Kötü Bir Fikir

İhracatçılara Yardımcı Olmak İçin Para Biriminin Değerini Düşürmek


13/02/2015 - Frank Hollenbeck

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) kısa süre içinde 1 trilyon Euro'nun üzerinde para basma kararı, kur savaşlarına ilişkin endişeleri yeniden alevlendirdi. Euro, ECB’nin sonu gelmek bilmeyen dokunuşlarının ardından son altı ayda neredeyse %20 değer kaybetti.


2008'den beri kur savaşlarındayız. Mevcut küresel para sistemimiz, sözde parasal iş birliğini ve finansal istikrarı teşvik etmek için kurulmuş olan Uluslararası Para Fonu’na (IMF) rağmen derinden kusurlu. Ancak IMF’nin son zamanlarda ürkütücü bir şekilde sessiz kalması, IMF’nin ekmeğine yağ sürenlerin de gözünden kaçmadı.


Döviz kuru politikasına ilişkin yazılı olmayan mevcut kural, doğrudan müdahalenin hoş karşılanmadığı, ancak politikanın öncelikli amacı döviz kuru değilse dolaylı müdahalenin kabul edilebilir olduğudur. Buradaki düşünce, bir teröristi yakalamak için atılan binlerce bombanın bir anaokulunu yok etmesi ve ardından “öncelikli hedefimiz terörist olduğu için sorun değil” denmesine benzer.


Ekonomi politikalarının dolaylı sonuçlarına değil de yalnızca doğrudan sonuçlarına bakmak sorumsuzluktur. ABD’nin son altı yıldaki parasal genişlemesi, yükselen piyasa ülkelerini sermaye kontrollerini ve yabancı para birimi kısıtlamalarını uygulamaya ve kendi para basma araçlarını hızlandırmaya itti. Yen’i aşağı çeken mevcut Japon para politikası, Çinli ve Koreli komşularında ciddi bir şaşkınlığa neden oluyor. Çin Halk Bankası kısa süre önce zorunlu karşılıkları düşürdü ve para birimindeki ticaret bandını genişletmeyi planlıyor. Bu durumun aslında ne olduğunu belirleyelim: Misilleme ve dünya çapındaki kur savaşlarının tırmanması.


Para Biriminin Değerini Düşürmek İhracatçılara Gerçekten Yardımcı Oluyor mu?

Elbette bu eylemler iktisatçılar tarafından kabul edilen bir başka popüler yanlış kanıya dayanıyor: Değer kaybeden bir para birimi (devalüasyon), ihracatçıların denizaşırı ülkelerde fiyatlarını düşürmelerine, piyasa payını ele geçirmelerine yardımcı olacak ve böylece yerel ekonomi için olumlu sonuçlarla beraber kârları artıracak. Bu mantıktaki hata, doğrudan sonuçlara odaklanırken diğer doğrudan ve dolaylı sonuçları tamamen görmezden gelmekten kaynaklanıyor.


Basit bir örnekle netleştirelim. Döviz kurunda 1 Euro = 1 Dolar olduğunu varsayalım. Avrupalı ​​ihracatçı, ürününü ABD’de 100 Dolar’a satıyor ve 80 Euro’luk üretim maliyetini karşılamak için kazandığı bu 100 Dolar’ı 100 Euro’ya çeviriyor. Şimdi, Euro'nun değer kaybettiğini ve böylece 1 Dolar almak için 1,5 Euro gerektiğini varsayalım. İhracatçı, devalüasyon öncesi ile aynı miktarda Euro getireceğinden, fiyatını şimdi 66.66 Dolar’a düşürebilir. Böylece yabancı rakiplere karşı elde edilen rekabet avantajıyla yurt içi ekonomiye olan faydaları artacaktır.


Bu hikayeyle ilgili ilk sorun, swap ve vadeli işlem sözleşmeleri gibi yeni finansal araçlarla birçok ihracatçının döviz risklerini uzun vadeli olarak koruyabilmeleri ve kendilerini şimdiden Dolar’larını Euro karşılığında satmaya adamış olmalarıdır.


İkinci sorun, bugün birçok ihracatçının girdilerinin çoğunun ithal olmasıdır. BMW’nin dünyanın her yerinden gelen parçaları vardır. Motorları İngiltere’den geliyor olabilir. Deri koltuklar Çin’den, çelik ise Brezilya’dan geliyor olabilir. Paradaki bu değer kaybı girdi fiyatlarının 80 Euro’dan 120 Euro’ya çıkmasına neden olursa, ihracatçılar dolar fiyatlarını düşüremeyecek ve dolayısıyla rekabet gücü kazanamayacaktır. Tabii ki tüm maliyetler ithal girdiler değildir. Ancak bu, paradaki değer kaybının ihracatçılara gerçekten yardımcı olup olmadığını vurgulamaktadır.


Devalüasyon İşçilere Fayda Sağlamıyor

Çoğunlukla işgücü olmak üzere yurt içi maliyet, devalüasyondan kaynaklanan yüksek ithalat fiyatlarına uyum sağlamazsa ihracatçılar kazanacaktır. Ancak bu kazanç ülke içindeki işçilerinin reel gelirlerinin azalmasından kaynaklanmaktadır. Bu işçiler nihayetinde reel ücretlerini devalüasyon öncesindeki seviyeye geri getirmek için nominal ücretlerde bir artış talep ederlerse ihracatçıların kazancı ortadan kalkacaktır. Devalüasyon sadece geçici bir kazanç yaratmış olacaktır.


Bir para biriminin döviz karşısında değerini düşürme politikasının aslında işçilerden (orta sınıf ve yoksullar) ihracat endüstrilerinin daha zengin sahiplerine servet aktarma politikası olduğunu çok az gazeteci anlıyor gibi görünüyor. Merkez bankasının yoksullardan alıp zenginlere vermek için ters Robin Hood gibi davrandığının bir başka örneğidir.


Ayrıca, para biriminizin değer kaybetmesini çok kötü bir politika hedefi hâline getiren birçok başka dolaylı etki vardır. Mises, hesaplama birimi bozulurken standart ödemeler dengesi muhasebesinin kullanılamayacağını açıkladı. İhracatçılar daha kârlı olsa bile, daha yüksek nominal kâr daha düşük gerçek kâr anlamına geliyorsa, bu sevindirici bir şey değildir.


Tabii ki, diğer ekonomik aktörler de komşuyu zarara sokma politikasından zarar görüyor. Tüketiciler, yabancı ürünlerdeki yüksek fiyatların yükünü üstlenmek zorunda kalacak. Girdilerini ithal eden ve iç piyasaya satan yerli şirketler de muhtemelen zarar edecek.


Fiyatların Bozulması Ekonomiye Zarar Veriyor

Değer kaybeden bir para birimi, bir ülkenin merkez bankasının komşu ülkelerden daha hızlı para bastığını gösterir. Ancak bu para basımı, ihracatçılar dâhil tüm şirketlere zarar veriyor. Para basmak, mutlak ve göreli fiyatları değiştirir. Toplumun hangi malların nasıl üretilmesini istediğine dair zaman içinde gönderilen kritik sinyallere müdahale niteliği taşır.


Avrupa’nın ihtiyacı olan şey daha zayıf bir Euro değil, önemli bir yapısal reform. Avrupa, Letonya’nın reform deneyiminden ders almalı. 2009–2010'da Letonya, devlet harcamalarını GSYİH’nın %44'ünden %36'sına indirdi. Memurların %30'unu işten çıkardı, devlet kurumlarının yarısını kapattı ve bir yılda ortalama kamu maaşını %26 oranında düşürdü. Devlet bakanlarının maaşları %35'lik kesintiye uğradı. Letonya ekonomisi başlangıçta %24 düştü, fakat son üç yılda yaklaşık %5'lik yıllık reel büyüme ile keskin bir şekilde toparlandı. Ancak Letonya bunu, eski para birimi olan Lat’leri Euro’ya karşı sabit tuttuğu için para birimini silah olarak kullanmadan yaptı.



Yazar: Frank Hollenbeck Frank Hollenbeck, ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’nda Kıdemli Ekonomist, Caterpillar Overseas’de Baş Ekonomist ve özel bir İsviçre bankasında Müdür Yardımcısı olarak görev yapmıştır ve Cenevre Uluslararası Üniversitesi’nin eski öğretim görevlisidir.


Çevirmen: Erdi Serdar


Editör: Fırat Kaan Aşkın Bu yazı mises.org sitesinin “Bad Idea: Devaluing Currency to Help Exporters” adlı yazısından tercüme edilmiştir.

132 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör