Göçü Savunurken

08/11/2022 - Per Bylund

İnsanların istedikleri yere istedikleri sebeple gitmeye hakları var mıdır? Kesinlikle yoktur. Sizin izniniz olmadan size ait bir mülkü kullanmaya ya da işgal etmeye hakkım yok. Aynı şey benim mülküme yönelik herhangi bir girişimde bulunan siz ve herkes için de geçerlidir.


İnsanların dünyanın istedikleri yerine göç etme hakları var mı? Kesinlikle var. Başka bir kişinin yaşam hakkını ve mülkiyetini ihlal etmedikleri sürece, kimsenin onlarınkini sınırlamaya hakkı yoktur.


Bu iki ifadeyi tek bir ifadede birleştirmek kolay olmalıdır: benim özgürlüğüm senin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Ya da: zorlanmamak ya da saldırıya uğramamak herkesin hakkıdır. Hatta: eğer isterlerse herkesin kendi mülkünde kendi hâline bırakılma hakkı vardır.


Ancak ne yazık ki böylesine basit ve net ifadeler bile konu göç olduğunda hem kafa karıştırıcı hem de muğlak olma eğilimindedir. Bunun bir nedeni, içinde bulunduğumuz toplumun yapısı, etiği, kültürü ve algısı gibi bize ait olmayan şeylere duygusal bağlılık duymamızdır. Bunun bir kısmı, hem nedenleri hem de sonuçları dâhil olmak üzere göçle ilgili şeylerin çoğunun bir politika meselesi olmasıdır. Ve elbette bunun bir parçası da hem geçmişte hem de günümüzde mülkiyet üzerindeki etkisi de dâhil olmak üzere Devletin varlığıdır ki bu da insanların hak ve özgürlükleri konusunda her zaman ortalığı allak bullak etmektedir.


Göç ve Haklar

Bireysel haklar açısından bakıldığında, göç bir sorun bile değildir. İnsanlar neredeyse her gün ve dünyanın her yerinde yer değiştiriyor: işe gidip geliyoruz; yabancı ülkelerde yolculuklara ve tatillere çıkıyoruz; bir iş veya fırsat için şehrin diğer ucuna veya başka bir eyalete taşınıyoruz; kendimiz ve ailelerimiz için fırsatlar peşinde gurbete gidiyoruz.


Bunların hiçbiri sorun teşkil etmiyor ve bunları büyük ölçüde olağan kabul ediyoruz. Ama aynı zamanda bedava da değil: yeterli satın alma gücüne sahip olmadığımız için istediğimiz zaman istediğimiz yere seyahat edemiyoruz. Ya da işimizi bırakıp hayatımızın geri kalanını cennet gibi bir adada geçiremiyoruz.


Öte yandan, fırsatlar her türlü yerde karşımıza çıkabilir, dolayısıyla bu fırsatların peşinden gitmek için çok uzaklara gitmeyi karşılayamayabilir veya göze alamayabiliriz.


Nihayetinde mesele, alternatiflerin kişisel olarak değerlendirilmesinde yatmaktadır. Çoğu kişi için uzaktaki büyük bir fırsat, insanları, gelenekleri ve tanıdık yaşam biçimlerini geride bırakmayı gerektirdiği için peşinden gitmeye değmez. Bu herkes için geçerli değildir. Diğerleri için, hatta bazen birçokları için, uzaktaki fırsatın vaatleri vazgeçilemeyecek kadar iyidir.


Ancak bize ve hareket kabiliyetimize getirilen keyfî sınırlamalar da var. Örneğin pasaport ve vize zorunlulukları. Bunlar devlet tarafından dayatılan hak ihlalleri. Pasaport, ülkenizdeki Devletin yurtdışına çıkış ve seyahat için verdiği izin belgesi, ve vize de başka bir Devlet tarafından kontrol edilen bir bölgeye giriş için verilen izin belgesidir.


Göç ve Kolektivizm

Haklar her zaman bireysel haklardır. Kolektif haklar yoktur çünkü bu kolektifler bireylerden oluşur ve bir araya gelen bireyler sırf bir arada oldukları için otomatik olarak daha fazla hak kazanmazlar. Grubun sahip olduğu varsayılan ancak bireylerin sahip olmadığı herhangi bir hakkın zorunlu olarak bireyin haklarının ihlali anlamına geldiğinden bahsetmiyorum bile.


Bireyler elbette başkalarıyla ilişki kurmayı ya da kurmamayı seçebilirler. Ayrıca, örneğin gönüllü sözleşme veya zımnî anlaşma yoluyla, kendilerini diğerlerinden uzaklaştırmayı veya dışlamayı seçen ya da kimin katılıp kimin katılamayacağını sınırlayan resmî gruplar hâlinde de örgütlenebilirler. Ancak, mülkiyeti paylaşmayı ya da ortaklaşa yönetmeyi seçseler bile, bireylerden oluşan gruplar oluşturmak ve bu grupları korumak ile grupsallığı bireylerin üzerine bindirmek arasında bir fark vardır.


Grupsallığı yalnızca bir tanımlama meselesi olarak kastetmiyorum. Örneğin ben İsveç kökenliyim ve Tulsa, Oklahoma'da yaşıyorum. "Tulsa'daki İsveç topluluğunun" bir parçası olduğumu söyleyebilirsiniz, ancak bu sadece tanımsal anlamda doğrudur (Tulsa'da yaşayan yerli bir İsveçli olarak). Ancak Tulsa'da İsveçli ya da başka türlü herhangi bir topluluğun parçası ya da üyesi değilim. Aynı şekilde 1.90 metre ve daha uzun boylular topluluğunun ya da göçmen topluluğunun bir parçası olduğumu söylemek de doğru olur, ki her ikisi de yine doğrudur - ama sadece tanımlama olarak. (Ben gerçekten de Tulsa'da yaşayan uzun boylu bir İsveç göçmeniyim).


Gerçek bir topluluk ya da grup sadece bir tanımlamadan daha fazlasını gerektirir. Bunu söyleyerek bir topluluk oluşturmazsınız - ve kesinlikle üçüncü bir tarafın (New England'daki birinin "Oklahomalılar" hakkında açıklamalar yapması gibi) bunu söylemesiyle bir topluluk oluşturmazsınız - açıklama ne kadar resmî görünürse görünsün (Devletin kimin "vatandaş" olduğunu ve kimin olmadığını, kimin yeterince vergi ödediğini ve kimin ödemediğini vb. açıklaması gibi).


Bir topluluk oluşturmak için bireylerin gönüllü bireysel ve karşılıklı bağlılıkları olmalıdır. Ayrıca, üyeleri üye olmayanlardan ayırmak için bir tür ayrımcı kural da olmalıdır. İkincisi büyük ölçüde birincisini gerektirir: bir grup oluşturmayı seçen bireyler mülklerini grubun amaçları doğrultusunda ayırmadıkları sürece, grup pek bir şey ifade etmez.


Bu durumda, grubun amaçları doğrultusunda mal, çaba, zaman vb. taahhüdünde bulunmanın ancak gönüllü ve adil bir şekilde sahip olunan bir mülkiyet söz konusu olduğunda mümkün olabileceğini söylemeye gerek yoktur. Bu da bizi Devlet sorununa götürüyor.


Göç ve Devlet

Devlet, bir saldırgan ya da hırsızın oluşturduğu türden bir grup yaratır: onlara zarar vererek ve bireysel haklarını ihlal ederek kendi iradesini onlara dayatır. Mağdurların mağduriyetleri ortak olsa da bu sadece başlarına gelenlerin bir tanımıdır ve onları bir topluluk hâline getirmek için yetersizdir. Ancak elbette, ortak deneyimlerine ve acılarına dayanarak, kendi iyileşmelerini desteklemek, faili kovuşturmak veya ondan intikam almak, işlenen iğrenç suç hakkında dünyayı bilgilendirmek vb. için bir grup veya topluluk oluşturmayı seçebilirler. Birincisi ile ikincisi arasındaki fark açık olmalıdır.


Aynı durum, tüm zamanların en büyük suç faili olan devlet de dâhil olmak üzere, tüm hak ihlalcileri için geçerlidir. Devlet mağdurları elbette gruplar oluşturabilirler (vergi mükellefi birlikleri, siyasî partiler, ayrılma ve bağımsızlık hareketleri vb. gibi) ve bunu yapmakta özgürdürler (ancak Devlet aynı fikirde olmayabilir). Ancak sadece Devletin mağduru olmak sizi bir grubun üyesi yapmaz - sadece mağdur yapar.


Bir Devletin hak ihlallerinin, kontrol ettiği toprakların sınırları içinde ikamet etmesine izin verdiği kişilerle sınırlı olduğunu varsaymak da hatadır. Kuşkusuz, Devlet saldırganlığını "yurduna" ve tebaasına yöneltir. Ancak çok az Devlet kendi ülkesinde zorbalık yaparken diğer Devletlerin tebaasını serbest bırakır. Vize gereklilikleri ve ticaret kısıtlamaları (tarifeler, kotalar, vergiler, lisans ve ruhsat gereklilikleri, vb.) Devletin kendi tebaasının çok ötesine geçen hak ihlallerinin örnekleridir. Mağduriyet, Devletin kendi toprakları üzerindeki hak iddialarıyla sınırlı değildir.


Yukarıda pasaport ve vize gerekliliklerinin insanların nasıl, ne zaman ve nereye seyahat edebileceklerini sınırladığından bahsetmiştik. Bu kısıtlamalar, Devletin kendi topraklarının sınırı olarak kabul ettiği görünmez çizgiyi geçmek için de geçerlidir. Hangi yönde seyahat etmek istediğiniz (ya da etmeye çalıştığınız) önemli değildir. Devlet tarafından istenen belgeler olmadan sınırdan geçmenize izin verilmez. (Uygulama kesinlikle değişkenlik gösterir, ancak pasaportunuz olmadan "kendi" ülkenize girmeye çalışın, böylece vatandaşlığınızın ve/veya ikametinizin ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz...)


Göç mü, Haklar mı?

Bu, haklar perspektifinden bakıldığında, herkesin ve her kesimin bir ülkeye istediği gibi girmesine izin verilmesi gerektiği anlamına mı geliyor? Evet, kesinlikle öyle. Sadece bir noktadan diğerine geçmek bir hak ihlali değildir. Caddenin karşı tarafına, şehrin diğer ucuna ya da bir suçlu tarafından belirlenen keyfî bir çizginin ötesine geçmeniz fark etmez.


Çoğunluktan ya da normdan farklı olmak da bir hak ihlali değildir.


Ancak başkasının mülkünü izinsiz çiğnemek kesinlikle hak ihlalidir. Tıpkı sizi dışlamak isteyen bir topluluğun içine zorla girmek gibi. Ancak bunun için gerçek bir grubun oluşması gerekir. Bu tanıma uyan kişilerin katılımı olmadan genel bir tanımlamaya başvurmak yeterli değildir. Bu sadece kendi fikrinizi belirtmek olur. Daha da kötüsü, fikrinizi belirtmek ve bunun siz ve (pek çok) başkalarından oluşan bir grubu -bunu bilsinler ya da bilmesinler veya buna katılsınlar ya da katılmasınlar- kapsadığını öne sürmektir. Bu, hiçbir katılım ya da gönüllü bağlılığı olmayan "üyelerden" oluşan ve kendilerine atanan üyeliği ne bilmeleri ne de kabul etmeleri gereken garip bir gruptur. Aslında bu da başlı başına bir hak ihlali sayılır.



Yazar: Per Bylund

Dr. Per Bylund (PhD) Mises Enstitüsü’nün bir üyesidir. Dr. Bylund aynı zamanda Girişimcilik alanında doçent doktordur ve Oklahoma Eyalet Üniversitesi Spears İşletme Okulu’nun Girişimcilik Bölümü’nde Records-Johnston Serbest Girişim profesörlüğüne ve Stockholm’deki Ratio Enstitüsü’nde doçent üyeliğe sahiptir. Daha önce Baylor Üniversitesi ve Missouri Üniversitesi’nde görev yapmıştır. Dr. Bylund’un hem girişimcilik hem de işletme yönetimi alanındaki en iyi dergilerde ve ayrıca Quarterly Journal of Austrian Economics ve Review of Austrian Economics’te araştırmaları yayınlamıştır. Özenli ve kapsamlı üç kitabın yazarıdır: The Seen, the Unseen, and the Unrealized: How Regulations Affect our Everyday Lives, The Problem of Production: A New Theory of the Firm ve How to Think about the Economy: A Primer. Agenda Publishing’de Avusturya Ekonomisi kitap serisinin ve Mises Enstitüsü tarafından yayınlanan The Next Generation of Austrian Economics: Essays In Honor of Joseph T. Salerno’nun editörlüğünü yapmıştır. Dört iş girişimi kurmuştur ve Entrepreneur dergisi için aylık bir köşe yazısı yazmaktadır. Anarchism.net’in de kurucusudur. Daha fazla bilgi için PerBylund.com'a ve Twitter'ına bakabilir ve ona e-posta gönderebilirsiniz.


Çevirmen: Zorbey Uyanık


Editör: Fırat Kaan Aşkın Bu yazı mises.org sitesinin ''In Defense of Migration'' adlı yazısının çevirisidir.

83 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör