top of page

En Liberal Başkan

John Tyler


27/03/2014 - Serkan Kiremit
“Hükümetler çeşitli temel ve devrolunamaz hakları güvence altına almak için -özgür- insanlar arasında kurulur ve herhangi bir hükümet biçimi bu amaçlara zarar verici hâle gelirse, bu hükümeti değiştirmek ya da ilga etmek halkın hakkıdır.”
Amerikan Bağımsızlık Bildirisi

Amerika Birleşik Devletlerinin başkanları her vesileyle hatırlanır. Süper Güç olmanın getirdiği sorumluluklar sizi, ister istemez tarihin, siyasetin ve ekonominin baş aktörleri hâline getirir. ABD başkanlarının ünü bu yüzdendir. Nasıl ki Sezar, Kleopatra, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Hitler, Stalin, Mussolini ve Gorbaçov, hiçbir milliyetçi unsur taşımadan hatırlanıyorsa, ABD başkanları da işte tam bu nedenle unutulmaz.


Fakat ne yazık ki tarih, kimler tarafından yazılırsa o bakış açısından değerlendirilir. Tarihin kahramanları, yeni neslin idolleridir. Dikkatli kişilere göre bütün tehlike burada yatıyor. İyimser bir dünya kurmanın hayalleri, yeni nesil için sağlıklı örnekleri ön plana çıkarmamızda saklıdır. Savaş, çatışma ve kavga, insanlığın hep uzak durmak istediği durumlarsa hassasiyetimiz acıdan kaçınmak üzerine olmalıdır. Gelecek planlarımız bunun üzerine kurulabilir ama ya geçmişte yaptıklarımız ne olacak. Geçmişi düzeltmenin birçok yolu var. Fakat en makulü, geçmişte medeniyetimizin ortaya çıkardığı iyi örnekleri ve şahsiyetleri, insanlığın ortak tarihine bıkmadan usanmadan anlatmaktan geçiyor.


Yirminci yüzyıl, medeniyetimizdeki en kavgacı, en çatışmacı ve en baskıcı yüzyıldı. Tarihin baş aktörleri, yani, kahramanlarımız, birey hak ve özgürlüklerini en fazla kısıtlayanlar oldu. Stalin, Hitler, Marx, Mao ve diğer bütün kolektivistler, okuduğumuz kitaplarda, duvarlara astığımız resimlerde, sloganlarımızda ve tavırlarımızda, belirleyici şahsiyetlerdi. Yirminci yüzyılın toplu savaşları ve uzlaşmadan kaçan, iletişimden kopuk, hoşgörüden uzak bütün yaklaşımların nedeni kendimize biçtiğimiz yanlış roller ve taklit ettiğimiz idoller yüzündendi. Karl Popper’ın dediği gibi, Açık Toplum’un ve özgürlüğün büyük düşmanları, örnek aldığımız kimseler olduğu müddetçe daha başka bir şey beklemek zaten safdillik olurdu.


Hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı üzerine kurulan ABD’nin hangi başkanı bu ilkeleri katıksız uygulamıştır? ABD’nin kurucusu George Washington mı? Hayır. Köleliği silah zoruyla kaldırarak, vatandaşlarına özgürlüğün ve hakların her insan için eşit olduğunu söyleyen Abraham Lincoln mı? Hayır. 1980’lerde “Devlet, problemlerin çözümü değil, problemin ta kendisidir” diyen Ronald Reagan mı? Hayır. Bağımsızlık Bildirisi’ni kaleme alan ve “Ben enerji dolu bir hükümetin dostu olmam” ve “Halk arasında düzeni koruyacak akıllı ve tutumlu bir hükümet kurulacağına, ancak, insanların, bunun dışında, kendi çalışmalarını ve gelişmelerini düzenlemekte özgür bırakılacaklarına” dair sözler veren Thomas Jefferson mı? Hayır.


ABD’nin 10. başkanı John Tyler haricinde hiçbir ABD başkanı Bağımsızlık Bildirisi’ni sonuna kadar tutarlı olarak değerlendirip uygulayamadı. Jefferson, “en az yönetenin, en iyi hükümet olduğunu” defalarca söyledi ama Aralık 1807’de Ambargo Yasası’nı kabul ederek tüm dış ticareti yasakladı. Kaderin cilvesine bakın ki bu kanunla birlikte ABD tarihinde görülmemiş bir hükümet zulmü baş gösterdi. Ve tam 5 yıl sürdü. Merkezî hükümetin gücü büyük bir oranda Jefferson döneminde büyüdü. Aynı şeyler Reagan döneminde de oldu. Küçük ama güçlü devletin savunucusu olan Reagan, vergi oranlarını düşürmeye çalıştı fakat amacı daha fazla vergi hâsılatı toplamak olduğu için hükümetin elde ettiği gelirleri artırarak, hükümetin büyümesine göz yumdu. Lincoln, bireysel hak ve özgürlüklere gönderme yaparak köleliği lanetledi. Ama dünyanın o güne kadar gördüğü en liberal devlet olan Güney’i yani Amerika Konfedere Devletleri’ni silah zoruyla gasp etti. Güney’in anayasasında, tarihte hâlen yegâne olan, himayeciliği ve yüksek vergi oranlarını kökten yasaklayan bir maddeye karşı, Kuzey’in ABD’si, ticareti sınırlayan ve vergi oranlarını artıran bir ülkeydi. Lincoln, serbest piyasanın büyük düşmanıydı. Fakirlerin ve işsizlerin babası Roosevelt ise Keynesyen politikaların arkasından koşup hükümetin gücünü akıl almaz uygulamalarla artırarak ABD anayasasını birçok kere ihlâl etti. Bununla da yetinmeyip bireylerin hak ve özgürlük alanlarını daraltmanın yollarını sonuna kadar aradı. İmtiyazlar dağıtmak ve vergi oranlarını yükseltmek, Roosevelt döneminde iyice su üstüne çıktı.


Rüyalar ülkesinin yöneticileri, daha birçok olayın baş aktörleri olarak ellerini kirlettiler ve kirletmeye devam ediyorlar. Özgürlük anıtının meşalesinde sadece bir başkan, ABD’nin kuruluş amacına hizmet etmekten geri durmadı. Anayasanın hükmü altında ve görevinin gerektirdiği sorumlulukları ısrarla yerine getirdi. Bıkmadan usanmadan, güçlü bir karakter örneği sergileyen, ancak tarihçilerin unutturmaya çalıştığı bu kişi, ABD’nin 10. başkanı John Tyler’dan başkası değildir.


John Tyler için özgürlük tarihinin yüz akı ve klasik liberallerin ise büyük siyasetçisi diyebiliriz. Ömrünün başlangıcından sonuna kadar tam bir tutarlılık içinde özgürlüğü savunmuştur. Bireyin hak ve özgürlüğünü, mutluluğu arama hakkını sonuna kadar dile getirmiş ve başkanken bile gücünü ve yetkilerini, özgürlük ve hakların geliştirilmesi için harcamıştır.


29 Mart 1790’da Virginia’da doğmuş olan John Tyler’ın kişiliğinde hemşehrisi Thomas Jefferson’un etkileri çok fazlaydı. Hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkına, güçlü devlete şüphe ile bakmayı harmanlayarak Lockean bir düşünceyle herhangi bir hükümet biçimini veya hükümetin kendisini değiştirmenin ya da ilga etmenin halkın -eyaletlerin- hakkı olduğunda ısrar ediyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş amacının yüksek vergilere ve ticarete getirilen yasaklara karşı olduğunu bilerek yüksek vergilere, merkezî hükümete, korumacılığa ve köleliğe kesinlikle karşıydı. Aldığı hukuk eğitiminin etkisiyle hukuk devletinin amansız savunucusu olarak tipik bir klasik liberal gibi hareket ediyordu.


John Tyler, siyasal yaşamına Virginia Yasama Meclisi’nde başladı ve bu görevi 3 değişik zamanda uzun aralıklarla sürdürdü. 1821-1827 arasında Amerika Kongresi’nde bulundu. 1825-1827 arası Virginia Valisi, 1827-1836 arasında ise senatör olarak görev yaptı. Bu görevleri süresince merkezî hükümete karşı eyalet haklarını savundu, büyük bir toprak sahibi olmasının yanı sıra arazisi içinde çalıştırdığı kölelere rağmen köle ticaretini yasaklayan kanunu kendi hazırladı. Valisi olduğu eyaletin bazı kesimlerinde ve Güney’in en büyük şehri olan Columbia’da bu kanunu uygulattı. Kendi kölelerini zamanla azad etti. Anayasaya karşı olduğu gerekçesiyle koruyucu gümrük vergilerini veto etti ve karşı oy kullandı. Demokrat parti üyesi olmadığı gibi bu partiye sempatisi de olmadığı hâlde, ‘Serbest Bankacılık’ sistemini ‘Merkez Bankacılığına’ karşı savunan önergeyi kendi partisinin ilkelerine inat destekledi. Kendi eyaleti, çıkarları icabı “Merkez Bankacılığı”nı desteklemesi için Tyler’a baskı yaptı. Kendi menfaati için daha iyi olacağını bildiği hâlde, tam bir etikçi olarak “Serbest Bankacılık” sistemini savunmayı ısrarla sürdürdü. Baskılar arttıkça, kendi eyaletinin isteklerini karşılayamayacağını ifade ederek senatodan istifa etti. Böylece, ömrünün sonuna kadar ve başkanlık dönemi boyunca da Tyler, hükümetin parası yerine, eyaletin ve halkın parasını savundu. Bu durum, bugün bile serbest piyasa taraftarlarınca kabul gören bir davranış değildir. “Kapitalizm ve Özgürlük” kitabının yazarı ve Nobel ödülü sahibi Milton Friedman’ın bile desteklemekten çekindiği ve daha çok piyasa anarşisi olarak adlandırdığı Serbest Bankacılık sistemini John Tyler, suyun kaynağında olduğunda bile kimseyi dinlemeyerek desteklemeyi sürdürdü. İmtiyaz dağıtmanın bir numaralı aracı olarak gördüğü Merkez Bankacılık sistemine geçmeyi bir an bile düşünmedi. John Tyler, başkanlık dönemi boyunca devletin ekonomiden elini eteğini çekmesini savunmuştur. Tyler, devleti “teşebbüs devleti” olarak değil, özel teşebbüslerin destekçisi ama spekülatörlerin de amansız karşıtı olarak görüyordu.


Serbest Bankacılık sistemini inatçı bir şekilde savunması, Kuzeyli Whig’lerin dikkatini çekti. Muhalefette bulunmasına rağmen Whig Partisi, Güney eyaletlerinin desteğini alabilmek için Tyler’a başkanlık teklif ettiler. Fakat Whig Partisi’nin önde gelenleri, partinin idealleriyle uyuşmayan Tyler’ı, ilk önce istemediler ama sonra yıllardır muhalefette kalmanın korkusuyla ve Güney kesiminin tartışmasız desteği dolayısıyla Tyler’a başkan yardımcılığını önerdiler. Seçime, 1812 Kızılderili Savaşları’nın büyük komutanı Harrison başkanlığında giren Tyler, Güney oylarının tamamına yakınını kendi partisinde toplayarak, iktidardaki Demokrat Parti’ye büyük oranda fark atmalarında gerçek rol oynadı. Whig Partisi’nin oy tabanını genişleten Tyler, böylece Harrison başkanlığında başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Fakat Başkan Harrison’ın yaşı 68’ti ve büyük sağlık sorunları vardı. Beklenen oldu ve Harrison, Nisan 1841’te hayata gözlerini yumdu. Tyler hiç vakit kaybetmeden başkanlığı üstlendi. Muhalefetteki Demokrat Parti, Tyler’ın başkanlığını tanımayacaklarını ilân ettiler. Whig Partisi’nde ise şaşkınlık vardı. Parti, Tyler’ın savunduğu birçok klasik liberal ilkeye inanmıyordu. Parti ileri gelenleri, Tyler’dan desteğini tamamen çekti. Harrison başkanlığında atanmış bakanlar anında istifa ettiler. Tek bir bakan Tyler’ı destekledi. Tyler böylece partisi olmayan tek ABD başkanı olarak tarihe geçti. Arkasındaki yegâne güç, Güney eyaletlerinde yaşayan halkın ve Kuzeyli liberallerin (Copperheads) desteğiydi.


İşin aslı, Tyler bu yalnızlığı sevmişti. Çünkü hiçbir menfaat grubuna borçlu değildi. İmtiyaz sağlaması gerektiğini düşündüğü kimse yoktu. Bununla beraber, siyaseten popülist tavırlar sergilemesi ise hiç gerekmiyordu. Bütün başkanlık dönemi boyunca rahat bir duruş takındı. 1841-1845 arasında, ABD’deki ayaklanmalar bastırıldı. 1835’den beri süregelen İkinci Seminole Savaşı’nı sona erdirdi. ABD huzurlu bir döneme adım attı. Artık ABD’de barış, refah ve adalet hüküm sürmeye başladı. Bu dönemde, eyalet haklarını merkezî hükümete karşı savunması Güney eyaletlerinde suskunluğa, kölelik karşıtı tutumu ise Kuzey eyaletlerinde memnuniyete bıraktı. Başkanlık döneminde, senato tarafından vergilerin yükseltilmesini, korumacılığı, ulusal ve merkezî bir banka kurulmasını öngören birçok tasarıyı direkt veto etti. Tipik bir klasik liberal olarak adalete, eğitime ve ülke savunmasına çok önem verdi. Onun zamanında ABD Deniz Kuvvetleri iyice güçlendirildi ve ordu modernleştirildi.


Başkanlık dönemi bitince Virginia eyaletine tekrar geri döndü. Başkanlıktan sonra siyasetle etkin bir biçimde ilgilenmeye devam etti. Güney-Kuzey eyaletleri arasındaki gerginlikleri çözmek için toplanan Washington Barış Konferans’ına başkanlık etti. Ama korumacılık ve Merkezî Devlet yanlısı Abraham Lincoln’a olan şüphesi nedeniyle tekrar başkanlığa aday oldu. Daha sonra yaşının getirdiği yorgunluktan ötürü partisinin diğer adayı James J. Polk lehine çekildi. Seçimi Abraham Lincoln’ün kazanması, bir zamanlar başkanlığını yaptığı sevgili Amerika’sından kopmasını sağladı. Kuruluş amacından sapmış bir ülkenin vatandaşı olacağına, köleliğin bir biçimde yürürlükte olduğu ama tamamen birey hak ve özgürlüklerini, serbest ticareti, gönüllülüğü ve serbest bankacılığı destekleyen bir ülkenin vatandaşı olmayı tercih etti. Tyler, John Locke’un geri alınabilir egemenlik görüşüne uyarak derhâl birlikten ayrılan Amerika Konfedere Devletleri’ne katıldı. Konfederasyon’un Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Ve çok geçmeden İç Savaş’ın hemen başlarında, 18 Ocak 1862 yılında Konfederasyon’un başkenti olan Richmond’da gözlerini hayata kapadığında, Güney’in lacivert-kırmızı yıldızlı bayrağına sarılı bir şekilde gerçek bir “Dixie” olarak toprağa verildi.



John Tyler, tarihte hâlâ eşi ve benzeri olmayan, korumacılığı kökten yasaklayan bir maddeyi Güney’in anayasasına koyduran kişilerin başında gelmektedir. Sırf bu yüzden bile unutulacak bir kişi değildir. Bunu hatırlamak ve hatırlatmak ise liberallere düşüyor. Tarihin altın sayfalarında, John Tyler adında biri sizin bütün idealleriniz için savaşmıştı: Serbest ticaret, düşük vergiler, kölelik karşıtlığı, hukukun üstünlüğü, tiranlığa karşı başkaldırma, merkezî hükümet yerine adem-i merkeziyetçilik, serbest bankacılık, birey hak ve özgürlükleri... Tarih bilimi neticede özgürlüklerin tarihi ise, John Tyler özgürlüğün, barışın, piyasanın ve adaletin dostu olarak, ABD’nin en büyük başkanıdır.


 

Yazar: Serkan Kiremit
188 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Yazı: Blog2 Post
bottom of page