Laissez-Faire Brezilyalılar İçin Çok mu Radikal?

04/19/2016 / Bruno Gonçalves Rosi

Birkaç ay süren siyasi kararsızlığın ardından, Brezilya cumhurbaşkanı Dilma Rousseff'in görevden alınması yönündeki hareketi tersine çevirmek imkansız görünüyor. Siyasi destek grubundan beklenen eleştirilere rağmen, görevden alma süreci Brezilya yasalarına göre ilerliyor ve Dilma'nın konumu, kendisini ve hükümetini çevreleyen yeni yolsuzluk kanıtları ortaya çıktıkça daha da savunulamaz hale geliyor. Ancak birkaç ay önce yazdığım gibi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının ülkeyi gerçekten piyasa yanlısı politikalara götürebileceği net değil. Temsilciler Meclisi'nde Rousseff'e oy veren politikacıların çoğu yolsuzlukla suçlanıyor. Bu, (Dilma'nın destekçilerinin iddia ettiği gibi) suçlama sürecinin yasallığı konusunda hiçbir şekilde şüphe uyandırmaz, ancak Rousseff görevde olmasa bile Brezilya'nın yaşayacağı zorlukları gösterir.


Rousseff ve akıl hocası Lula da Silva, Brezilya tarihinin ilk solcu başkanlarıdır. Ludwig von Mises'in uzun zaman önce fark ettiği gibi (ve ampirik kanıtların da onayladığı gibi), müdahaleci hükümetler devleti sürekli olarak büyütmekten başka bir şey yapamazlar. Ve daha büyük bir devletle, yolsuzluk şansı o kadar artar.


Mevcut senaryoyu analiz ederken burada ki olası bir hata, Dilma'yı görevden almanın tüm Brezilya siyasi sorunlarını çözebileceğini varsaymak, hatta Dilma ve Lula'nın siyasi ideolojilerinde Brezilya siyasi tarihinin çoğundan büyük ölçüde farklı olduğuna inanmak olabilir.


Brezilya'nın Uzun Müdahalecilik Tarihi


Portekiz'den bağımsızlığından bu yana, Brezilya'nın eğilimi büyük hükümete doğru olmuştur. Ülkenin ilk devlet (ve hükümet) başkanı I. Dom Pedro, Portekizliydi ve on sekizinci yüzyılın sonlarından beri Portekiz'de uygulanan devletçi politikaların varisiydi. Görüş açısından liberal olmasına rağmen, I. Dom Pedro o zamanlar Brezilya siyasetinin daha özgürlükçü kanadından hoşlanmadı ve devletçilerle ittifak kurdu. On dokuzuncu yüzyılda Brezilya siyasetine çoğunlukla, adına rağmen Burkean anlamda muhafazakar değil, çoğunlukla devletçi olan Muhafazakar Parti hakimdi.


Cumhuriyetteki Brezilya siyaseti de (kabaca yirminci yüzyılın çoğuna karşılık gelir) çoğunlukla devletçiydi. 1930'a kadar siyasete, devleti ekonomik kazanç için kullanan São Paulo ve Minas Gerais'teki kahve çiftçileri koalisyonu hakimdi. Bundan sonra ve 1945 yılına kadar ülke Getúlio Vargas diktatörlüğüyle karşı karşıya kaldı. Vargas ve mirası, ülkenin 1985'e kadar süren bir askeri hükümet dönemine girdiği 1964 yılına kadar hala önemli bir rol oynayacaktı. Bu dönemden doğan yeni cumhuriyet, hükümet müdahaleciliği geleneğini sürdürmekle Washington Mutabakatı'nı takip etmek arasında kararsızlık gösterdi.


Liberteryenler Devrimcidir


Brezilya'da geleneksel siyaset, ya devrimci ya da muhafazakar olduğu düşünülen uzun süredir karşıt gruplara sahiptir. Hatta Lula ve Dilma'nın ilan ettikleri (devrimci) demokratik sosyalizmleriyle Brezilya siyasetinde büyük bir yenilik olarak geçebilecekleri iddia edilebilir. Ancak Lula ve Dilma, daha önce denenmiş olanlardan çok da farklı değiller. Sosyalist yaklaşımları dikkate değer özelliklere sahip olsa da, içinde bulunan devletçiliğin çoğu imparatorluğun Muhafazakar Partisi'nde, yirminci yüzyılın başlarındaki oligarşilerde, 1930'lardan 1960'lara kadar Varguistas'ta ve 1960'larda, 1970'lerde ve 1980'lerde ki askeri hükümetlerin çoğunda zaten mevcuttu. Ve en önemlisi, bugün bu devletçilik, Rousseff'i suçlamayı başaran muhalefette de mevcut.


Bugün Brezilya'daki gerçek radikaller ve devrimciler, Brezilya'yı her zaman belirli seçkinlere fayda sağlayan geleneksel yönetilen ekonomisinden uzaklaştırmaya çalışan liberteryenlerdir. Gerçekten de, Brezilya'daki liberteryenler, çok radikal olarak görülmekten politik olarak acı çektiler.


İnsanları Yalnız Bırakma Korkusu


1820'lerden bugüne değişmeyen bir şey var: "anarşi" korkusu. 18. yüzyılın sonlarında Adam Smith, Brezilya yönetici elitleri için fazla radikal kabul edilen “görünmez el” kavramını popülerleştirdi. Ülke, ABD'de gözlemlenen bireysel özgürlük düzeyine sahip olsaydı, sonucun anarşi olacağından korkuyorlardı. Bu nedenle, daha fazla devlet kontrolü istendi. F.A. Hayek daha sonra kavramı “kendiliğinden düzen” ve “ölümcül kibir” olarak güncelledi. Dahası, Rothbard, Miseci bir çerçeve altında piyasa anarşizmini savundu. Brezilya ise “üçüncü yol” popülist kalkınmacılığı izledi.


Rousseff'i görevden alan muhaliflerin çoğu, ekonomiyi kontrol etmek ve yoksullara refah sağlamak için politikalar uygulamadığını söyleyerek oylarını haklı çıkarıyor. Başkan yardımcısı (ve veliahtı) Michel Temer (bir tür) liberal (yani liberteryen) bir siyasi gündemden bahsediyor olsa da, şu anda gerçekten liberteryen politikalara yer olup olmadığı açık değil.


Yazar - Bruno Gonçalves Rosi

Çevirmen - Zorbey Uyanık


Bu yazı mises.org sitesinin ''Is Laissez-Faire Too Radical for Brazilians?'' adlı yazının çevirisidir.

72 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör