Yaldızlı Çağ ve Serbest Piyasa

Serbest Piyasa savunucuları, 1870-90 arasındaki Yaldızlı Çağ'ı tarihte serbest piyasa ekonomisine en yakın şey olarak tasvir etme eğilimine sahiptir. Bu, bazı açılarından doğrudur. Yaldızlı Çağ, serbest piyasaya çok yakın sayılamaz, ama diğer dönemler açısından serbest piyasaya en yakın dönem olabilir. Bu yazıda, Yaldızlı Çağ dönemini inceleyeceğiz. İlk önce, İç Savaştan bahsedelim. Randolph Bourne'nin dediği gibi: "Savaşlar Devletin Sağlığıdır". Bunu manevi olarak kastetti. Savaş zamanı, daha önceden kendi bireysel işleriyle meşgul olan insanlar devlet ve ulus için yeni bir korku bulurlar. Savaş zamanı devletin prestiji daha da artar. Devlete tapınma insanların ruhunda kalıcı hale gelir. Savaş zamanı elde ettiği gücü devlet hiçbir şekilde bırakmaz. İç Savaştan sonra da olan budur. Savaş sonrası ekonominin de genellikle savaş tarafından şekillendirilmesini bekleriz. Etkili iş dünyası figürleri bürokratlarla (ve devletle) iyi ilişki kurdular. Devletin her türlü şeyi satın alması veya borçlanması gerekti. Başka kimi arayacaktı? Savaş, devlet açısından her türlü kazançlıdır. Biraz da Abraham Lincoln yönetiminden bahsedelim. Lincoln, Hamilton-Clay programını (Amerikan Sistemi) uygulamaya koydu: Ulusal Banka, demiryolu sübvansiyonları ve arazi hibeleri, tüketim vergileri ve tarifeler gibi müdahaleler. Bu program üretim yapmadan zengin olmak isteyenler için muhteşemdi. Richard Kaufman'ın The War Profiteers kitabında yazdığı gibi, "19. Yüzyil Amerikan kapitalistlerinin büyük kısmı servetlerinin önemli kısmını savaş sırasında elde ettiler". J.P. Morgan, Philip Armour, Clement Studebaker, John Wanamaker, Cornelius Vanderbilt gibi insanlar devletin en büyük yandaşlarındandılar. Andrew Carnegie Savaş Bakanının yanında asistan olarak çalışıyorken askeri ulaşımdan sorumluydu. Bu dönemde o, köprü ve demiryolu inşaatında (devleti kullanarak) zengin spekülasyonlar kazandı. Bütün bunlar, savaş sonrası serbest piyasanın oluşması için uygun koşullar olmadığını gösteriyor. Çoğu insan, devlet sayesinde zenginliğin, gücün ve ayrıcalığın tadına bakıyordu. Bu konumdan vazgeçmek gibi bir istekleri yoktu. Köleliğin kaldırılması şirket yanlısı ekonomik müdahaleyle (korporatizm) birlikte geldi. Sonuç, kendiliğinden oluşan piyasanın başarılı olmasından ziyade, politik olarak işlenmiş bir plana göre zorla ve kademeli olarak Ulusal Ekonominin yaratılmasıydı. Benjamin Tucker'in "Devlet Tekelinin kaynağı 4 şey - Patent, Arazi, Para ve Tarife Tekeli'ni" tanımlaması burada çok önemlidir. Elbette Yaldızlı Çağ serbest piyasa düşmanları tarafından eleştirildi, çoğu zaman yanlış ve hatta kasıtlı olarak korporatizm ve serbest piyasa birleştirilmeye çalışıldı. Ancak genellikle takdir edilmeyen şey, serbest piyasaya sempati duyan yazarların Yaldızlı Çağ'ı illiberal ve serbest girişim ruhuna aykırı olarak tanımlamalarıdır. Diğerleri, bu dönem için serbest piyasa dönemi deseler de, bu yazarlar yolsuzluk ve ayrıcalığın serbest piyasaya aykırı olduğunu yazdılar. Bu kişilerden ikisini örnek vereceğim: Arthur A. Ekirch Jr. and George C. Roche III Genişleme ve Konsolidasyon Dönemi: Ekirch, her bir özgürlük taraftarının okuması gereken "The Decline of American Liberalism" kitabının yazarı seçkin ve profesyonel bir tarihçiydi. Ekirch'e göre liberalizm, serbest piyasa, ademi merkeziyetçilik ve bireysel özgürlüktür. Ekirch şöyle yazdı: "Daha sonra, savaş sonrası dönemde, büyük iş dünyasının ve tekelin yükselişiyle ilişkili ulusal sorunların çoğunun kökenlerinin İç Savaş sırasındaki bu erken genişleme ve konsolidasyon döneminde olduğu unutulacaktır." "Savaş yıllarının ekonomik mevzuatından başlayarak, Cumhuriyetçi Parti Kuzey'in ticari çıkarlarını gözeterek onlara istedikleri korumayı ve sübvinasyonları verdi. Jeffersoncuların bir tarım toplumunda arzuladıkları sınırlı devlet, İç Savaş sonrası dönemde eşi benzeri görülmemiş yüksek tarife, vergi ve sübvansiyon akışı ile yerini değiştirdi. Büyük şirketlerin yükselmesi için hayati önem taşıyan başka bir şey ise patentler idi. Bu, bir mucide icadı üzerinde 17 yıl boyunca münhasır haklar veren bir yasaydı. Bu yasanın tek yararlanıcısı mucitler değildi, büyük şirketler de tekellerini sürdürmek için patent satın alıp biriktiriyordular." Başka bir özgürlükçü düşünür Roche, şunları söylüyor: "On dokuzuncu yüzyılın işadamları, özel bir ayrıcalık elde etmek için hükümete kur yapmakla suçlanacaktırlar. On dokuzuncu yüzyılın sonları, hükümetin, "yeni doğan endüstriler" veya demiryolu inşa etmek gibi özel ilgi alanlarına ulaşmak için kullanılabileceği varsayımının egemen olduğu bir dönemdi. Amerikan yaşamında daha önce hiç böylesine bir yozlaşma olmamıştı. İç Savaş sonrası politikacılar kendilerini arazi hibeleri, tarifeleri sübvansiyonlar ve emekli maaşları ile uğraşırken buldular. Vergilendirmenin gücü, onlara istedikleri bireysel işletmeyi koruma veya yok etme yetkisini verdi. Büyük Şirketlerin varlığı hükümetin onlara sağladığı ayrıcalıklara ve dokunulmazlığa sıkı sıkıya bağlıdır. Çoğu insan on dokuzuncu yüzyılı serbest piyasa dönemi olarak görse de, bu fikir gerçekler tarafından desteklenmemektedir." Ana fikri anladığınızı varsayıyorum, aynı fikirler serbest piyasa savunucusu William Graham Sumner tarafından da öne sürüldü. Özgürlükçülerin bu korporatist döneme nostaljiyle bakmaması gerektiğine inanıyorum, ama bu, Yaldızlı Çağ döneminde tam bir hükümetin ticareti kontrolü olduğu anlamına gelmez. Elbette ki gerçek piyasa rekabetinin olduğu bir çok alan vardı, bu da beraberinde ekonomik büyümeyi ve yükselen yaşam standartlarını getirdi.

Yazar - Sheldon Richman Bu yazı fee.org sitesinin ''Gilded Age: No Laissez Faire There''


78 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör