Sömürgecilik Latin Amerika'nın Yüksek Eşitsizliğinin Sebebi Değildir

01/14/2022 - Lipton Matthews


Latin Amerika’daki gelir eşitsizliği şok edici bir biçimde yüksek ki nüfusun en zengin %10’u milli gelirin %54’ünü kontrol ediyor. 2021 Bölgesel İnsani Gelişim Raporuna göre “Yüksek Eşitsizlik ve Düşük Büyüme Latin Amerika’da ve Karayiplerde Tutsak Kaldı” Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafındandan yayınlandı, Latin Amerikalı ülkeler diğer bölgelerdeki benzer gelişmişliğe sahip ülkelere göre daha yüksek eşitsizlik ve daha kötü sosyal göstergeler kaydetmektedir. Diğer yandan, Latin Amerika'da eşitsizlik hikayesi, Gini katsayısı 2002'de 0.534 seviyesinden 2010'da 0.499'a düşmesine rağmen perişan bir çöküş hikayesi olmadı.


Lakin bazıları bu kazanımların dışsal şoklar ve Covid-19 kaynaklı ekonomik gerilemeler yüzünden erozyona uğrayabileceğinden endişeleniyor. Gerçekten de, araştırmacılar Covid-19’un ekonomik imkanları kötüleştirerek eşitsizliğin büyümesini artırdığına işaret ediyor. Covid-19’un eşitsizliğe neden olan etkileri Latin Amerika’daki eşitsizliğin devam etmesini Akademik araştırmanın ön hatlarına taşıdı. Birçok insan Latin Amerika’daki belirgin eşitsizliği sömürge zamanlarına atfeder. Bu yönde yazan Sergio Costa ve Frances Badia I Dalmakse solcu hükümetlerin “sömürgeci dönemden birikmiş eşitsizlikleri tersine çevirme öncülü üzerine” seçildiğini varsayıyor.


Latin Amerika’nın sorunları sömürgeciliğe atfedilse de durum bundan daha karmaşıktır. Genel kültür bilgisi olarak İspanyollar kendi ülkelerine götürmek amaçlı Amerika’daki kaynakları sömürmek için uğraşmıştır. İspanya’nın Amerika’daki girişimi yüksek seviyede regülasyon gerektiriyordu, bu yüzden bu girişimi kapitalist olarak adlandıramayız. Ancak Henry Kamen’in İspanya'nın İmparatorluğa Giden Yolu’na göre İspanyol İmparatorluğu’nun heyecanlı maceraları büyük çapta tarihin abartmalarıdır. Birden çok bölgeyi yönetmenin pahalı olduğu ortadadır ve İmparatorluğun maliyeti faiz ödemeleriyle kötüleşmiştir. İspanya imparatorluk projelerinin bütçesi için kredi verenlerin yardımına güvendi, bundan dolayı idari maliyetler ve dış ödemeler hazinesinin boyutunu küçültü. Gerçek şudur ki yeni Yeni Dünyada yaratılan servetin çoğu İspanya’ya ulaşmadı; bunun yerine borca ve askeri harcamalara hizmet etti.


Dahası 2008’deki bir çalışma da Regina Grafe ve Alejandra Irigoin, İspanya’nın paydaş modelinin (stakeholder model) yerel elitlere gelir yönetimde daha fazla bulunma imkanı vererek İspanyol İmparatorluğunun sömürgeci olduğu argümanının çürütmüştür. Grafe ve Irigoin şu şekilde açıklar:

“İspanyol İmparatorluğunun politik ekonomisi ders kitaplarının bize anlattığı gibi değildir. Maliye tahsilatlarının incelemeleri gösterir ki merkezileşmeye yönelme azdı ve İspanya’nın ana toprakları için sömürme kısıtlıydı… Bunun yerine İspanyol Yönetimin, basit bir gelir yerine imparatorluğun büyümesini ve imparatorluk bağlarının korunmasını maksimal seviyeye çıkarttığını varsayarsak tüm bu durum mantıklı gelecektir. Bu stratejinin sonucu sömürge elitlerini seçme ihtiyacıydı. Ortak seçmenin yolu, Amerika'daki gelirlerin çoğunu elinde tutmak ve yerel tüccarların tahsilat ve harcamalarında önemli bir paya sahip olmalarına izin vermekti. Mali sistemin işleyişinden ve özellikle İspanyol imparatorluğunun parasını nasıl harcadığından görüldüğü gibi baskı rejimi olduğuna dair çok az kanıt vardır. Bu imparatorluğu yönetmek için masrafsız bir yoldu ve İspanyol yöntemine içeriden bir direkt bir zorluk olmadığı için de oldukça verimli bir yönetimdi.”

Ek olarak, kusurları olsa da diğerleri İberya kurumlarının Latin Amerika’nın yağması yüzünden suçlanamayacağını görüşünü bildiriyorlar. Leandro Prados de la Escosura tarafından “Latin Amerika’da Sömürge Özgürlük ve Ekonomik Gerilik” başlıklı bir çalışmaya göre İspanyol kurumları, verimsizliklere rağmen işlem maliyetlerini düşürdü. Bu kurumların faydaları sonuçlarını şöyle açıklar:

Sömürgeci İmparatorluk yüksek olmayan bir ücretle koruma (güvenlik ve adalet) sağladı. Bağımsızlıkla birlikte yeni güvenlik sağlayıcıları çıksa da sömürgecilerden daha düşük kapasiteleri vardı. İşlem maliyetleri politik ve ekonomik kurumların bir kargaşa ve yeniden tanımlama dönemine girmesiyle artarken ülkeler arasında ve içinde süren şiddet de iyi tanımlanmış mülkiyet haklarına yardımcı olmadı. Bu maliyetler imparatorluktan ayrılma ve ölçek ekonomisinde kayıplar sebebiyle yeni kurulan cumhuriyetler için daha yüksekti.

Özetle, sonuç şudur ki bağımsızlığın kurumsal otoriteyi meşrulaştırma kapasitesinden yoksun, dolayısıyla büyüme oranlarını düşüren bir bölünmüş devletler topluluğuna yol açtığıdır.


Bir açıklama olarak, sömürgecilik açıklaması Latin Amerika’da kurumsal zayıflığın nasıl eşitsizliğe ve ortalama altı ekonomik performansa yol açtığını yakalamakta başarısız kalıyor. Sömürgeciliğin kurumsal mirasını araştırdığımız için Sömürge Dönemdeki gelir eşitsizliğini ölçen dataları tartışacağız. “Hispanik Amerika'da Eşitsizliğin Sömürge Kökenleri? Yeni Ampirik Kanıtlara Dayalı Bazı Düşünceler” adlı yazıda Rafael Dobado González ve Héctor García Montero eşitsizliğin kökeninin sömürgecilikte olduğu iddiasına karşı çıkıyor.


Antropometrik data ve tahmini maaşları kullanarak araştırmacılar, sömürgecilik sırasında Meksika ve Venezuela’daki sıradan vatandaşların maddi refahlarının o zamanki Avrupadakilerle karşılaştırılabilir olduğunu iddia ediyorlar.


Benzer olarak ekonomik efsane Jeffrey Williamson, González and Montero’yu 2015’teki bir yazısında desteklerken gelir eşitsizliğinin sömürgeci kökenleri hakkında şüpheler uyandırıyor. Profesör Williamson gelir eşitsizliğinindeki hızlanmanın küreselleşme karşıtı güçler sebebiyle arttığını iddia ediyor: “Bugün Latin Amerika’yı dünyanın en eşit olmayan bölgesi yapan eşitsizlik tarihi, 3 yüzyıllık sömürgecilik tarihi ya da yarım yüzyıllık erken Cumhuriyet bağımsızlığı hatta belle époque (Fr. güzel dönem) emtia artışı sırasında yaşananlar değildir. Önemli olan tarih 1913’ten 1970’e kadar süren küreselleşme karşıtı tarihtir. Latin Amerika her yerde ortaya çıkan Büyük eşitleyici tesviye diğerleriyle beraber yaşamadı bunu yerine belle époque yükselmeye devam etti”


Her daim kanıtlar piyasa karşıtı hareketlerin eşitsizliğe, sömürgeciliğe göre daha çok katkıda bulunduğunu göstermiştir. Buna rağmen sömürgecilik kötü bir itibara sahiptir ve bazı durumlarda hak ediyor olsa da eleştirel düşünmeden Latin Amerika ve diğer bölgelerdeki kötü durumların ana sebebi olarak sömürgeciliği göstermek yüzeysel düşünmeyi işaret ediyor. Sömürgecilik çok boyutlu bir bulmacanın sadece bir parçasıdır.


Yazar - Lipton Matthews

Çevirmen - Mert Halil Bölükbaşı


Bu yazı mises.org sitesinin ''Colonialism Isn't the Source of Latin America's High Inequality'' adlı yazısının çevirisidir.



95 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör