Johann Wolfgang Goethe'nin Politik Görüşü I Hans-Hermann Hoppe

Bu yıl (1999) Johann Wolfgang von Goethe'nin 250. doğum gününü anıyoruz. Avrupalıların çoğu, Goethe'nin tüm Alman yazar ve şairlerin en mükemmeli ve dünya edebiyatının devlerinden biri olduğunu bilir. Aynı zamanda daha az bilinen ise, özgür ticaretin ve serbest kültürel alışverişin gerçek ulusal refahın ve barışçıl uluslararası birleşimin anahtarı olduğunu savunan, tam bir klasik liberal olduğudur. Ayrıca refah ve kültürel alışveriş eğilimlerini, hükümetin engelleyebileceği gerekçesiyle merkezileşmeye, birleşmeye ve hükümetin genişlemesine karşı kendi fikirlerini savundu ve çatıştı. Avrupa'nın devam eden inşasına ilgisi nedeniyle, Goethe'yi milenyumun Avrupalısı olarak göstermek istiyorum.


1749'da özgür kraliyet şehri olan Frankfurt am Main'de orta-üst sınıf bir ailede dünyaya gelen Goethe, Leipzig ve Strazburg'da hukuk okudu. Ancak, doktorasını aldıktan ve kısa bir süre avukat olarak çalıştıktan sonra; şair, oyun yazarı, romancı, sanatçı ve mimar, sanat, edebiyat, müzik eleştirmeni olarak olağanüstü başarılı bir kariyere başladı. Aynı zamanda bir doğa bilimci ve anatomi, botanik, morfoloji ve optik öğrencisiydi. Bu güne kadar, dahinin anlamını, baş yapıtı Faust dahil aşağıdakilerle birlikte olmak üzere 60'tan fazla cildi kapsayan eserleri ile tanımlar, Götz von Berlichingen, Genç Werther'in Acıları, Torquato Tasso, Egmont, Iphigenie Tauris'te, Clavigo, Stella, Hermann ve Dorothea, Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları, Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları, Roma Ağıtları, Doğu-Batı Divanı, Gönül Yakınlıkları, İtalya seyahatleri, Renk Teorisi ve Bitkilerin Morfolojik Yapısının Açıklanması.


1775'te, Saxe-Weimar Dükü Carl August'un daveti üzerine Goethe, Weimar'ı ziyaret etti ve 1832'deki ölümüne kadar orada yaşadı; fakat Almanya, İsviçre, İtalya ve Fransa'nın her yerine sık ve uzun seyahatler yaptı. Elbette, seyahat ederken liberal siyasi görüşlerini geliştirdi.

1648 Vestfalya Antlaşması'ndan Napolyon savaşlarına kadar Almanya 234 "devlet", 51 özgür şehir ve yaklaşık 1.500 bağımsız feodal beylikten oluşuyordu. Bu çok sayıda bağımsız siyasi birimden yalnızca Avusturya büyük bir güç olarak sayıldı ve yalnızca Prusya, Bavyera, Saksonya ve Hannover önemli siyasi aktörler olarak kabul edilebilirdi. Saxe-Weimar, sadece birkaç düzine köy ve kasabayı kapsayan daha küçük ve daha fakir yapılardan biriydi.


Napolyon'un yenilgisinin sonucu olan 1815 Viyana Kongresi, bağımsız Alman siyasi bölgelerinin sayısını 39'a düşürdü. Yönetici hanedanının Rusya'nın Romanov hanedanı ile akrabalık ilişkisi nedeniyle, Saxe-Weimar eski boyutunun yaklaşık üçte biri kadar büyüdü ve Saxe-Weimar-Eisenach Büyük Dükalığı oldu. Yine de, Almanya'nın daha küçük, daha fakir ve politik olarak daha az önemli bölgelerinden biri olarak kaldı.


Başkent Weimar, Goethe oraya taşındığında nüfusu 6.000'den az olan küçük bir kasabaydı ve 1832'de öldüğünde bile sadece 10.000'e ulaşmıştı. Goethe, Weimar'a Carl-August'ın gözdesi olarak gelmişti ve Dük ile birlikte at bindiler ve avlandılar.


Carl-August'un emriyle Goethe'ye İmparator II. Joseph tarafından aristokrat onursal "von" verildi. Muhtelif zamanlarda, Danışma Meclisi üyesi olarak Goethe'nin görevleri, Dükalığın 600 kişilik ordusunun denetimini (büyüklüğünü 293 kişiye indirdi), yollarının ve madenlerinin inşasını, maliyesinin yönetimini (vergileri kesti), saray tiyatrosunun işleyişi ve o sırada öğretim üyeleri arasında Hegel, Fichte, Schelling, Schiller, Humboldt ve Schlegel kardeşler arasında yer alan yakındaki Jena Üniversitesi'nin denetimini içeriyordu.


Weimar'a yerleştiğinde Almanya'nın her yerinde zaten alkışlanan Goethe'nin şöhreti sonraki yıllarda büyük ölçüde arttı. İster seyahatlerinde ister Weimar'da olsun, Ludwig van Beethoven, Avusturya İmparatoriçesi Maria Ludovika ve Napolyon Bonaparte dahil olmak üzere neredeyse herkes onun arkadaşlığını aradı. Gerçekten de, Goethe'nin hayatının son on yılına gelindiğinde, o ve Weimar Alman kültürü ile eşanlamlı hale geldi ve Goethe'nin evi Goethe Wohnhaus Alman Bildungsbuergertum (eğitimli burjuvazi) üyeleri tarafından hac hedeflerinden biri haline geldi.


Goethe, hayranlarından biri olan Johann Peter Eckermann tarafından yazılan bir konuşmada, Almanya'nın siyasi özellikleri (Kleinstaaterei) ile kültür arasındaki ilişki hakkında yorum yaptığında, bu yaşamının son dönemiydi. Bu açıklamaların yapıldığı 23 Ekim 1828'de Almanya, Fransız Devrimi ve ardından gelen Napolyon döneminin bir sonucu olarak demokratik ve milliyetçi düşüncelerden giderek daha fazla etkilenmişti. Alman liberallerinin çoğu demokrat ve birleşik bir Alman ulus devletinin savunucuları haline gelmişti.


Klasik bir liberal olan Goethe, bilgece ve dikkate değer bir öngörü ile, liberal inancın bu dönüşümüne karşı büyük ölçüde tek başına durdu. Ona göre demokrasi özgürlükle uyumsuzdu. Maximen und Reflexionen'de "Aynı anda eşitlik ve özgürlük vaat eden yasa koyucular ve devrimciler, ya psikopatlar ya da şarlatanlar" diye yazıyordu. Goethe'nin Eckermann ile yaptığı konuşmada açıkladığı gibi,siyasi merkezileşme, kültürel yıkıma yol açacaktır: ‘’Almanya'nın birleşmesinden çekinmiyorum; mükemmel sokaklarımız ve gelecekteki demiryollarımız kendi başlarına yapılacak. Almanya vatanseverlikte ve dış düşmanlara karşı muhalefette birleşti. Birlik oldular, çünkü Alman Thaler ve Groschen(iki farklı para birimi) tüm imparatorluk boyunca aynı değere sahipler ve bavulum açılmadan otuz altı eyaletten geçebiliyor. Birleştiler, çünkü bir Weimar sakininin ülke içi seyahat belgeleri, güçlü yabancı komşularının vatandaşlarının pasaportlarıyla eşit olarak her yerde kabul edilir. Alman Devletleri ile ilgili olarak, artık yerli ve yabancı topraklardan söz edilmiyor. Ayrıca Almanya, ağırlıklar ve ölçüler, ticaret ve göç ve buna benzer yüzlerce şeyde birleşmiştir ki, bunları ne sayabilirim ne de anlatmak isterim.’’


“Bununla birlikte, Almanya'nın birliğinin tek bir büyük başkent şeklinde ifade edilmesi gerektiğini ve bu büyük şehrin birkaç seçkin kişinin gelişimine fayda sağladığı gibi kitlelere de fayda sağlayacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz, " diye ekledi.


Bugünkü Brüksel bürokratları bunu anlasalardı! Goethe'nin 1828'de övdüğü tek AB pazarı, 15 üye ülkeye, insanlara, mallara ve sermayeye açık sınırlar verdi. Serbest ticaret ve göç bir gerçektir. Ancak ihtiyaç duyulmayan şey, hayatı düzenlemek veya daha da karmaşıklaştırmak için "büyük bir başkent" veya federal bir devlettir. Goethe, insanların yaratıcılığının bürokratlarda değil, insanlarda yattığını fark etti. Eckermann'a şunları söyledi: "Almanya'yı büyük yapan şey, İmparatorluğun tüm bölgelerine eşit olarak nüfuz eden harika popüler kültürüdür. Ve bu kültürün nereden doğduğunun ve taşıyıcılarının sorumluları olan birçok farklı soylu konut değil mi? Almanya'da yüzyıllar boyunca yalnızca iki başkentin Viyana ve Berlin’in sadece tek bir tanesinin var olduğunu varsayın. O zaman Alman kültürüne ve kültürle birlikte ilerleyen yaygın refaha ne olacağını merak ediyorum."


"Dresden, Münih, Stuttgart, Kassel, Braunschweig, Hannover ve benzerleri gibi şehirleri düşünün; bu şehirlerin temsil ettiği gücü düşünün; komşu eyaletler üzerindeki etkilerini düşünün ve kendinize sorun, şehirler uzun zamandır şehzadelerin ikametgahı değildi, eğer böyle olsaydı tüm bunlar olur muydu?"


"Frankfurt, Bremen, Hamburg, Lübeck büyük ve parlak Almanya'nın refahı üzerindeki etkileri hesaplanamaz. Yine de, bağımsızlıklarını kaybedip taşra şehirleri olarak tek bir büyük Alman İmparatorluğu'na dahil olsalar, oldukları gibi kalırlar mıydı? Bundan şüphe etmek için sebeplerim var."


Almanlar Goethe'ye ulusal bir kahraman olarak ne kadar saygı duysa da, bu yüzyılda, hatta Soğuk Savaş'ın sonunda bile onun tavsiyesine kulak asmadılar. Avrupa'daki çoğu insan da onun siyasi merkezileşmenin tehlikeleri konusundaki uyarılarına kulak asmadı. Goethe'nin medeniyetin sosyal ve politik temellerine ilişkin görüşleri, yazıldığı tarihte olduğu gibi bugün de geçerliliğini koruyor.


Yazar - Hans-Hermann Hoppe

Bu yazı mises.org sitesinin ''The Politics of Johann Wolfgang Goethe'' adlı yazının çevirisidir.



93 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör