Sosyal Mühendislik Sosyalizmi ve Ekonomik Analizin Temelleri I Hans-Hermann Hoppe

Önceki bölümlerde sunulan teorik argümanların ışığında, sosyalizmin ekonomik açıdan haklı çıkarılacak tarafı olmadığı görülmektedir. Sosyalizm, insanlara kapitalizmden daha çok ekonomik zenginlik getireceği sözünü vermiştir, ve popülaritesi de büyük oranda bu söze dayalıdır. Ancak öne sürülen argümanlar, bunun tersinin doğru olduğunu ispatlamıştır. Millileştirilen veya sosyalize edilen üretim araçları ile karakterize edilen Rus tipi sosyalizmin, üretim faktörleri için fiyatlar mevcut olmadığı (üretim araçlarının alınıp satılmasına müsaade edilmediği için) ve dolayısıyla maliyet muhasebesi (ki bu, kıt kaynakların alternatif kullanımlarıyla birlikte en fazla değer üreten üretim hatlarına yönlendirilmesini sağlayan bir araçtır) yapılamayacağından dolayı , illa ki ekonomik israfı gerektirdiğini göstermiştik. Sosyal demokrat ve muhafazakarlık tipi sosyalizmle de alakalı olarak her durumda, her ikisinin de üretim maliyetlerinin artışını ve benzer bir şekilde, alternatiflerinin, yani, üretmemek veya kara borsa üretiminin maliyetlerindeki düşüşü ima ettiği ve bu şekilde servet üretiminde nisbi düşüşe neden olduğunu, zira her iki sosyalizm türü de üretici ve mukaveleye taraf olmayanları, mal, ürün ve hizmetleri üreten ve taahhüt edenlere tercih eden bir teşvik yapısı tesis ederler.


Tecrübe de bunu desteklemektedir. Genel olarak Doğu Avrupa ülkelerindeki yaşam standardı, üretim araçlarındaki sosyalizasyon derecesi, aslında dikkate değer oranda gerçekleşmiş olsa da, nispeten çok daha az olduğu Batı Avrupa’dakinden, önemli ölçüde daha düşüktür. Aynı zamanda, yeniden dağıtımcı önlemlerin derecesi genişletildiğinde ve yeniden dağıtılacak üretilmiş servetin oranı artırıldığında, örneğin 1970’lerde sosyal demokrat liberal koalisyon hükümeti esnasında Batı Almanya’da olduğu gibi, servetin sosyal üretiminde yavaşlama ve hatta genel yaşam standardında mutlak azalma meydana gelir. Ve nerede bir toplum statükoyu, yani var olan gelir ve servet dağılımını, fiyat kontrolleri, nizamnameler ve davranış kontrolleri vasıtasıyla – örneğin Hitler Almanya’sında veya günümüz İtalya ve Fransa’sında olduğu gibi – korumak isterse, orada yaşam standardı sabit bir şekilde daha liberal (kapitalist) toplumların gerisine düşer.

Buna rağmen, sosyal demokratik sosyalizmin ve muhafazakarlığın güçlü ideolojiler olarak kaldığı Batı’da bile, sosyalizm halen çok canlı ve iyi durumdadır. Bu nasıl meydana gelmiş olabilir? Önemli bir faktör, yandaşlarının sosyalizmin orijinal fikri olan ekonomik üstünlüğü terk edip onun yerine tamamen farklı bir argümana başvurmalarıdır: Sosyalizm ekonomik olarak daha güçlü olmayabilir ancak ahlaken daha üstündür. Bu iddia Bölüm 7’de mütalaa edilecektir. Fakat bu kesinlikle hikayenin sonu değildir. Sosyalizm ekonomi alanında bile yeniden güç kazanmaya başlamıştır. Bu, sosyalizmin güçlerini, geleneksel olarak Anglo-Saxon dünyasında güçlü olan ve özellikle de Viyana-çemberi olarak adlandırılan pozitivist filozofların etkisiyle, sadece doğal bilimler alanında değil, sosyal bilimler ve ekonomide, yirminci yüzyılın hakim felsefe-epistemoloji-metodolojisi haline gelen, ampirisizm ideolojisi ile birleştirmesi sayesinde mümkün olabilmiştir. Bu sadece bu bilim dallarının filozof ve metodolojistleri (ki bunlar bu arada kendilerini ampirisizm ve pozitivizmin büyüsünden kurtarmışlardır) için değil, belki de daha çok (halen çok fazla etkisi altında olan) uygulamacıları için geçerlidir. Güçlerini, amacımıza uygun olarak K.R. Popper ve takipçilerinin sözde kritik rasyonalizmini de içerecek şekilde, ampirisizm ve pozitivizm ile birleştiren sosyalizm, bundan böyle “sosyal mühendislik sosyalizmi” olarak adlandırılacak şekle dönüşmüştür1. Bu, muhakeme stili bakımından çok daha akılcı ve çıkarımsal olan – ki Marx bunu kendi ekonomik yazılarının en önemli kaynağı olan klasik ekonomist D. Ricardo’dan benimsemiştir – geleneksel Marksizmden çok farklı bir sosyalizm şeklidir. Fakat, sosyal mühendislik sosyalizminin geleneksel sosyal demokrat ve muhafazakarlık sosyalizmi kamplarından gitgide artan destek kazanmayı başarması, tam da stildeki bu farklılık yüzünden oluyor gibi görünmektedir. Batı Almanya’da örneğin, K.R. Popper’in kendi sosyal felsefesini2 adlandırdığı şekliyle “kademeli sosyal mühendislik” ideolojisi, tüm politik partilerin “ılımlıları”nın ortak zemini gibi bir şey halini almış, ve her iki tarafın sadece doktrincileri buna katılmamış gibi görünmektedir. Eski SPD başbakanı Helmut Schmidt, Popperianizmi kendi felsefesi olarak resmen teyit etmiştir3 . Ancak, bu felsefenin daha derin kökleşmiş olduğu yer muhtemelen Birleşik Devletlerdir, zira bu, pratik problemler ve pragmatik metot ve çözümler yönündeki Amerikan düşünce tarzı için nerdeyse biçilmiş kaftandır.

Ampirisizm-pozitivizm, sosyalizmi kurtarmaya nasıl yardımcı olabilir? Çok soyut seviyede bunun cevabı açıktır. Ampirisizm-Pozitivizm’in, şu ana kadar ortaya atılan argümanların belirleyici olmakta neden başarısız olduğuyla ilgili gerekçeler sağlamak zorundadır; birisinin, hem benim çıkardığım sonuçları çıkarmaktan kaçınması, hem de halen rasyonel olup bilimsel sorgulama kurallarına uygun olarak hareket ettiği iddiasını ispatlamaya çalışması gerekir. Fakat detayında bu iş nasıl başarılacaktır? Bununla alakalı olarak ampirisizm ve pozitivizm felsefesi bize iki adet görünürde makul argüman sunmaktadır. İlkelerinden birincisi ve aslında en merkezi olanı şudur4: ampirik bilgi olarak adlandırılan, gerçekle alakalı bilgi, tecrübe ile doğrulanabilir veya en azından yanlışlanabilir olmak zorundadır; ve tecrübe her zaman öyle bir şeydir ki, prensipte kimsenin önceden, yani sonucun şöyle yada böyle çıkıp çıkmayacağı konusunda sahiden belirli bir tecrübe sahibi olmadan önce bilemeyeceği şekilde, gerçekte olduğundan daha farklı sonuç verebilir. Eğer benzer bir şekilde, bilgi tecrübeyle doğrulanabilir veya yanlışlanabilir olmazsa, bu herhangi bir gerçekle ilgili bir bilgi olamaz – ampirik bilgi olamaz yani – ancak kelimelerle ilgili bir bilgi olabilir, terimlerin kullanımıyla ilgili, işaretler ve bunların dönüşümsel kurallarıyla ilgili – veya analitik bilgi olabilir. Ve analitik bilginin, “bilgi” olarak sınıflandırılması bile son derece şüphelidir.

Bu görüş, benim de şu an için yapacağım gibi, biri tarafından benimsendiğinde, yukardaki argümanların nasıl ciddi olarak geri çevrilebileceğini görmek hiç de zor değildir. Ekonomik hesaplamanın imkansızlığı ve sosyal demokratik veya muhafazakar önlemlerin maliyet artırıcı karakteri, mal ve hizmet üretiminde mecburen bir düşüşe neden olacağı ve dolayısıyla yaşam standardını düşüreceği iddialarının geçerliliği apriori, yani herhangi bir tecrübe ile yanlışlanamayıp, aksine doğru olduğu daha sonraki herhangi bir tecrübenin öncesinde bilinecek biçimde apaçık ortadadır. Şimdi eğer bu doğruysa, ampirisizm-pozitivizmin ilk ve merkezi ilkesine göre, bu argüman hakikatle ilgili herhangi bir bilgi içeremez, bunun yerine, hakikatle alakalı hiçbir şey söylemeyen, boş kelime oyunları – yani, “maliyet”, “üretim”, “üretim çıktısı”, “tüketim” gibi, kelimeleri gereksiz tekrar ederek dönüştürme alıştırması – olarak düşünülmesi gerekir. Dolayısıyla, hakikat, yani hakiki sosyalizmin hakiki sonuçları söz konusu olduğunda, şu ana kadar sunulan argümanlar herhangi bir değer taşımamaktadır. Daha doğrusu sosyalizm hakkında ikna edici herhangi bir şey söylemek için, itibar edilecek belirleyici tek şey tecrübe ve sadece tecrübedir.

Eğer bu gerçekten de doğruysa (halen kabul ettiğim üzere), sosyalizm aleyhindeki sunduğum bütün ekonomik argümanların, kategorik tabiatlı olması itibariyle, anında bertaraf edilmesi gerekir. Burada açık bir şekilde, hakikatle ilgili kategorik herhangi bir şey olamaz. Fakat bu durumda bile, ampirisizm-pozitivizmin yine de gerçek sosyalizmin gerçek tecrübeleriyle yüzleşmesi gerekmiyor mu ve bunun sonuçları aynı ölçüde belirleyici olmuyor mu? Daha önceki bölümlerde, sosyalizmin ekonomik refaha kapitalizmden daha vaatkâr bir yol önerdiği iddiası aleyhine yöneltilmiş, mantıksal, esas ve kategorik (burada hepsi eşanlamlı kullanılmıştır) sebeplere çok daha fazla vurgu yapılmıştı; ve tecrübe, geçerliliği nihayetinde tasvir edici tecrübeden bağımsız olarak bilinebilecek tezin örneklenmesi amacıyla sadece kabaca zikredilmişti. Buna rağmen, bu tecrübeler kısmen sistemsiz bir şekilde zikredilseler bile, sosyalizm aleyhinde delil olarak kullanılamaz mı?

Bu sorunun cevabı belirgin bir şekilde “hayır”dır. Bunu nedenini de Ampirisizm-pozitivizmin ikinci ilkesi bize açıklamaktadır. Nedensellik ve nedensel açıklamalar veya tahminler probleminin genişletilmesini ya da daha doğrusu ilk ilkenin buna uygulanmasını formülize eder. Gerçek bir hadisenin nedensel olarak açıklanması veya tahmin edilmesi, bir ifadenin ya “eğer A ise, o zaman B” veya değişkenler sayısal ölçüme izin veriyorsa “eğer A’da bir artış (veya azalış) varsa, o zaman B’de bir artış (veya azalış) olur” şeklinde formülize edilmesidir. Gerçeğe dayalı bir ifade olarak (A ve B gerçek hadiseler olmak kaydıyla), bunun geçerliliği hiçbir zaman kesin olarak, yani önermeyi tek başına tetkik ederek veya söz konusu önermenin herhangi başka bir önermeden mantıksal olarak çıkarılması yoluyla ortaya konamaz, ve neticesi önceden hiçbir zaman bilinemeyecek olan gelecek tecrübelerin sonuçlarına bağlı olarak, her zaman farazi kalacaktır. Tecrübenin farazi nedensel bir açıklamayı doğrulaması durumunda, yani birisi, tahmin edildiği gibi, B’nin gerçekten de A’nın sonucu olduğu durumu gözlemlese bile, bu hipotezin doğru olduğunu ispatlamaz, zira A ve B, belirsiz sayıdaki durumlardan oluşan (ya da en azından prensipte olabilecek) süreç veya olaylara dayanan, genel, soyut terimlerdir (“özel isimlerin” aksine “evrenseller” dir), ve dolayısıyla daha sonraki tecrübeler bunu halen yanlışlayabilir. Ve tecrübenin bir hipotezi yanlışlaması durumunda, yani, birisinin B’nin A’yı takip etmediği bir durumu gözlemlemesi halinde, bu da belirleyici olmaz, zira farazi olarak bağlantılı bu hadise, aslında halen nedensel olarak bağlı olabilir ve daha önce ihmal edilen ve kontrol edilmeyen başka bir şart (“değişken”) hipnotize edilen ilişkinin gerçekte gözlemlenmesini, adeta engellemiş olabilir. Bir şeyin yanlışlanması sadece, inceleme altındaki belli bir hipotezin bulunduğu şekliyle tam olarak doğru olmayıp, daha çok, belli rötuşlara, yani, A ile B arasında hipnotize edilen ilişkinin gözlemlenebilmesi amacıyla dikkat edip kontrol edeceği, ek bazı değişkenlerin tanımlanmasına ihtiyaç duyduğunu, ispatlar. Fakat şurası kesindir ki, bir yanlışlama hiçbir zaman, belli hadiseler arasındaki ilişkinin mevcut olmadığını kesin olarak ispatlamaz. Ampirisist-Pozitivist duruşun nedensel açıklamalarını doğru kabul edersek, sosyalizmin, ampirik olarak haklı çıkarılan eleştirilerden nasıl kurtarıldığını anlamak hiç de zor değildir. Elbette ki, bir sosyalist-ampirisist gerçekleri inkar etmez. Doğu Avrupa’daki yaşam standardının gerçekten de Batı’dakinden daha düşük olduğuna ve artan vergilendirmenin veya nizamnamelerden ve kontrollerden oluşan muhafazakar bir politikanın, gerçekten de ekonomik servet üretimindeki daralma veya yavaşlama ile bağıntılı bulunduğuna itirazı olmaz. Fakat bu yöntemin sınırları dahilinde, bu tecrübelere dayalı olarak sosyalizmin ve refah yönünde daha vaatkâr bir yol olduğu iddiasının aleyhinde sağlam bir delil oluşturulabileceğini tamamen haklı olarak reddedebilir. Başka bir deyişle, (görünüşte) yanlışlayıcı tecrübeleri ve alıntı yapılan diğer deneyimleri sadece tesadüfi olarak niteleyerek önemsizmiş gibi gösterebilir; bunlar, talihsiz şekilde ihmal edilmiş ve kontrol edilmemiş şartlar tarafından meydana gelmiş, aslında kaybolacak ve hatta tam tersine dönüşerek sosyalizm ile sosyal servet üretimi arasındaki gerçek ilişkiyi bu şartlar kontrol edildiği anda ortaya çıkaracak tecrübelerdir. Batı ile Doğu Almanya arasındaki çarpıcı yaşam standardı farklarına bile – kontrollü sosyal bir deneye en fazla benzediği için üzerinde ısrarla durduğum örnek – bu suretle makul açıklamalar getirilebilir: örneğin, Batı Almanya’daki yüksek yaşam standartlarının, daha kapitalist üretim tarzına sahip olmasıyla değil, Batı Almanya’ya Marshall yardımları akarken, Doğu Almanya’nın Sovyetler Birliğine tazminat ödemesi gerçeğiyle açıklanması gerektiğini ileri sürerek; veya en başta Doğu Almanya’nın, Almanya’nın daha az gelişmiş, kırsal ve tarımsal eyaletlerini kapsadığını ve hiçbir zaman aynı noktadan başlamadıkları gerçeği ile; veya doğu eyaletlerinde kölelik geleneğinin batıdakilerden çok sonra terkedildiğini ve böylelikle Batı ile Doğu Almanya’daki insanlar arasındaki zihniyetin çok farklı olduğu gibi.

Aslında, sosyalizm aleyhinde ne ampirik örnek öne sürülürse sürülsün, ampirisist-pozitivist felsefe benimsendiği anda, yani, sosyalizmin lehinde veya aleyhinde esaslı bir kanıt formüle etme fikri nafile ve yanlış düşünülmüş konumuna düşürüldüğü anda ve bunun yerine sadece, bazı sosyalist politika planlarının teferruatları hususunda, kişilerin tabi ki, yanılabileceği itiraf edilerek, sonucun tatmin edici olmadığı zaman, kişinin politikasındaki belli noktaları iyileştirmesi konusunda yeterince esnek olabilmesiyle, sosyalizm her türlü belirleyici tenkitten muaf bırakılmış olur, çünkü her türlü başarısızlık, her zaman, halen kontrol edilmemiş müdahaleci bir değişkene atfedilebilir. Dikkat edilmesi gerekir ki, en mükemmel şekilde yürütülen, kontrollü bir deney bile, bu durumu zerre kadar değiştiremez. Açıklanacak değişken üzerinde muhtemel etkisi olabilecek tüm değişkenleri kontrol etmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır – pratik olarak bu gerçek anlamıyla tüm evreni kontrol etmeyi gerektirecek, teorik anlamda ise bu hiç kimsenin hiçbir zaman evreni oluşturan tüm değişkenlerin neler olduğunu bilmesinin imkansız olduğu manasındadır. Bu, cevabı yeni keşfedilen ve kavranan tecrübelere daimi açık kalacak bir sorudur. Dolayısıyla, yukarda karakterize edilen dokunulmazlık stratejisi, istisnasız ve daimi bir şekilde işleyecektir. Ve, ampiristlerin kendi yazılarından ve özellikle D.Hume dan bildiğimiz üzere, belli değişkenleri görsel olarak sebepler ve sonuçlar olarak bağlayacak şekilde gözlemleyebileceğimiz bir “band” mevcut olmadığından5, belirtilmelidir ki, muhtemel bozucu etkiye sahip herhangi bir değişkeni, gerçekten deneyip kontrol etmeden, en baştan hariç tutmak mümkün değildir. Mesela, hava durumundaki değişimler veya bir durumda uçarak geçerken diğer durumda uçmayan bir sinek örneğindeki gibi, görünüşteki en absürt ve saçma değişkenler bile, önceden göz ardı edilemez; tüm yapılabilecek tekrar tecrübeye delalet etmektir (“Uçup geçen veya geçmeyen sinekler bir deneyin sonucuna hiçbir zaman etki etmemişlerdir”). Fakat ampirist doktrinin kendisine göre, bu tecrübe de, sadece geçmiş durumlara dayandığı için, meselenin karara bağlanmasına, yine, kesin biçimde yardımcı olamaz, ve bunu dayanak olarak göstermek, yalnızca cevaptan kaçınma anlamına gelir. O zaman da, sosyalizm aleyhinde ne ithamda bulunulursa bulunulsun, bunlar ampirik delillere dayandığı sürece, bir ampirist-sosyalist belli bir politika tasarısının, gerçekte yürürlüğe konulup, tecrübenin her şeyi günışığına çıkarması durumu olmaksızın, sonuçlarının ne olacağını önceden bilmenin herhangi bir yolu olmadığını iddia edebilir. Ve gözlemlenebilir sonuçlar ne olursa olsun – neo-Popperci filozof Lakatos’un da söyleyeceği gibi, birinin “araştırma programının” “çekirdeğini” oluşturan6 – orijinal sosyalist fikir, kontrol edilmemesi, olumsuz sonuç için mesul olarak varsayılabilecek ancak revize edilen hipotezle, süresiz olarak yeniden denenmesi gereken, daha önce ihmal edilmiş, az çok makul bir değişkene işaret edilerek, her zaman kolaylıkla ve ebediyen kurtarılabilir7. Tecrübe bize sadece, belli bir sosyalist politika tasarısının, daha fazla servet üretme hedefine ulaşamadığını söyler; fakat bize hiçbir zaman, çok az farklı bir tasarının, farklı bir sonuç çıkarıp çıkaramayacağını, veya servet üretimi hedefine, herhangi bir sosyalist politikayla, ulaşmanın mümkün olup olmadığını söyleyemez.

Argümanımda, Ampirisizm-Pozitivizmin bu iki ana ilkesinin geçerliliğini reddedeceğim noktaya ulaşmış bulunmaktayım. Bunlardaki yanlışlık nedir ve ampirisizm bile neden sosyalizmi kurtarmaya yardımcı olamaz? Cevabı üç aşamada verilecektir. Öncelikle, ampirisizmin, daha yakın analiz edildiğinde, kendi kendini çürüten bir görüş olduğu ortaya çıkacaktır, çünkü kendisi de en azından üstü kapalı olarak, ampirik olmayan bir bilgiyi, hakikatle alakalı bilgi olarak kabul etmek ve önceden varsaymak zorundadır. Bu başlı başına yıkıcı bir vazife olmakla birlikte, gerçek hakkında haber verip, kendisi, tecrübeyle doğrulanma veya yanlışlanmaya maruz olmayan bilgiye ulaşılmasının veya idrak edilmesinin nasıl mümkün olabileceği sorusu ele alınacaktır. Ve üçüncü olarak da, bu tür bir bilginin sadece idrak edilebilir ve önceden varsayılmak zorunda olmayıp, aynı zamanda bunun, üzerine sosyalizm aleyhinde ekonomik kanıt kurulabileceği, ve bu inceleme boyunca da kurulmuş olan, sağlam epistemolojik temel olarak vazife görecek pozitif durumların var olduğu gösterilecektir.

Ampirsizmin temel fikirleri görünürde makul olmalarına rağmen, daha en baştan belirtilmesi gerekir ki, sezgi seviyesinde dahi, vaziyetin tam olarak ampirisizmin olmasını istediği şekilde olmadığı görünmektedir. Mantığın, matematiğin, geometrinin ve arz-talep kanunu veya para miktarı teorisi gibi, belli safi ekonomik ifadelerin, tecrübeyle yanlışlanmalarına müsaade etmedikleri için, veya daha ziyade geçerlilikleri tecrübeden bağımsız olduğundan, bize hakikatle ilgili bilgi vermeyip, kelime oyunlarından ibaret olduğu kesinlikle aşikar değildir. Bunun tam tersi çok daha makul gibi görünmektedir: bu bilim dalları tarafından öne sürülen önermeleri – örneğin, “Eğer D doğrusu ile C çemberinin birden fazla ortak noktası varsa, o zaman D ile C nin tam olarak iki ortak noktası vardır” gibi geometrik bir ifade veya burada meşgul olduğumuz faaliyet alanıyla daha yakından alakalı olarak “ hem pastam dursun hem karnım doysun” gibi bir ifade – aslında hakikatle alakalı bir bilgi verir ve gerçekte, çelişkiye düşme pahasına, farklı olması mümkün olmayan bir şeyle alakalı bir bilgi verir8. Bir pastam olsaydı ve bunu yeseydim, o zaman ona artık sahip olmadığım sonucuna varılabilirdi – ve bu açık bir şekilde tecrübeyle yanlışlanabilir olmadan, gerçekle ilgili bilgi veren bir çıkarımdır.

Fakat, sezgiden çok daha önemlisi, tabi ki, refleksif analizdir, ve bu da ampirisizm duruşunun açık bir şekilde kendini çürüttüğünü ispatlayacaktır. Eğer ampirik bilgininin, tecrübeyle yanlışlanabilir olması mecburiyeti varsa, ve analitik bilgi, o kadar da yanlışlanabilir olmadığından, herhangi bir ampirik bilgi içeremezse, o zaman ampirisizmin bu temel ifadesinin kendisi ne tür bir ifadedir? Yine ya analitik ya da ampirik olmak zorundadır. Eğer analitikse, o zaman kendi doktrinine göre bu önerme, kağıt üzerindeki karalama, anlamlı içerikten tamamen yoksun boş laftan başka birşey değildir. Bunun ilk bakışta gözden kaçmasının sebebi, bu ifadede kullanılan “bilgi”, “tecrübe”, “yanlışlanabilir” gibi terimlere halihazırda bazı manalı anlamlar yüklenmesinden kaynaklanmaktadır. Fakat analitik ifadelerin tüm anlamsızlığı, kesin olarak ampirisist-pozitivist ideolojiden kaynaklanmaktadır. Tabi ki, ve bu kendini çürüten ilk kapandır, eğer bu doğruysa, ampirisizm kast edip söylemiş gibi göründüğü şeyleri bile kast edip söyleyemez; rüzgarda hışırdayan yapraklardan başka bir şey olamaz. Herhangi bir şey kast edebilmek için, kullanılan terimlere bir anlam yüklenmesi zorunludur, ve şurası kesindir ki, terimlere bir anlam yüklemek, her zaman (bir ibare başka bir ibare bazında açıklanamaz olduğu sürece) pratik bir meseledir; yani, bir terimin kullanımı, bu terim tarafından belirlenmiş kavramın gerçek durumlara tatbik edilip öğrenildiği ve bu şekilde bir terimin gerçekle bağlantısının kurulduğu bir meseledir9 . Ancak keyfi herhangi bir anlam yükleme bunu yapamaz: “yanlışlanabilir” örneğin, birinin “kırmızı” veya “yeşil” derken kast ettiği anlamda değildir. Ampirisizm-pozitivizmin temel ilkelerini formulize ederken açıkça söylemek istediği şeyleri söylemek için, terimlere, gerçekte hem ampirisist hem de yöntemin uygunluğu hususunda ikna etmek istenilen kişiler için aynı anlamlar verilmelidir. Fakat bir ifade, gerçekte, başından beridir düşündüğümüz anlama geliyorsa, o zaman bariz bir şekilde gerçek hakkında bilgi içerir. Aslına bakılırsa, bize gerçeğin temel yapısı hakkında bilgi verir: içerisinde, gelecekteki doğrulayıcı veya yanlışlayıcı tecrübeler öncesinde doğru olduğu bilinebilecek hiçbir şey yoktur. Ve şimdi bu önerme analitik olarak kabul edilirse, yani yanlışlamaya izin vermeyip, şu an için varsayıldığı üzere, doğruluğu sadece kullanılan terimlerin anlamlarını analiz ederek oluşturulabiliyorsa, o zaman kişinin elinde aşikar bir çelişkiden başka bir şey kalmayıp, ampirisizmin bir kez daha kendini çürüttüğü kanıtlanmış olur10 .

Dolayısıyla, ampirisizm-pozitivizm var olan diğer seçeneği seçmek ve temel öğretisinin kendisinin bir ampirik ifade olduğunu açıklamak zorunda kalmış gibi görünmektedir. Fakat bu durumda, ampirisist duruşun artık herhangi bir şekilde bir hükmü kalmayacaktır: sonuçta ampirisizmin her türde doğru bilimsel sorgulama kurallarının türetilmesine baz teşkil eden temel önermesi yanlış olabilir ve bundan böyle hiç kimse bunun böyle olup olmadığından emin olamaz. Birisi aynı şekilde bunun tam tersini iddia edebilir ve ampirisizmin sınırları dahilinde hangi duruşun doğru veya yanlış olduğu hususunda karar verecek bir yol yoktur. Gerçekten de, temel ilkesinin ampirik bir ifade olduğu ilan edilirse, ampirisizm bir metodo-loji – bilimsel bir mantık – olmaktan bütünüyle vazgeçip, farklı ifadelerle belli (keyfi) ilgilenme yollarına, belli (keyfi) isimler vermeye yarayan, tamamen keyfi sözel bir konvansiyondan başka bir şey değildir. Bu, başka bir şeyden ziyade, neden bunun benimsenmesi gerektiği ile ilgili haklı bir sebepten tamamen yoksun bir duruştur11.

Ancak, var olan ikinci alternatif seçilse bile, ampirisizm aleyhinde sayılabileceklerin hepsi bununla da kalmaz. Daha yakın bir incelemeyle, bu kaçış yolunun da kendi kendini baltalayan başka bir tuzağa götürdüğü görünecektir. Bu yol seçilse bile, ampirisist-pozitivist duruşun, ampirik olmayan bir bilginin, “gerçek” bilgi olarak varlığını üstü kapalı olarak varsaymak zorunda olduğu gösterilebilir. Bunu kavramak için, iki veya daha çok olayı, bu olaylarla alakalı belirli bir deneysel duruma uyacak, ve daha sonra da, muhtemelen daha fazla ampirik testten geçmek zorunda olduğu ikinci duruma uygulanacak şekilde ilişkilendiren nedensel bir açıklama bulunduğunu farz edelim. İkinci deneysel durumu birinci ile tasdikleyen veya yanlışlayan olarak ilişkilendirmek için, kişi yapılması gereken varsayımın ne olması gerektiğini kendisine sormalıdır? İlk bakışta, ikinci deneysel durumda, ilkindeki gözlemler tekrar ederse bunun tasdikleme ve tekrar etmezse bunun yanlışlama olduğu nerdeyse aşikar gibi görünmektedir – ve açıkçası ampirisist metodoloji de bunun aşikar olduğunu kabul edip, daha fazla açıklamaya gerek duymamaktadır. Fakat bu doğru değildir12. Dikkat edilmesi gerekir ki, tecrübe sadece, iki veya daha çok tipteki olayın, zamansal sıra dahilindeki iki veya daha fazla gözlemi, “nötr” bir şekilde “tekrar etme” veya “ tekrar etmeme” olarak sınıflandırılabileceğini ortaya çıkarır. Nötr bir tekrar “pozitif” doğrulama ve tekrarlamama “negatif” yanlışlama halini, tecrübeyle gerçekten keşfedilecek olandan bağımsız bir şekilde, ancak, zamanla değişmeyecek biçimde faaliyet gösteren sabit nedenlerin varlığı kabul edildiğinde alabilir. Eğer bunun aksine, nedenlerin, zamanın akışı içerisinde bazen böyle bazen de şöyle faaliyet gösterdikleri kabul edilirse, o zaman bu tekrar eden veya tekrar etmeyen olaylar, adeta, nötr olarak tescillenecek, birbirinden tamamen bağımsız tecrübelerdir ve birbirini doğrulayan veya yanlışlayan olarak, hiçbir şekilde mantıksal bakımdan bağlantılı değildir. Önce bir tecrübe ve daha sonra da başka bir tecrübe vardır, bunlar birbirinin aynısıdır veya farklıdır, ancak bu konuda söylenecek tek şey de budur; bundan başka hiçbir sonuç çıkarılamaz.

Dolayısıyla, “yanlışladı” veya “doğruladı” diyebilmenin ön şartı sabitlik prensibidir: gözlemlenebilir hadiselerin prensipte, çalışma şekli itibariyle sabit ve zamanla değişmeyen sebeplerce belirlenip, prensipte beklenmedik durumların sebeplerin çalışma şeklinde hiçbir biçimde rol almadığına olan kanaat. Ancak sabitlik prensibi geçerli kabul edilirse, belli bir sonucu yeniden üretmekteki herhangi bir başarısızlıkta, orijinal hipotezde bir şeyin yanlış olduğu sonucuna varılabilir; ve ancak o zaman başarılı bir yeniden üretim gerçek anlamıyla doğrulama olarak yorumlanabilir. Çünkü ancak iki (veya daha fazla) olay gerçekten de sebep ve sonuç olarak bağlanırsa ve sebepler zamanla değişmeyen bir şekilde çalışırlarsa, nedensel olarak bağlı değişkenler arasındaki gözlemlenecek fonksiyonel ilişki, tüm gerçek olaylar için mecburen aynı olması gerektiği ve bunun gerçekte böyle olmadığı durumlarda, sebeplere has tarifnamelerde illa ki bir yanlışlık yapılmış olması gerektiği sonucuna varılmak zorundadır.

Şimdi açıkçası, bu sabitlik prensibinin kendisi tecrübeye dayalı veya tecrübeden türetilmiş değildir. Olayları birleştiren gözlemlenebilir bir bağ mevcut olmamakla kalmaz. Böyle bir bağ mevcut olsa bile, tecrübe bunun zamanla değişmez olup olmadığını otaya çıkaramaz. Prensibin kendisi de tecrübeyle çürütülemez, çünkü çürütüyormuş gibi görünen herhangi bir olay (bazı tecrübelerin tekrar edilmesindeki başarısızlık gibi), en baştan, kendine has bir tip olayın yalnızca başka bir olayın sebebi olmadığını (aksi takdirde tecrübe başarılı bir şekilde tekrar edilmiş olurdu) göstermiş olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ancak, çalışma şekli, içerisinde zamanla değişmez olarak ortaya çıkabilecek başka bir olay kümesinin gerçekte bulunma ihtimali tecrübeyle hariç bırakılamayacağına göre, sabitlik prensibinin geçerliliği de çürütülemez.

Bununla birlikte, ne tecrübeyle çürütülebilir, ne de tecrübeden türetilmiş olmasına rağmen, sabitlik prensibi, ortada, birbirini tasdikleyen veya yanlışlayan (mantıksal olarak bağlantısız, izole tecrübelere zıt olarak) şeklinde addedilebilecek tecrübe diye bir şey olabilmesi için gerekli mantıksal ön varsayımdan başka bir şey değildir. Ve dolayısıyla, ampirisizm-pozitivizm bu tip mantıksal bağlantılı tecrübeleri kabul ettiği için, kendisinin de gerçek hakkında ampirik olmayan bilginin varlığının üstü kapalı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmak zorundadır. Gerçekten de zamanla değişmeyecek şekilde işleyen sebeplerin var olduğunu ve tecrübe, bunu hiçbir zaman ne ispatlayabilecek ne de ispatlayamayacak durumda olmasına rağmen, meselenin böyle olduğunu kabul etmek zorundadır. O zaman, ampirisizm, bir kez daha, tutarsız, çelişkili bir felsefe olarak ortaya çıkmaktadır. Bu arada, aprioristik bilginin var olmak zorunda olduğu, veya en azından – mevcudiyet ihtimaline en şüpheci yaklaşan felsefe olan – ampirisizm-pozitivizm, bunun varlığını gerçekte baştan kabul etmek zorunda olduğu yeterince açık hale gelmiş olmalıdır. Ancak itiraf edilmelidir ki, geçerliliği tecrübeden bağımsız olarak tespit edilebilen gerçek şeyler hakkındaki bilgi olarak bilgi kavramının kendisi, kavranması zor bir şeydir – aksi halde ampirisizm-pozitivizm felsefesinin bilim camiası ve “ eğitimli halkın” fikrindeki ezici başarısını açıklamak oldukça güçtür. Dolayısıyla, üzerine sosyalizm aleyhindeki ekonomik delillerin dayandığı belirgin aprioristik temellerin izah edileceği daha somut vazifemize geçmeden önce, aprioristik bilgi diye bir şeyin var olduğunu daha makul bir hale getirmeye yardımcı olacak daha ziyade birkaç genel yorumda bulunmak uygun olacak gibi görünmektedir.

Kişinin kendini, aprioristik bilginin bir şekilde keşfedilmek veya öğrenilmek zorunda olmayan “doğuştan gelen fikirler” veya “sezgisel” bilgiyle herhangi bir şekilde alakalı olduğu mefhumundan kurtarması çok önemlidir. Doğuştan gelen veya değil, sezgisel veya değil: bunlar bilginin psikolojisini ilgilendiren sorulardır. Buna nazaran, epistemoloji, münhasıran, bilginin geçerliliği ve bu geçerliliğin saptanması sorusuyla alakadar olur – ve şurası kesindir ki aprioristik bilgi salt epistemolojik bir problemdir. Aprioristik bilgi, psikolojik açıdan ampirik bilgiyle benzerlik gösterebilir, ve çok sıklıkla da benzerdir, öyle ki her iki tip bilgi de edinilmek, keşfedilmek ve öğrenilmek zorundadır. Aprioristik bilginin keşfedilmesi süreci, yeterince sık bir biçimde bize kendini, onunla ilgili çok fazla bir şey yapmadan, zorla kabul ettiren ampirik bilgi edinilmesinden çok daha zor ve zahmetli gibi görünebilir, ve çoğu zaman da gerçekten öyledir; ve aynı zamanda durum genetik olarak, gerçekten de öyle olabilir ki, aprioristik bilgi edinilmesi, kişinin daha önce bir nevi tecrübe sahibi olmasını gerektirebilir. Fakat tekrar edilmesi gerekir ki, tüm bunlar, bilginin geçerliliği sorusunu etkilemediği gibi, kesinlikle ve münhasıran bu bakımdan aprioristik ve ampirik bilgi birbirinden kategorik olarak farklıdır13.

Pozitif tarafta ise, apriori bilginin varlık ihtimalini anlamak için, iddia ediyorum ki, en önemli mefhum, birinin tecrübe yoluyla öğrenmek zorunda kalacağı şeylerin sadece doğal olarak sunulan eşyalar olmayıp, aynı zamanda, doğal malzemelerin varlığını veya kullanımını gerektirecek suni, insan yapımı şeylerin de var olduğu, ve bunlar zihinsel yapılandırmalar olduklarına göre, her şeye rağmen, yapıları ve etkileri bazında, tam olarak anlaşılabilmekle kalmaz, aynı zamanda yapım yöntemlerinin makul şekilde değiştirilip değiştirilemeyeceği sorusu karşısında da analiz edilebilir14.

Zihinsel yapılandırmanın üç ana alanı vardır: bunlar, dil ve düşünce, faaliyetler ve üretilen nesneler olup, hepsi de insan yapımı şeylerdir. Burada üretilen nesnelerle ilgilenmeyeceğiz, fakat sadece laf aralarında, örneğin, Öklid Geometrisinin, uzayın ampirik ölçümlenmesini mümkün kılan ölçüm cihazlarının yapımında kullanmaktan kaçınamayacağımız ideal normlar olarak düşünülebileceğine değineceğiz. ( O zaman, bu noktada, Öklid geometrisinin, relativite teorisi tarafından yanlışlandığı söylenemez; bilakis, bu teori, ölçüm cihazlarının kullanımı vasıtasıyla, geçerliliğini önden varsaymış olur.)15 Ekonominin aprioristik temelleri tartışıldığı anlarda, asıl ilgi alanımız olan, faaliyet alanı analiz edilecektir. O zaman, değiştirilmesi ihtimal dahilinde olmayan, zihinsel yapılandırma kuralları bilgisi olan aprioristik bilginin ilk açıklaması, dil ve düşünce örneği kullanılarak verilecektir. Bu başlangıç noktası olarak seçilmiştir, çünkü burada yapılan şeyi yapmak için, yani iletişim kurarken, tartışırken ve münakaşa ederken, kişinin kullandığı dil ve düşüncedir.

Ampirisistlere göre, dil geleneksel olarak kabul edilen, en nihayetinde gösterimsel tanımlar yoluyla, yine geleneksel olarak bazı anlamlar verilen, işaret ve işaretler kombinasyonudur. Bu görüşe göre, dil, insan yapımı suni bir ürün olmasına rağmen, apriori olarak hakkında hiçbir şey bilinemez gibi görünmektedir. Ve gerçekten de, hepsi farklı işaretler kullanan ve kullanılan terimlerin anlamları keyfi olarak atanıp değiştirilebilen, çok sayıda farklı diller mevcuttur, öyle ki dil hakkında bilinmesi gereken her şey, mecburen, tecrübeyle öğrenilmek zorundaymış gibi görünmektedir. Fakat bu görüş doğru değildir, veya en iyi ihtimalle sadece yarı doğrudur. Her dilin konvansiyonel bir işaret sistemi olduğu doğrudur, fakat o zaman konvansiyon nedir? Çok açıktır ki, “konvansiyon” diye bir şeyin kendi içerisinde konvansiyonel olarak tanımlandığı iddia edilemez, zira bu, cevap vermekten kaçınmaktır. Her şey konvansiyon (ve bu durumda, dil) olarak adlandırılabilir, ancak kesinlikle böyle adlandırılabilen her şey gerçekte konvansiyonel bir mutabakat değildir. “Konvansiyon falanca şekilde kullanılır” demek ve bunu derken anlaşılmak, birinin, konvansiyonun ne olduğunu zaten bildiğini önden varsayar, zira bu ifade iletişim aracı olarak dili, halihazırda kullanmak zorundadır. Dolayısıyla, kişi, dilin konvansiyonel bir işaret sistemi olduğuna ve bu haliyle onun hakkındaki bilginin ancak ampirik bilgi olabileceği sonucuna varmak zorundadır. Fakat ortada böyle bir sistemin var olabilmesi için, bir dili konuşan herkesin, konvansiyonun ne olduğunu zaten bildiği kabul edilmek zorundadır, ve bunu açık bir şekilde “köpeğin” köpek anlamına geldiğini bildiği şekilde değil, konvansiyonun gerçek, doğru anlamını idrak ederek bilmek zorundadır. Bu itibarla, bir dilin ne olduğu konusundaki bilgisi apriori olarak addedilmelidir. Bu anlayış daha hususi seviyeler için tekrar edilebilir. Bir dilde kurulabilecek her türlü spesifik ifade vardır, ve tecrübe burada tabi ki bir rol oynar. Ancak bir önerme yapmanın ne anlama geldiğinin bilinmesi, kesinlikle tecrübeyle öğrenilecek bir şey olmayıp, bir dili konuşan herkes için bu önden varsayılmak zorundadır. Bir konuşmacıya, bir önermenin ne olduğu, bunu bir önerme olarak nasıl yorumlayacağını zaten bilmediği sürece, sadece başka bir ifade kullanarak açıklanamaz. Ve aynı şey tanımlar için de geçerlidir: “tanım” kelimesini gösterimsel olarak, belli bir tanıma dikkat çeken birini işaret ederek tanımlamak olmaz, çünkü aynen “köpek” kelimesinin bir köpeğe işaret ederek tanımlandığı durumdaki gibi, ağızdan çıkan [köpek] kelimesi eşliğinde bir köpeğe işaret edilmesi köpeğin “köpek” olarak anlaşılması anlamına geldiği anda, gösterimsel tanımlamanın anlamının idrakı zaten önden varsayılmak zorunda olduğundan, aynı durum “tanım” için de geçerlidir. Kişi çıkarılan belirli bir sesin, tanımlanması işaret edilerek desteklenecek bir şeyi belirteceğini zaten bilmemesi halinde, tanımı gösterimsel olarak tanımlamak tamamen anlamsız olur ve o zaman belirli nesneleri, genel soyut özelliklerin örnekleri olarak belirlemek mümkün olmaz. Kısacası, herhangi bir terimi konvansiyonel olarak tanımlamak için, bir konuşmacının “tanım” kelimesinin gerçek anlamının apriori bilgisine – gerçek tanımına – vakıf olduğu kabul edilmek zorundadır16 .

O zaman, herhangi bir dili konuşan bir konuşmacı açısından önden varsayılmak zorunda olduğu için apriori olarak düşünülmesi gereken dil hakkındaki bilgi, gerçek konvansiyonun nasıl oluşturulacağı, bir ifade oluşturarak bir önermenin nasıl yapılacağı (yani bir şey söyleyerek bir şeyin nasıl ifade edileceği) ve gerçek bir tanımın nasıl yapılıp, genel özelliklerin özel hallerinin nasıl tanımlanacağıdır. Bunun inkar edilmesi kendini çürüten bir durumdur, zira bu inkar da bir dil kullanarak, önermeler oluşturup tanımlar kullanarak, yapılmak zorundadır. Ve her tecrübe kavramsal bir tecrübe, yani, bir dile dayalı tecrübe, olduğundan – ve bunun böyle olmadığının ciddi olarak söylenmesi, meseleyi kesin olarak ispat etmiş olur, zira bu da bir dil dahilinde şekillendirilmek zorundadır – bunun dil açısından doğruluğu apriori olarak bilinmesiyle birlikte, kişi gerçekle alakalı apriori bir doğruyu da bilmiş olur: soyut özellikleri, yani başka hallerinin de bulunabileceği özellikleri olan belirli nesnelerden oluştuğu; herhangi bir nesnenin kesin bazı özelliğinin ya olduğu ya da olmadığı ve böylece, doğru veya yanlış, durumun sahiden de bu olduğunun söylenebileceği gerçeklerin var olduğu; ve tüm gerçeklerin ne olduğunun, bunların da aslında gerçekler, yani hususi soyut özellik halleri, olması gerektiği dışında, apriori olarak bilinemeyeceğidir. Ve yine, kişinin tüm bunları bilmesinin nedeni tecrübe değildir, zira tecrübe sadece az önce tarif edilen şekillerde ortaya çıkabilecek şeylerdir17.

Bunu akılda tutarak, birinin, aynı zamanda faaliyetler ve faaliyetlerin sonuçları hakkında pozitif aprioristik bilgiye sahip olabileceği, çünkü faaliyetlerin de, zihinsel yapılandırma kuralları bakımından tam olarak anlaşılabilecek, insan işi zihinsel yapılandırmalar olduğu, spesifik meselenin ispatı için faaliyet alanına dönebiliriz; ve ampirisizm-pozitivizm için – çelişkiye düşme pahasına – sosyalizm aleyhindeki ekonomik kanıtları zayıflatıyor ve hatta ciddi olarak meydan okuyor olarak bile düşünme imkanı yoktur, zira bu kanıtlar neticede böyle temellere dayalıyken, ampirisist felsefe bununla çelişkili durmaktadır.

Delil türünden ilk adımda ampirisist metodolojinin, kendi iddiasının aksine, faaliyetlere uygulanma imkanının olmadığını göstermiş ve böylece, faaliyetler hakkındaki aprioristik bilginin, daha ziyade negatif de olsa ilk halini ortaya çıkarmış olacağım. Ampirisizm, aynen diğer olaylarda olduğu gibi, faaliyetlerin de, tecrübeyle tasdiklenip çürütülebilecek nedensel hipotezler vasıtasıyla açıklanabileceğini ve açıklanması gerektiğini iddia eder. Eğer durum gerçekten de böyle olsaydı, o zaman ampirisizm, faaliyetlerle alakalı olarak zamanla değişmeyecek şekilde işleyen nedenlerin varlığını (gerçek hakkındaki bilgi olarak apriori bilgi diye bir şey olmadığı doktrininin aksine) kabul etmek zorunda kalırdı. Belli bir faaliyetin sebebinin hangi belirli olay olduğu önceden bilinemeyeceğinden – bunu tecrübe ortaya çıkarabilecektir. Fakat, ampirisizmin bizim devam etmemizi istediği şekilde devam edebilmek için – olaylar silsilesi ile alakalı farklı tecrübeleri, birbirlerini doğrulayan veya yanlışlayan olarak ilişkilendirildiği ve yanlışlıyorsa başlangıçtaki nedensel hipotezi yeniden formülize ederek karşılık verilmesi – nedenlerin işleyişinde zaman içerisinde sabit kalan bir şeylerin mevcudiyeti önden varsayılmak zorundadır. Ancak, eğer bu doğruysa, ve faaliyetler gerçekten de zamanla değişmeden işleyen nedenlerce idare edilir olarak idrak edilebiliyorsa, peki o zaman açıklayıcıları, yani, hipotez yaratma, doğrulama ve yanlışlama işlemlerinin kendisini yürüten insanları, açıklamak nasıl olacak; – yani, ampirisistlerin bize davranmamızı söylediği şekilde davranan hepimiz? Açıkçası, tüm bunları yapabilmek için – doğrulayan veya yanlışlayan tecrübeleri sindirmek için, eski hipotezleri yenileriyle değiştirmek için – kişinin öğrenme kabiliyetinin olduğu farz edilmek zorundadır. Ancak kişinin tecrübeden öğrenme kabiliyeti varsa, ki bir ampirisist bunu kabul etmeye mecburdur, o zaman kişi belli bir zamanda, daha sonraki bir anda ne bileceğini ve bu bilgiye istinaden nasıl davranacağını bilemeyecektir. Bunun yerine, kişi, birinin faaliyetlerinin nedenlerini ancak olay olduktan sonra irdeleyebilir, zira kişi, birinin bilgilerini ancak o bilgiye zaten sahipse açıklayabilir. Dolayısıyla, ampirisist metodolojinin, zaruri unsuru olarak bilgi içeren, faaliyet ve bilgi alanına uygulanması, bariz bir çelişkidir – mantıksal bir saçmalıktır18 . Sabitlik prensibi, doğal nesneler çemberi içerisinde doğru olarak kabullenilebilir ve bu haliyle ampirisizm metodolojisi burada uygulanabilir, ancak, faaliyetler söz konusu olduğunda, nedensel ampirik açıklama girişimi mantıksal olarak imkansızdır, ve kesinlikle gerçek bir şey hakkındaki bir bilgi olan bu husus kati olarak bilinebilir. Belirli bir faaliyet hakkındaki hiçbir şey apriori olarak bilinemez; ancak neticede faaliyet oldukları sürece, bunlarla alakalı apriori bilgi mevcuttur. Hiçbir faaliyetin, sabit şekilde işleyen nedenlere istinaden tahmin edilebilir biçimde idrak edilemeyeceği, apriori olarak bilinebilir.

Faaliyetle alakalı olan ikinci anlayış da aynı tiptedir. Faaliyetlerin kendisine, bir şeyin neden olduğu, idrak edilememekle birlikte, faaliyet olan herhangi bir şey, faaliyetin gerçekleştirildiği fiili dünyada nedenselliğin varlığını önden kabul etmek zorunda olduğunu göstereceğim. Nedensellik – ampirisist-pozitivist felsefenin, kendi kabulünün tecrübeden türetilmiş olduğu kesinlikle söylenemeyecek ve tecrübeye dayanarak haklı çıkarılamayacak olmasına rağmen, kendi metodolojik usullerini mantıksal olarak makul gösterebilmek için, bir şekilde varlığını kabul etmek zorunda kaldığı şey olup – faaliyetin bir kategorisidir, yani, bu, bazı usuli kurallar takip edilerek, bizim tarafımızdan üretilmiş veya yapılandırılmıştır; ve bu kural, öyle görünmektedir ki, herhangi bir şekilde davranabilmek için zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, bu öyle bir kuraldır ki, yanlışlanması ihtimal dahilinde değildir, zira onu yanlışlama teşebbüsü bile, kendisini önden kabul etmeyi gerektirir.

Nedensellik hakkında söylenenlerden sonra, bunun, hakikatin mevcut bir unsuru olmasından ziyade üretilmiş bir unsur olduğu çok kolay bir şekilde görülüyor olmalıdır. Kişi, her zaman aynı şekilde işleyen ve buna istinaden gelecekle ilgili tahminlerin yapılabildiği nedenlerin var olduğunu tecrübe ederek öğrenmez. Bilakis, kişi, hadiselerin böyle nedenleri olduğunu, belli tipteki bir araştırmacı usulü takip ederek, herhangi bir istisna meydana gelmesini prensip itibariyle reddederek, yani, kararsızlık durumlarını ve böyle aşikar bir kararsızlığın meydana geldiği her durumda, bunları yeni nedensel bir hipotez üretmek suretiyle ele almaya hazırlıklı olarak, tespit eder. Fakat, bu şekilde ilerlemeyi zorunlu kılan şey nedir? Kişi neden bu şekilde davranmak zorundadır? Çünkü bu şekilde davranmak, kasti davranış sergilemektir; ve biri kasten davrandığı sürece, kişinin tam olarak yaptığı şey, sabit işleyen nedenleri önden varsaymaktır. Kasti fiiller, failin çevresine müdahale edip, çeşitli şeyleri değiştirmesi, veya değişimini engellemesi ve bu şekilde, tercih edilen bir sonuca veya şartlara ulaşmak için olayların “doğal” akışını başka yöne çevirme gerçeğiyle karakterize edilir; veya aktif bir müdahalenin imkansız olduğu ortaya çıkarsa, daha sonraki sonuca işaret edecek, zamansal olarak daha önceki olaylara dikkat ederek, vaktinde tahmin etmek dışında yapabileceği hiçbir şey olmayan sonuca kendini hazırlamaktır. Her durumda, aksi takdirde meydana gelmeyecek bir sonuca ulaşmak veya aksi takdirde tamamen sürpriz olarak ortaya çıkabilecek, kaçınılmaz bir sonuca intibak edebilmek için, fail, sabit olarak işleyen nedenleri önden varsaymak zorundadır. Fail, istenilen sonuca ulaşmaya yardımcı olacağını varsaymasa, müdahale etmezdi; ve eğer, hazırlıklarına başlamasında temel aldığı olaylar, gerçekten de, söz konusu sonucu üretecek şeyin sabit olarak işleyen nedensel güçler olduğunu ve yapılan hazırlıkların gerçekten de arzulanana hedefe götüreceğini düşünmese, herhangi bir şey için hazırlık ve ayarlama yapmazdı. Bir fail, kendine ait bireysel varsayımları ve sebep-sonuç ilişkileri ile alakalı olarak, tabi ki yanılabilir, ve müdahaleye rağmen, arzulanan sonuç ortaya çıkmamış veya üzerine hazırlıklar yapılmış olan beklenen bir olay meydana gelmeyebilir. Fakat bu hususta ne olursa olsun, sonuçlar beklentilerle uyumlu olsa da olmasa da, belli bir sonuç veya olayla alakalı faaliyetler gelecekte onaylansa da onaylanmasa da, değiştirilmiş veya değiştirilmemiş, her faaliyet, herhangi bir zamanda herhangi bir fail için önceden bilinebilecek belli bir olayın belli bir nedeni olmamasına rağmen, sabit olarak işleyen nedenlerin varlığını önden varsaymak zorundadır. Aslında, doğal bir hadisenin, zamanla değişmeyecek şekilde işleyen nedenlerce idare edildiğinin tersini ispatlamak, kişinin, var olan bir hadisenin, mazideki değişkenleri temel alarak üretilemeyecek veya tahmin edilemeyecek olduğunu göstermesini gerektirir. Fakat açıkçası, bunu ispatlamaya çalışmak yine, inceleme altındaki hadisenin gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesine, uygun faaliyetlerde bulunularak etki edilebileceğini ve bu yüzden hadisenin, sabit olarak işleyen bir nedenler ağına muhtemelen gömülü olduğu önden varsayılmak zorundadır. Dolayısıyla, sabitlik prensibinin geçerliliğinin, her faaliyet onu önden varsaymak zorunda olduğundan, herhangi bir faaliyetle yanlışlanmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmak zorundadır19. (“tecrübenin” sabitlik prensibini “yanlışladığını” söylemenin sadece tek bir yol vardır: fiziksel dünya gerçekte, birinin hiçbir şekilde faaliyet gösteremeyeceği kadar kaotik olsaydı, o zaman tabi ki, sabit şekilde işleyen nedenlerden oluşan bir dünyadan bahsetmek çok da anlamlı olmazdı. Fakat, o zaman da, esas özelliği kasti faaliyet göstermek olan insanlar, artık bu kararsızlığı tecrübe edecek olanlar olmazlardı. Birisi insan olarak kalmaya devam ettiği sürece – ki bu argümanımızın aslında söylediği şeydir – sabitlik prensibi apriori olarak geçerli kabul edilmek zorundadır, zira her faaliyet bunu önden varsaymak mecburiyetindedir ve birinin gerçekte sahip olabileceği herhangi bir tecrübenin bunu çürütmesi imkan dahilinde değildir.)20 Nedensellik kategorisi içerisinde ima edilen diğer bir şey de zamandır. Ne zaman ki kişi belli bir sonucu üretir veya onun için hazırlık yapar ve böylece olayları sebep ve sonuç olarak kategorize ederse, aynı zamanda önceki ve sonraki olaylar arasında ayrım yapmış olur. Ve şurası kesindir ki, bu kategorizasyon sırf tecrübeden türetilmiş, yani, eşyalar ve olayların sadece gözlemlenmesi, değildir. Kişinin gözlemlerinin zamansal sırası dahilinde ortaya çıkan tecrübeler silsilesi, gerçek zamanlı olayların gerçek sıralamasından çok farklı bir şeydir. Aslına bakılırsa, kişi bir şeyleri, birbirlerine karşı durdukları gerçek zamansal sıranın tam tersi bir sırada gözlemleyebilir. Birinin gözlemleri, yapıldığı zamansal sıradan farklılık gösterecek veya doğru olacak şekilde nasıl yorumlayacağını bilmesi, ve hatta olayları gerçek zamanda yerleştirebilmesi, gözlemcinin bir fail olmasını ve belli sonuçları üretmenin veya hazırlık yapmanın ne anlama geldiğini bilmesini gerektirir.21 Kişi ancak fail olduğu ve tecrübeler de faaliyet gösteren şahıslara ait olduğu için, olaylar önce veya sonra gerçekleşti şeklinde yorumlanabilir. Ve hiç kimse tecrübelerin, faaliyetler dayanak gösterilerek yorumlanması gerektiğini, tecrübeyle bilemez, zira her faaliyetin icrası, bu şekilde yorumlanan tecrübelere sahip olunması gerektiğini zaten önden varsaymaktadır. Faaliyet göstermenin ne anlama geldiğini bilmeyen hiçbir kimse, gerçek zamanda gerçekleşen olayları hiçbir zaman tecrübe edemez, ve dolayısıyla zamanın anlamının, her fail tarafından, kendisinin de bir fail olduğu gerçeğinden dolayı, apriori olarak bilindiği kabul edilmek zorundadır.

Dahası, faaliyetler sadece nedenselliği ve gerçek zaman sıralamasını önden varsaymakla kalmaz, aynı zamanda değerlere de ihtiyaç duyarlar. Değerler de bize tecrübeyle malum olmazlar; bilakis tam tersi doğrudur. Kişi bir şeyleri, ancak, bunlar faaliyet esnasında kendilerine pozitif veya negatif değerler atanabilecek şeyler olduğu için, tecrübe eder. Başka bir deyişle, bir şeyler, ancak bir fail tarafından, değer yüklenmiş olarak tecrübe edilebilir ve hatta daha genel bir ifadeyle, kişi sırf fail olduğu için şuurlu tecrübeye sahip olabilir, zira bunlar faaliyet gösteren bir insan için bilinmesi değerli olabilecek şeyler hakkında bilgi verebilir. Daha hassas bir ifadeyle: fail her faaliyetiyle bir amaç güder.22 Kendisi, belli bir sonuç meydana getirmek veya olmasını engelleyemeceği bir sonuç için hazırlıklı olmayı ister. Faaliyetinin amacı (ki kişi bunu, tabi ki, ancak tecrübeyle bilebilir) ne olursa olsun, bunun bir fail tarafından güdüldüğü gerçeği ona bir değer atadığını gösterir.

Aslında, bu , daha faaliyetinin en başında, düşünebileceği herhangi başka bir faaliyet amacına göre buna nispeten daha yüksek değer atadığını gösterir, aksi takdirde daha farklı bir faaliyette bulunmuş olurdu. Ayrıca, en yüksek değer verdiği amacına ulaşabilmek için, her fail, daha önceki bir zamanda müdahale etme veya daha sonraki bir olay için hazırlıklara başlamak amacıyla daha önceki olaylara dikkat etmek zorunluluğu olduğundan, her faaliyet, istenilen sonucu elde edebilmek için, aynı zamanda, araçlar (en azından failin kendi vücudu ve müdahale veya hazırlıklar için tüketilen zaman) kullanmak zorundadır. Ve bu araçlar, değer verilen amaca ulaşmak için nedensel olarak zaruri farz edildiğinden, ki aksi takdirde fail bunları kullanmazdı, bunlara da değer atanmak zorundadır. O zaman, fail için sadece amaçların değil, araçların da değeri vardır – kimse belli araçları kullanmadan bir sonuca ulaşamayacağı için, arzulanan sonuçtan türetilen bir değer. Buna ek olarak, faaliyetler, bir fail tarafından ancak bir sıra izlenerek uygulanabileceğinden, her faaliyet bir seçim yapmayı gerektirir. Bu, faaliyet esnasında, failin en çok değer verdiği sonucu vaadeden ve dolayısıyla onun tarafından öncelik tanınan, faaliyet biçiminin yürütülmesini kapsar; aynı zamanda beklenen sonuçları daha az değerde olan, olası diğer faaliyetleri hariç bırakmayı içerir. Kişinin her faaliyette bulunduğunda seçim yapmak zorunda kalmasının – değer verilen tüm amaçları aynı anda gerçekleştiremeyecek olmasının – bir sonucu olarak, her bir faaliyetin icrası, maliyetlerin meydana gelmesini ima eder. Bir faaliyetin maliyeti, bir faaliyet biçimini bir diğerine tercih etmek zorunda kalınmasından dolayı, ödenmesi gereken fiyattır. Ve bu, üretimi için gerekli araçlar, daha da yüksek değer verilen diğer bir sonucun üretimi için bağlanmış durumda olduğundan gerçekleştirilemeyen veya ertelenmek zorunda kalan en yüksek değerdeki hedefe atanan değere denk düşer . Bu, başlangıç noktasında, her faaliyetin, maliyetinden daha değerli ve failine kar sağlayabilecek bir fiil, yani, değerinin maliyetinden daha yüksek mertebelendirildiği bir sonuç olarak düşünülmesi gerektiğini ima etse de, her faaliyet aynı zamanda zarar ihtimali tehdidi altındadır. Böyle bir zarar, bir failin geçmişe bakarak – daha önceki kendi beklentisinin aksine – sonucun aslında vazgeçilen alternatiften daha düşük değerde olduğunu fark etmesiyle oluşur. Ve her faaliyetin, illa ki kar amacı gütmesi gibi, zarar ihtimali de onun mecburi refakatçisidir. Zira bir fail, nedensel-teknolojik bilgisi bakımından her zaman yanılabilir ve hedeflenen sonuçlar başarıyla üretilemeyebilir veya gerçekleşmesi için üretilen sonuçlarla alakalı belli olaylar meydana gelmeyebilir; veya, her faaliyet tamamlanması zaman aldığı, ve farklı hedeflere atanan değer bu arada değişip, daha önce daha yüksek değerdeymiş gibi görünen şeyleri daha az değerli yaptığı için.

Tüm bu kategoriler – değerler, amaçlar, araçlar, tercihler, maliyet, kar ve zarar – faaliyet mefhumu içerisinde ima edilmiştir. Bunlardan hiçbiri tecrübeden türetilmemiştir. Bilakis, kişinin yukardaki kategoriler içerisindeki tecrübeleri yorumlayabilecek kabiliyette olması, kişinin faaliyette bulunmanın ne anlama geldiğini bilmesini gerektirir. Fail olmayan hiç kimse bunları anlayamaz, zira bunlar tecrübe edilmeye hazır şekilde “verilmiş” olmayıp, tecrübe, faaliyette bulunmak için gerekli kurallar uyarınca bir fail tarafından kurulduğu biçimiyle, bu terimler bazında biçimlenir. Ve şurası kesindir ki, faaliyetler gerçek şeyler olduğundan ve birinin faaliyette bulunmaması mümkün olmadığından – zira buna teşebbüs etmek bile kendince, bir amacı hedefleyen, araçlara ihtiyaç duyan, diğer faaliyet biçimlerini hariç bırakan, maliyeti olan, faili arzuladığı hedefe ulaşamama ihtimaline maruz bırakıp böylece zarara uğratan, bir faaliyet olacağından – faaliyette bulunmanın ne anlama geldiği bilgisinin, hakikatle alakalı olan apriori bir bilgi olarak nitelendirilmesi gerekir. Bu bilgiye sahip olunması hali iptal edilemez veya aksi ispat edilemez, zira bu onun varlığını tümüyle önden varsayar. Aslına bakılırsa, bu faaliyet kategorilerinin gerçek varlıklarını devam ettirmedikleri bir durum, hiçbir zaman gözlemlenemez, zira gözlem yapmak da kendi başına bir faaliyettir.23

Ekonomik analizin, ve özellikle de sosyalizmin ekonomik analizinin temellerini, faaliyetin anlamındaki bu apriori bilgi ve bunun mantıksal bileşenleri oluşturmaktadır. Ekonomik analiz esas itibariyle şunlardan ibarettir: (1) faaliyetin kategorilerinin idrakı ve değerler, maliyetler, teknolojik bilgilerdeki vs değişimin anlamının idrak edilmesi; (2) bu kategorilerin, belli insanların fail olarak tanımlanması, belli nesnelerin faaliyet araçları olarak belirlenmesi, belli hedeflerin değer olarak tanımlanırken belli şeylerin maliyet olarak belirlenmesi şeklinde, somut anlamlar aldığı vaziyetlerin tarif edilmesi; ve (3) bu vaziyet altında icra edilen belli bir faaliyetin neticesinde meydana gelen sonuçların, veya bir fail için bu vaziyetin belli bir şekilde değişmesi neticesinde oluşan sonuçların çıkarımı. Ve bu çıkarım apriori olarak geçerli sonuçlara varmak zorundadır, yeter ki çıkarım sürecinin kendisinde bir kusur olmasın ve vaziyetin kendisi ile onun içerisine sokulmuş değişiklikler önceden bilinsin ve eğer vaziyet ile vaziyet değişikliklerinin, tarif edildiği üzere, kendileri gerçek olarak tanımlanabiliyorsa hakikatle alakalı apriori olarak geçerli sonuçlara varılabilsin, zira bu durumda bunların geçerliliği en nihayetinde faaliyet kategorilerinin tartışmasız geçerliliğine rücu eder.

Örneğin, bir fail tarafından harcanan işçilik eğer tek başına faaliyetinin hedefi olmayıp, daha ziyade gelir üretme hedefine ulaşma aracı ise, ve bu gelir daha sonra – vergilendirme yoluyla – kendi rızası dışında azaltılırsa, o zaman kendisi için, işçilik harcamanın maliyeti artırılırken, kendi vücudu ve zamanıyla peşinden koşabileceği diğer alternatif hedeflerin değeri nispi olarak çoğalmış ve dolayısıyla bunun sonucunda, çalışma insiyakında bir azalma meydana gelmesi gibi, yukardaki sosyalizm tartışmasında çıkarılan bir sonuca işte bu metodolojik yol izlenerek varılmıştır. Yine bu yolla, örneğin, eğer üretim araçlarının gerçek sahiplerinin, bunları en yüksek teklifi verene satma hakkı yoksa, o zaman hiç kimse, bunlarla gerçekten üretilmiş olanı üretirken oluşan parasal maliyeti (yani, bunları farklı şekilde kullanmayarak kaçırılan fırsatların parasal değeri) saptayamaz, ve hiç kimse artık bu araçların gerçekten de, daha üretim çabalarının başında fail tarafından en yüksek değerde gibi düşünülen malların üretiminde kullanıldığını garanti edemeyeceği sonucuna – apriori bir sonuç olarak – ulaşılır. Dolayısıyla, bunu, alım gücü bazında azalan bir hasıla izlemek zorundadır.

Epistemoloji alanındaki bu epeyce uzun arasözden sonra, sosyal mühendislik sosyalizmi tartışmamıza geri dönelim. Bu arasöz, ampirisizm-pozitivizmin, eğer doğru olsaydı, herhangi bir politika tasarısının aleyhinde kategorik olarak hiçbir şey söylenemeyeceği, zira belli politikaların gerçek sonuçlarını ancak tecrübenin ortaya çıkarılabileceği şeklindeki, sosyalizmi kurtaracak iddiasını, çürütmek için gerekliydi. Buna karşılık ben de, ampirisizmin sezgiyle açıkça çelişiyor gibi göründüğüne değinmiştim. Sezgiye göre, mantık tecrübeden daha temeldir ve bu, aynı zamanda gerçek şeyler hakkındaki bir bilgidir. Ayriyeten, ampirisizm-pozitivizm kendisiyle çelişen bir düşünce olarak ortaya çıkmaktadır, zira kendisi apriori bilginin gerçek bilgi olarak varlığını önden varsaymak zorundadır. Gerçekten de, faaliyet gösteren ve tecrübe eden her insan tarafından önden varsayılmak zorunda olan bir sürü pozitif apriori bilgi mevcuttur, çünkü kendisi faaliyette bulunmanın ne anlama geldiğini biliyordur ve bunu tecrübeyle çürütmesi imkan dahilinde değildir, zira buna teşebbüs etme eyleminin kendisi bile, reddedilen şeyin geçerliliğini önden varsaymış olur.

Bu tartışma bizi şu şekilde özetlenebilecek bir sonuca götürmüştür: “Tecrübe mantığa üstün gelemez, bilakis tam tersi doğrudur.” Mantık tecrübe üzerine geliştirilip düzeltilebilir, ve bize ne tür tecrübelere sahip olabileceğimizi ve buna karşılık hangilerinin de bulanık bir akıldan kaynaklandığını ve böylece “gerçek”le alakalı tecrübelerden ziyade “rüyalar” ve “fantaziler” olarak adlandırılmaları gerektiğini söyler. Sosyalizm aleyhindeki ekonomik delillerin, üzerine kurulduğu temellerin sağlamlığı hususunda verilen bu güvence ile, sosyal mühendislik sosyalizminin daha anlaşılır bir eleştirisini yapmak mümkündür; yine mantıksal olan, apriori bilgiye dayanan, ve sosyal mühendislik sosyalizminin kovaladığı hedeflere, önerdiği araçlar vasıtasıyla hiçbir zaman ulaşılamayacağını, çünkü bunun bu türdeki bir bilgiyle çeliştiğine dair bir eleştiri. Müteakip eleştiri artık çok kısa olacaktır, zira sosyal mühendislik ideolojisi, yanlış olduğu ispatlanan ampirisist-pozitivist metodolojisi hariç, aslında sosyalizmin diğer versiyonlarından farklı değildir. Dolayısıyla, daha önceki bölümlerde, Marksist, sosyal demokratik ve muhafazakarlık sosyalizmiyle alakalı sunulan analizler buraya da uygulanabilir.

Bu, sosyal mühendislik sosyalizminin mülkiyet kuralları açıklandığında daha net ortaya çıkacaktır. Birincisi, kıt kaynakların kullanıcı-sahipleri, bunlarla istedikleri her şeyi yapabilirler. Fakat ikinci olarak, bu işlemin sonucu sosyal mühendisler topluluğu (yani, söz konusu eşyaların kullanıcı-sahipleri olmayıp bunlar üzerinde mukavele yoluyla edinilmiş bir ünvanı bulunmayan insanlar) tarafından beğenilmezse, topluluğun, gerçek kullanıcı-sahiplerin bu uygulamalarına müdahale etme ve bu araçların kullanımını belirleme, ve bu sayede mülkiyet haklarını kısıtlama hakkı vardır. Ayrıca, sosyal mühendisler topluluğunun, tek taraflı olarak, neyin tercih edilen ürün olup neyin olmayacağını belirleme hakkı vardır, ve böylece doğal maliklerin mülkiyet haklarını, istediği zaman, istediği yerde, ve tercih edilen bir ürünü üretmek için gerekli olduğunu düşündüğü ölçüde kısıtlayabilir.

Bu mülkiyet kuralları dikkate alındığında, kişi, sosyal mühendislik sosyalizminin, doğal maliklerin hedeflerini kademeli olarak uygulamasına, mülkiyet haklarına sadece ölçülü bir müdahale ile izin vermesine rağmen, haklarının kısıtlanabileceği derece, toplum (sosyal mühendisler) tarafından belirleneceğinden, özel mülkiyetin prensip olarak feshedildiğini ve insanların tüm üretken girişimlerini, özel maliklerin sürekli artan ve hatta topyekun istimlak tehdidi altında gerçekleştireceğini, anında fark eder. Bu bakımlardan, sosyalizmin sosyal olarak projelendirilen versiyonu ile sosyal demokratik ve muhafazakarlık sosyalizmi arasında hiçbir fark yoktur. Fark yine sosyal psikoloji seviyesine indirgenir. Marksist, yeniden dağıtımcı ve muhafazakarlık sosyalizminin her üçü de önceden belirlenmiş genel hedeflerine – eşitlik veya var olan düzenin korunması hedefi – ulaşmak isterken, sosyal mühendislik sosyalizminin bu tip bir gayesi yoktur. Tek fikri ikide bir araya giren, prensipsiz müdahalelerdir; esnek, azar azar uygulanan mühendislik. Bu yüzden mühendislik sosyalizmi görünüşte, eleştirilere, değişen tepkilere, yeni fikirlere çok daha açıktır – ve bu tutum da kuşkusuz, sosyalizmin diğer formlarına memnuniyetle katılmayacak insanlara çekici gelmektedir. Ancak, diğer yandan, ve bu da kesinlikle akılda tutulmalıdır ki, bir sosyal mühendisin, doğru uyarıcıları ayarlayarak, satranç tahtası üzerindeki piyonlar gibi, teknik olarak idare edebilecekleri bir değişkenler kümesi olarak gördükleri hemcinsleri üzerinde, en abes şeyleri de içerecek şekilde denemek isteyemeyeceği hiçbir şey yoktur.

Her durumda, sosyal mühendislik sosyalizmi, sosyalizmin diğer versiyonlarından, mülkiyet ünvanlarının, kıt kaynakların kullanıcıları ve mukavelecilerinden alınıp, kullanıcı ve mukaveleci olmayanlara yeniden dağıtımını ima ederek, prensip olarak bir farklılık göstermediğinden, o da üretim maliyetlerini artırır ve böylelikle servet üretiminde bir düşüşe neden olur; ve bu illa ki böyle olacaktır ve bu sonuca ulaşabilmek için hiç kimsenin bunu önceden deneyip görmesine gerek yoktur. Sosyal mühendisliğin alacağı spesifik yön ne olursa olsun, varılan bu genel sonuç doğrudur. Sosyal mühendisler topluluğunun, bazı insanların düşük gelir elde etmelerini onaylamayıp, asgari ücretleri mevcut piyasa seviyesinin üstünde sabitlemeye karar verdiklerini düşünelim24. Mantık bize bunun, müşterek olarak faydalı bir fiyatta anlaşmalarına daha fazla izin verilmeyen hem işverenlerin hem de işçilerin mülkiyet haklarının kısıtlanmasını ima ettiğini söyler. Bunun sonucu işsizliktir ve işsizlik olmak zorundadır. Daha düşük olan piyasa maaşını almak yerine, bazı insanlar bu durumda hiç maaş alamaz hale gelir, zira bazı işverenler bu ek maaliyeti karşılayamaz veya daha düşük maaliyetlerde çalıştırmak isteyeceği kadar çok insana iş veremez. İşverenler zarar görür, çünkü artık daha az insana iş verebilir ve dolayısıyla üretim randımanı nisbi olarak daha düşük olur; işçiler zarar görür, zira her ne kadar düşük de olsa, belli bir gelirin yerine, artık hiç gelirleri yoktur. İşçi ve işverenlerden hangisinin bu işten en fazla zarar göreceğini, işçi tarafında belli işçilik hizmetleri piyasada nisbeten daha düşük değeri olanlarla, işveren tarafında özellikle bu tip işçileri çalıştaranlardan oluşacağı dışında, apriori olarak birşey saptanamaz. Ancak, tecrübeyle sabit olduğu üzere, örneğin, vasıfsız işçilik hizmetlerine, uzunca bir süre ev işi vs. yaptıktan sonra tekrar işgücü piyasasına yeniden katılmak isteyen gençler, zenciler, kadınlar ve yaşlı insanlar arasından özellikle sık rastlandığından, işsizlikten en ağır darbeyi yiyeceklerin bu gruplardan oluşacağı kesin şekilde tahmin edilebilir. Ve şurası kesindir ki, müdahalenin esasında çözeceğini farzettiğimiz problem (bazı insanların düşük geliri) şimdi öncesinden de kötü duruma gelmiş olması gerçeği, herhangi bir tecrübeden bağımsız olarak, apriori olarak bilinebilirdi! Hatalı ampirisist metodolojinin yanıltmasıyla, başka türlü bilinemeyeceği için, tüm bunların ilk önce denenmesi gerektiğini düşünmek, sadece bilimsel sahtekarlık olmakla kalmaz; yanlış düşünülmüş entellektüel temellere dayanan tüm faaliyetlerde olduğu gibi, oldukça maliyetlidir de.

Başka bir örneğe bakmak gerekirse, sosyal mühendisler topluluğu, evlerin veya dairelerin kiralarının halihazırdaki yüksek seviyesinden dolayı bazı insanların olması gerektiğini düşündükleri rahatlıkta yaşayamadıkları gerçeğinden hoşlanmaz. Buna bağlı olarak, belli daireler için azami bir kira tespit eden, kira kontrolü yasasını yürürlüğe koyarlar.25 Bu, örneğin, New York şehri, veya çok daha büyük ölçekte, tüm İtalya için var olan bir durumdur. Akıbetin ne olacağı, yine, olayın gerçek olmasını beklemeye gerek kalmadan, bilinebilir. Yatırımdan elde edilecek getiri artık daha düşük olduğu için, yeni apartmanların yapımı azalır. Ve eski apartmanlar söz konusu olduğunda, anında bir kıtlık meydana gelir, zira bunlara olan talep, fiyatları düşük olduğu için, artar. Bazı eski apartmanlar, sabitlenen kiraların, dairenin sadece kullanımı ve içinde yaşanmasından kaynaklanan yıpranmayı bile karşılayamayacağı kadar düşük tutulması halinde, artık hiç kiralanmayabilir. O zaman, binlerce boş apartmanın hemen yanında, korkunç bir konut kıtlığı ortaya çıkar (New York ve İtalya bize bunun mükemmel örneklerini sunmaktadır). Ve bundan çıkış yolu da yoktur, zira masrafları halen karşılamayacağından yeni apartman yapılmayacaktır. İlaveten, artan kıtlıklar çok maliyetli inatçılıklara sebep olacaktır, zira mutlulukla bu düşük kiralı dairelerden birine taşınan insanlar, örneğin, yaşam döngüsü içerisinde aile boyunun normalde değişmesi, ve böylece konutla alakalı olarak farklı ihtiyaçların meydana gelmesi gerçeğine rağmen ve başka yerlerde farklı iş imkanları ortaya çıkması gerçeğine rağmen, tekrar çıkma konusunda artan oranda isteksizlik göstereceklerdir. Ve böylece çok büyük bir kiralık alan israfı oluşacaktır, çünkü, örneğin zamanında, çocuklar halen evde otururken tam doğru ebatta iken, şimdi artık çok büyük gelen geniş dairelerde oturan yaşlı insanlar, yine de daha küçük dairelere taşınmayacaktır, zira bunlardan hiç mevcut değildir; ve daha büyük binalara ihtiyaç duyan genç aileler de, bunlar tahliye edilmediği için, istediklerini bulamazlar. İnsanlar, kendi özel işçilik hizmetlerine olan talebin en fazla olduğu yerlere taşınmadıkları veya kendileri için işin olduğu yerde sırf oturacak mekan bulamadıkları, ya da kalacakları yerlerin fiyatlarının, halihazırda düşük olan sabit kiralarına göre çok yüksek olmasından dolayı, oldukça uzak yerlere gidip gelirken çok fazla zaman kaybettikleri için de bir israf meydana gelir. Sosyal mühendislerin, kira kontrolü yasasını devreye almak suretiyle çözmek istedikleri problem, açık bir şekilde, daha öncesine göre çok daha kötü hale gelmiş ve genel hayat standardı, nispi olarak, düşmüştür. Yine tüm bunlar apriori olarak bilinebilirdi. Ancak, kendisine, koşulları gerçekten denemeden önce sonuçları bilmenin imkanı olmadığını söyleyen ampirisist-pozitivist metodoloji tarafından yanıltılan sosyal mühendis için, bu tecrübe muhtemelen bir sonraki müdahalenin zeminini hazırlayacaktır. Sonuçların tam olarak beklendiği gibi çıkmaması, belki de, birinin başka bir önemli değişkeni kontrol etmeyi unutmasından kaynaklanmıştır ve kişi artık işe koyulup bunun ne olduğunu bulmalıdır. Fakat bu bölümde gösterildiği gibi, ne ilk ne de takip eden müdahale eylemlerinin hedeflerine hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmenin bir yolu vardır, zira bunların hepsi kullanıcı ve mukaveleci olmayanların, eşyaların doğal maliklerinin haklarına, müdahalesini ima etmektedir.26

Bunu anlamak için yapılması gereken tek şey, sağlam ekonomik muhakemeye geri dönmektir; ekonominin kendine has epistemolojik doğasının inkar edilmesi bile, geçerliliğini önden varsayılmasını gerektiren temellere dayanan, insan faaliyetinin aprioristik bilimi olarak idrak edilmesidir; ve bu bakımdan, ampirisist-pozitivist metodolojiye dayanan bir faaliyet biliminin “hem pastam durup hem de karnım doyabilir” ifadesi kadar asılsız olduğunun farkına varılmasıdır.


Çeviri: Kuzey Yılmaz


Bu yazı A Theory of Socialism and Capitalism adlı kitabın ''Part 6: The Socialism of Social Engineering and the Foundations of Economic Analysis'' çevirisidir.


76 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör