Ludwig von Mises ve Paranın Doğası

Güncelleme tarihi: 2 Haz 2021

Carl Menger’in bir öğrencisi olarak, Ludwig Von Mises para teorisinin sunumuna, paranın doğasının analizi ile başladı. Daha sonra paranın satın alma gücünün belirlenmesi ve Umlaufsmittel (güvene dayalı para) dediği şeyin para sistemi üzerindeki etkisiyle uğraşmaya devam etti.


Paranın doğasının analizi ile uğraşırken, Mises Carl Menger’in çalışmalarına büyük ölçüde güvendi. Avusturyan okulunun kurucusu bize paranın, para olarak olarak kullanılan şeyin fiziksel özelliklerine göre belirlenmediğini gösterdi. Onun yerine, paranın dolaylı değişimlerde kullanılan bir emtia olduğunu ve öncelikle paranın bu tür dolaylı takaslar amacıyla alınıp satılması ile karakterize edildiğini gösterdi.


Menger ayrıca; paranın, isteklerin çifte tesadüfünün eksikliğinden dolayı kendiliğinden ortaya çıktığını vurguladı. Para olmadan dolaylı değişimlere başvurulur. Örneğin, bir marangoz yeteri kadar mobilyası olan bir çiftçiden bir düzine yumurta almak istiyor. Veya bir ressam sanatla ilgilenmeyen bir biracıdan bir bardak bira almak istiyor. Onların önce mallarını kolay al-sat yapılabilen mallara(buğday,demir, gümüş gibi) çevirmesi ardından bu “değişim araçlarını” değiş tokuş yapması gerekmektedir. Bu gerçeğin önemi ise bir parasal sistemin önceden bir sosyal sözleşme veya hükümet emri olmadan ortaya çıkabileceğini ispatlaması idi.


Mises, paranın doğasına ilişkin bu analize dört şekilde eklemeler yaptı ve geliştirdi.


İlk olarak paranın işlevlerinin - bir değişim aracı, bir değer deposu, bir ödeme şekli, ertelenmiş bir ödeme aracı, bir numara(değer birimi) olduğu fikrine karşı çıktı. Mises, bir metanın yalnızca bir değişim aracı olarak kullanıldığı için numéraire rolünü oynayabileceğini savundu. Ve benzer olarak meta pazarlanabildiği için de bir değer deposu olarak tutulabilir. Hatta paranın işlevleri arasında hiyerarşik bir düzen de vardır. Değişim aracı temeldir ve diğerlerinin var olması için de gereklidir.


İkinci olarak, Mises kapsamlı bir parasal nesneler tipolojisi geliştirmiştir. Mengeryen terminolojisinde genellikle her şey bir değişim aracı olarak kabul edilir. En temel seviyede, çeşitli "dar anlamda para" türlerini, çeşitli "para temsilcilerinin" veya ikamelerinin türlerinden ayırmıştır. Dar anlamda para teorisi kendi içinde haklı bir tipolojidir. Aksine, para ikameleri daha dar anlamda paranın kanuni mülkiyetidir. Tipik olarak bankalar tarafından verilirler ve amir bankanın kontuarlarında gerçek parayla itfa edilebilirler (sayfadaki şemaya bakın).

Para ve paranın kategorileri arasındaki bu temel ayrımı yapmak için, Mises, Bohn-Böwerk’in Tüzel kişilikler hakkında öncü çalışmalarını uygulamıştır. Mises der ki: “Talepler mal değildir; malları elden çıkarma aracıdır. Bu onların bütün doğasını ve ekonomik değerini belirler. Kitabının daha sonraki bölümlerinde açıklayacağım gibi, bu ayrımlar, hem para teorisinin Menger'in değer ve fiyatlar teorisi çerçevesinde entegrasyonu hem de parasal sistem içinde bankacılığın rolünün analizi için büyük önem taşımaktadır.'' Mises’in Bankacılık teorisinin temelinde iki farklı para ikamesinin ekonomik değer üzerinden karşılaştırmalı analizi vardır. Mises'e göre para ikamesine ancak iki yolla karşılık verilebilir. Birincisi aynı oranda para basmak (ki bu sadece paraya bir “sertifika” kazandırır) veya para ikamesine karşılık vermemek -ki bu onları itibari para haline getirir(Umlaufsmittel)-.Mises, kitabının son üçte birini Umlaufsmittel kullanımının ekonomik sonuçlarının bir analizine ayırır. Üçüncü olarak, Mises para fiyatlarının bir değer ölçüsü olduğu fikrine karşı çıkmıştır. Bunu yaparken Çek ekonomist Franz Cuhel’in bir kaç yıl önceki Zur Lehre von den Bedürfnissen(İhtiyaçlar teorisi üzerine) kitabındaki Mengeryen değer teorisinin temellerini açıklayan çalışmalarına güvenmiştir. Cuhel marjinal değerin psikolojik teorisinin kazananı olarak kabul edilebilir ancak değer ve fayda teorisine yaptığı katkıların birçoğu bu gerçeğe rağmen yararlı olmuştur.


Cuhel, Böhm-Bawerk ve Wieser'in marjinal fayda hakkındaki niceliksel iddialarını çürüttü; bu, her bir birimin aynı faydayı sağladığı bir mal arzının homojen birimlerine atıfta bulundu. Böhm-Bawerk’e göre bir şeyin birkaç biriminin kullanımından elde edilen fayda toplanabilir. Örneğin 15 erik tüketmenin faydası, tam olarak 15 tane 1 erik tüketmenin faydasına eşittir. Ancak Cuhel, bunun, marjinal faydayı azaltma yasasının temel fikri ile çeliştiğine, yani malın her bir ek biriminin tüketiminden elde edilen memnuniyetin, önceki birimin tüketiminden elde edilen faydadan daha düşük olduğuna itiraz etti.


Cuhel aynı zamanda memnuniyetlerin kişilerarası karşılaştırmalarına yıkıcı bir darbe vurmuştur. İki farklı malın tüketiminden elde edilen faydalar, yalnızca dolaylı olarak ve yalnızca tek bir dar durumda, yani bir anda bireysel karar verme durumunda karşılaştırılabilir.

Bireyin memnuniyet için A yerine B’yi seçmesi, yalnızca A’nın kişiye B’den daha çok memnuniyet vermesi ile açıklanabilir. Çünkü A ve B birbirleri ile aynı zamanda ve direkt olarak karşılaştırılmaktadır. Bu nedenle bireylerin tercihleri bize zevklerin göreceli boyutu hakkında kanıt sunar. Ancak bu elimizdeki geçerli tek kanıttır çünkü bireylerin karşılaştırmalı memnuniyetlerini başka kişilerin memnuniyeti ile karşılaştırmak temelde imkansızdır. Birey çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasının sahip olduğu faydalar hakkında sadece kendisi adına bilgi sahibi olabilir. Diğer kişilerin ihtiyaçları sonradan, kendi seçimlerinde ve dolaylı olarak çıkarılmalıdır.


Bunu müteakip, ne değer hesabı ne de ölçümü diye bir şey yoktur. Hatta paranın bile net bir değeri yoktur. Ve de bu nedenle değeri hesaplamak da imkansızdır. Dahası, para fiyatları bireysel değerleme süreçlerinin sonucundan oluştuğundan dolayı her zaman ortaya çıktıkları belirli koşullar tarafından belirlenen bireysel tarihsel olaylardır. Walras’ın denklemler sisteminin aksine, para fiyatının farklı zamanlar ve farklı yerler arasında kesin bir ilişki yoktur.


Bu nedenle, Irving Fisher'ın para miktarı ile para fiyatları (fiyat seviyesi) arasındaki ilişkinin nicel bir yasasını -fizikte olduğu gibi- kurma girişimini takip etmek söz konusu olamazdı.



”İnsan eylemi alanında sabit ilişkiler olmadığından, matematiksel katallaktik denklemleri, mekanik denklemlerin deneysel olarak tespit edilmiş veri ve sabitlerin kullanımıyla problemleri çözmesi gibi pratik problemlere hizmet edecek şekilde yapılamaz.”

”Ben, para teorisi kitabımda matematik okuluna karşı gelecek tek bir cümle dahi kullanmadım. Ben matematikçilerin metoduna karşı gelerek doğru ve geliştirilmiş doktrinimi sundum. Aslında, boş "dolaşım" terimini incelemenin cazibesine bile direndim. Ben, matematiksel iktisadı, paranın çokluğu ile alım gücünün ters olduğu iddialarından çürüttüm. Bu kanıt bana ekonomik miktarla değer arasındaki tek bağlantının kişisel görüşler olduğunu gösterdi. Böylelikle Mises, Irving Fisher ve Gustav Cassel'in değişim eşitliği teorisini patlattı.”

Mises’in miktar teorisinin mekanik versiyonu üzerinde olan bu eleştirisi, para teorisinin de ötesinde bir etkiye sahipti. Miktar teorisinin bu şekli daha büyük bir tartışmaya zemin hazırladı: Sosyal bilimlere nicel bir bakış. Mises insan davranışını sosyal alandaki yansımalara bağlayan nicel sabitlerin olmadığını kanıtlamıştı. Artan elma talebi her senaryoda elma fiyatlarının yükselmesi için sonuçlanır, ancak bize elma talebindeki %10'luk artışın elma fiyatlarında %8 veya %14 artış olacağını ispatlayan bir kanun yoktur. Gerçek miktarlar her zaman bireyin kendi koşullarına bağlıdır.


Dördüncü, ve son olarak da; Mises parasal devletçilerle(Kartalistler) Menger’e kıyasla daha çok mücadele etmiştir. Menger paranın piyasada kendi kendine oluşabileceğini savunurken, kartalistler paranın devletin bir “buluşu” olduğunu savunmuştur.


Bu tartışmanın kökenleri ise Plato ve Aristo zamanına kadar dayanmaktadır. Tüm Orta Çağ boyunca sürmüştür ve sadece kısa bir süre için, Mengeryen çizgisinde tartışan klasik iktisatçılar tarafından çözülmüştür. Ama on dokuzuncu yüzyılın sonlarında devletçiler karşı atak yapmıştır. Fransa’da Cernuschi, Avusturya’da Neupauper ve Almanya’da Lexis paranın devletin bulduğu bir şey olduğunu yeniden kanıtlamıştır. Ancak bu görüşün en önemli kişisi ise Georg Knapp’tır -Doğu Avrupalı köylüler için özgürleştirici bir güç olarak Cermen yönetimi üzerine çalışmalara öncülük eden aynı Knapp-.


Staatliche Theorie des Geldes(Devlet Para Teorisi)’nde Knapp, devlet regülasyonunun paranın yaratıcısı olduğu fikrini savunmuş, bundan dolayı da paranın tarihinin hukuk tarihi üzerinden incelenmesi gerektiğini beyan etmiştir. Yani Knapp’a göre para devletin regülasyonu üzerine oluşmuştur. Devlet her hangi bir şeyin para olup olmadığına karar verebilir, ve aynı vakit o “şeyler” belirli bir miktar mala eşit olur. Paranın özü aslında devletin regülasyonun bir jetonudur (Latincede Charta) ve bu jeton yasal bir ödeme aracı olarak kullanılabilir.


”Alman ekonomisinin devletçi okulu büyük ihtimalle en yüksek değerine Georg Knapp’ın Devlet para teorisi zamanında yükselmiştir. Bu teorinin kayda değer olması formüle edilmiş olmasından değildir; Ne de olsa onun ilkeleri yüzyıllardır kanonistler, hukukçular, romantikler ve bazı sosyalistlerin yazılarında savunulmuştur.”

Knapp’ın temel hatası, devlet emirlerinin yalnızca ertelenmiş ödemeleri içeren halihazırda var olan sözleşmeler bağlamında geçerli olabileceğini görememekti. Günümüzde ise, devletler neyin “para” olarak sayılıp sayılamayacağını kontrol etme, dolayısıyla neyin ödeme olarak kabul edilemeyeceğine karar verme yetkisine sahiptir. Ama bu, gelecekte market üyelerine başka tür bir ticaret yolu bırakmayacağı anlamına gelmez.


Tek başına iş kullanımı, bir metayı ortak bir mübadele aracına dönüştürebilir. Para yaratan devlet değil, piyasada işlem yapan herkesin ortak uygulamasıdır.


Yazar - Jörg Guido Hülsmann

Bu yazı mises.org adlı sitenin ''Ludwig von Mises and the Nature of Money'' adlı yazının çevirisidir.




142 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör