Serbest Piyasada Neden Sömürücü Tekel Diye Bir Şey Yoktur? I Per Bylund

26/10/2020 - Per Bylund

Ekonomik cehaletin en bariz göstergesi nedir?


En kötüsünün, piyasaların tekele ve servetin birkaç kişinin elinde toplanmasına yol açtığı iddiası olduğuna inanmaya başlıyorum. Neden mi? Çünkü görünüşe göre hiçbir anlam ifade etmediği ve mantıklı bir açıklaması olmadığı için temel bir karışıklık ve yanlış anlaşılmanın göstergesidir.


Pek çok büyük düşünür, Joseph Schumpeter (genç iyimser hâli değil de yaşlı kötümser hâli) dâhil, bu konuda aldanmıştır. Yine de bu, temel bir hatadır. Bu hata, bazı, hatta birçok iş adamının, işleri ve şahıslarının tekel olmasını istedikleri ve isteyebilecekleri imparatorluk için çabalamalarında ya da mümkün olduğu kadar çok kâr elde etmelerinde değil, bireysel aktörlerin topluca oluşturdukları mekanizmaya yönelik amaçlarını, tekelciliğin amaçları ile karıştırmakta yatmaktadır. Bu, bir dolarlık banknotu inceleyerek paranın ekonomideki işlevini anlamaya benzer.


Pek sanmam ama mümkünse bundan çok az şey çıkacaktır, çünkü örnek, işlev değildir.


Bu ayrım, burada benzer anlamlara sahip olan “piyasa yanlısıyım, iş dünyası yanlısı değil” veya “serbest piyasa antikapitalizmi” sloganlarında yakalanır. Piyasanın özü, özel kazanç için girişilen gönüllü mübadeledir. Ancak gönüllü (sahtekâr olmayan) mübadelede, yalnızca bir taraf değil, her iki taraf da kazanç öngörür. Servet transferi yoktur, her iki tarafta da servet artışı gerçekleşir.


Piyasa, tüm gönüllü mübadelelerden oluşur ve giriş için, kıtlık dışında herhangi bir engel görmez: Sahip olmadığınız şeyi takas edemezsiniz.


Piyasalar, göreli değerleri (fiyatları) belirleyerek ve bunlar aracılığıyla kaynakları (tüketicilerin perspektifiyle; değer yaratma açısından) en üretken ellere tahsis ederek kıtlığın toplum üzerindeki yükünü hafifletir. Bu durumda, yalnızca üretim yoluyla ve ardından değerin nihai belirleyicileri olan tüketicilere fayda sağlaması beklenen bir değişim yoluyla servet biriktirilebilir. Değerli bir kaynak tekelleştirilse bile, yalnızca üretimde kullanıldığında değeri vardır. Eti tekelleştirecek olsaydım bu durumu ancak eti satarak kendi yararıma kullanabilirdim.


Tipik karşı argüman, tekelcinin, ekonominin geri kalanından rant elde edebilmesine yarayacak şekilde bazı üretim biçimleri için bazı kaynakların gerekli olduğudur. Ancak bu durum yalnızca durağan bir dünyada geçerlidir. Öğrendiğimiz, keşfettiğimiz ve yenilik yaptığımız bir dünyada bu tür kaynaklar yoktur.


Aslında, birinin değerli bir kaynak üzerindeki kalıcı tekelinin iki anlamı vardır: birincisi, girişimciler için çabalarını ve hayal güçlerini alternatifler bulmaya odaklamaları doğrultusunda büyük bir teşviktir (ki bu her zaman mümkündür çünkü bu dünyada hiçbir şey tamamen belirli ve özgün değildir) ve ikincisi, kaynağı kullanmadığı sürece tekelciyi görece yoksullaştırır.


Kaynak yalnızca kullanılması (yani, tüketicilere fayda sağlamak için kullanılması) yoluyla değerli hâle gelir ve sahibine gelir sağlayabilir. Başka bir deyişle, mal sahibinin, kendisine en iyi şekilde hizmet etmesi, elindekilerin tekelini baltalamasıyla mümkündür. Aynı zamanda, değerini azaltabilecek yeniliklerin sınırlandırılabilmesi, kaynağın kullanılması (ve dolayısıyla paylaşılması) yoluyla olur.


Aslında bir kaynak, tüketicileri memnun etmek için ne kadar etkin kullanılırsa o kadar değerlidir. Ek olarak, tekel ne kadar az rahatsız edici olursa, yani yenilikçi çabalar başka yerlere yönlendirilirse o kadar iyi olur.


Piyasa, tekelcilerin tüketicileri sömürmesi için bir mekanizma sunmaz. Herhangi bir kaynağın değeri, tüketicilere sunduğu değerli katkılardan türetilir, bu da sermaye ve kaynakların değerli olduğu anlamına gelir, çünkü tüketiciler öyle olduklarını belirler. Kaynak sahibi, tüketicilerin hizmetkârıdır ve bunun tersi mümkün değildir.


Öyleyse neden “piyasa ekonomisinde” tekeller görüyoruz?


Neden muazzam bir eşitsizlik görüyoruz?


Bu, gönüllü mübadelenin bir sonucu değildir, çünkü gönüllü mübadele mekanizması, konumlarını geliştirerek ilgili herkese ve daha faydalı bir kaynak tahsisi üreterek genel ölçekte topluma fayda sağlar. Tek makul ve mantıklı açıklama, bir şeyin gönüllü mübadeleyi sekteye uğrattığıdır. Tipik olarak, bu, neredeyse tamamen maliyet empoze eden ve rakipler için girişi kısıtlayan ve böylece artık tüketicilere adamakıllı piyasa koşullarıyla yanıt vermeyen yerleşik firmaları dolaylı olarak koruyan regülasyonların külfetidir.


Başka bir deyişle, piyasa mekanizması kısmen devre dışı bırakılır ve bu nedenle sonuç da bozulur, çarpıtılır. Piyasa mekanizmasının tam olarak çalışmasına izin verilmemesiyle, en faydalı mübadelelerden bazıları artık gerçekleşmeyecektir ve bu da taraflar için bir kayıptır. Sonuç olarak, bazı kaynaklar, özellikle de rekabetten korunanlar, nispeten aşırı değerli hâle gelir ve sahiplerine, tüketicilerin sağladığı faydadan daha fazla fayda sağlar. Piyasa mekanizmasına tâbi olmak yerine, ona karşı korundukları sürece, bu pozisyondan yararlanabilirler.


Tekelin asıl sorunu budur — birinin, bir kaynağın tek satıcısı veya tedarikçisi olması değil, tekelcilerin yapay olarak korunması ve dolayısıyla artık yararlanan tüketicilerden elde edilen kârlara bağlı olmamasıdır. Piyasa mantığı artık geçerli olmadığında bu sorunları görüyor oluruz. Bunun gerçekleşmesi için bir piyasanın tamamen kamulaştırılmasına veya hükümet tarafından kontrol edilmesine gerek yoktur. Piyasa mekanizmasını sınırlamak ve böylece girişimcileri, aksi takdirde ilk tercihi olmayacak faaliyetlere yönlendirmek, oldukça çarpık sonuçlara neden olmak için yeterlidir. Kısıtlamalar piyasa mekanizmasını ne kadar çok etkiler ve gönüllü mübadele alanını sınırlarsa, tüketiciler üzerindeki yük de o kadar artar.


Gönüllü mübadelenin tekele ve servet yığılmasına yol açtığına dair yaygın yanılgı, sonuç olarak, piyasa mantığından çıkanın tam tersidir.


Daha fazla regülasyon bu sorunu çözemez, çünkü sorun, regülasyondur.


Bu kadar çok kişinin, gözlemledikleri sorunlara hangi mekanizmanın neden olabileceğini veya olması gerektiğini idrak edememesi çok talihsiz bir durumdur. Gönüllü mübadelenin bir üreticiyi “piyasa gücü” konumuna getirmesinin akla yatkın bir yolu yoktur, çünkü üretim yalnızca tüketiciler öyle düşündüğü için değerlidir — ve bu onların fırsat maliyetlerine yani elde edilen değerin, bunun yerine başka hangi değerin elde edilebileceğine kıyasla karşılaştırılmasına dayanır. Satış fiyatlarını yükselten bir tekel, müşterileri başka yerlere itiyor, onları diğer seçenekleri düşünmeye yönlendiriyor ve girişimcilere, tekeli dahil etmeden tüketicilere hizmet etmenin yollarını bulmaları için artan kâr teşvikleri sağlıyordur.


Tekelci, ancak bu mantıksal sonuçları sınırlayarak pazar gücü kazanabilir. Bu tür kısıtlamalar, genellikle devlet tarafından piyasaya uygulanır, ancak bunlar piyasanın bir parçası değildir.


Yazar: Per Bylund

Dr. Per Bylund (PhD) Mises Enstitüsü’nün bir üyesidir. Dr. Bylund aynı zamanda Girişimcilik alanında doçent doktordur ve Oklahoma Eyalet Üniversitesi Spears İşletme Okulu’nun Girişimcilik Bölümü’nde Records-Johnston Serbest Girişim profesörlüğüne ve Stockholm’deki Ratio Enstitüsü’nde doçent üyeliğe sahiptir. Daha önce Baylor Üniversitesi ve Missouri Üniversitesi’nde görev yapmıştır. Dr. Bylund’un hem girişimcilik hem de işletme yönetimi alanındaki en iyi dergilerde ve ayrıca Quarterly Journal of Austrian Economics ve Review of Austrian Economics’te araştırmaları yayınlamıştır. Özenli ve kapsamlı üç kitabın yazarıdır: The Seen, the Unseen, and the Unrealized: How Regulations Affect our Everyday Lives, The Problem of Production: A New Theory of the Firm ve How to Think about the Economy: A Primer. Agenda Publishing’de Avusturya Ekonomisi kitap serisinin ve Mises Enstitüsü tarafından yayınlanan The Next Generation of Austrian Economics: Essays In Honor of Joseph T. Salerno’nun editörlüğünü yaptı. Dört iş girişimi kurdu ve Entrepreneur dergisi için aylık bir köşe yazısı yazıyor. Anarchism.net’in de kurucusudur. Daha fazla bilgi için PerBylund.com’a bakabilir ve ona e-posta gönderebilirsiniz.


Çevirmen: Fırat Kaan Aşkın


Bu yazı mises.org sitesinin, Per Bylund’a ait tweet dizisinden alıntılayıp yeniden düzenleyerek yayınladığı “Why There is No Such Thing as an Exploitative Monopoly in a Free Market” adlı yazısından tercüme edilmiştir.


165 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör