anlayıştan kaynaklanmaz. Böyle bir tartışma olmaksızın, millîleştirme ve beledîleştirme doğrultusunda bir hareketin başlamasından bu yana gelişmiş olan durumları anlamak mümkün değildir. Şimdiye kadar iktisat –anlaşılabilir ama üzücü bir tek taraflılıkla birlikte- münhasıran üretim vasıtalarının özel sahipliğine dayalı bir topluma ilişkin mekanizmayı incelemiştir. Bunun içindir ki, ortaya çıkan açık/mesafe kapatılmak zorundadır.

Toplum, üretim vasıtalarının özel sahipliğine mi yoksa kamusal sahipliğine mi dayalı olarak inşa edilmelidir sorusu/sorunu, siyasî bir soru(n)dur. Buna bilim karar vermez; bilim, sosyal teşkilâtlanma biçimlerinin göreli değerleri üzerine bir değerlendirmede bulunamaz. Ama sadece bilim, kurumların etkilerini inceleyerek, topluma ilişkin bir düşüncenin temellerini ortaya koyabilir. Eylem adamı, politikacı, bazen bu incelemenin sonucuna dikkat kesilmeyebilirse de, düşünce adamı insan zekası için ulaşılabilir olan her şeyi araştırmaktan hiçbir zaman geri durmayacaktır. Ve uzun vâdede düşünce, eylemi belirlemek zorundadır.


Yazar - Ludwig von Mises

Çevirmen - Yusuf Şahin


Bu makale, Ludwig von Mises’in Socialism: An Economic and Socialogical Analysis(Liberty Fund, September 1981) adlıkitabının giriş bölümüdür.


Image Source: KCRW


39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör