Faydacılık ve Anarko-Kapitalizm Çelişkisi

30/06/2022 - Nazım Eren

Bu yazımda, son günlerde gruplarda ve Twitter’da çokça konuşulan faydacılık meselesini açıklığa kavuşturmaya ve çelişkileri kısaca göstermeye çalışacağım.


I. Mülkiyet Hakları

Faydacıların bir çoğu piyasanın faydalı olduğunu iddia etse dahi bu sonuca nereden ve nasıl ulaştıklarına karşılık bir cevapları yok. Herhangi bir piyasa, değiş-tokuş düzeni temelinde mülkiyeti ve insanların el değiştiren mallarının bireyler tarafından meşru şekilde sahipliğinin kabulünü gerektirir.


Örneğin Ahmet ile Mehmet’in arasında bir alışveriş gerçekleşiyor. Bu alışverişte Ahmet Mehmet’e 5 TL verirken, Mehmet Ahmet’e 1 adet ekmek veriyor. Bu, faydacılarca, iki tarafın da talebi karşılandığı için faydayı artırmıştır, temelinde verimli bir olaydır. Fakat bu olayın gerçekleşebilmesi için burada bir takım ön kabullere ihtiyacımız vardır.


Ahmet 5 TL’sine meşru şekillerde nasıl sahip olmuştur? Bu 5 TL’yi takaslama hakkına nasıl sahip olmuştur? Aynı sorular Mehmet’in ekmeği için de geçerlidir. Bu noktada faydacılar herhangi bir mülkiyet hakları teorisine sahip değiller, yani piyasanın temelini açıklayamazlar. Tutarlı şekilde temellendiremezler.


Faydacılar, herhangi bir mülkiyet teorisi kurmaya çalışsalar da yine bir çelişki içine düşeceklerdir. Haklar ve şartlar ne olursa olsun delinemezdir, fakat faydacılık insanların genelinin faydasını ölçtüğü için, faydayı maksimize edip bazı insanların hakkını delen durumlar yine meşru görülür. Yani hak kavramı, fayda kavramıyla direkt olarak çelişir. Böylece ya hakçı ya faydacısınızdır.


Örneğin Ahmet’in bir arazisi var. Bu arazi Ahmet’e babasından miras kalmış olsun. Fakat Ahmet bu arazi kendinin olsa bile hiçbir şekilde üretim yapmamış, araziyi kullanmamıştır. Mehmet’in bu araziyi Ahmet’in meşru sahipliğindeyken gasp etmesi ve bu arazide üretim yapması hiç kuşkusuz arazinin boş durmasından daha faydalıdır.


Faydacılar, bu gaspın ve diğer faydalı olabilecek durumlardaki hırsızlıkların karşısında duramazlar Bu gibi durumları tamamen meşru kabul etmek zorundadırlar. Bu örnekler çok daha ileri, insanların öz sahipliğinin yok sayılıp, öldürülmesine kadar götürülebilir. Ayrıca devletin, bireylerin üzerindeki baskısı ve hak ihlallerinin faydacı temelde hiçbir açıklaması yoktur, karşı çıkılamaz. Rothbard bu konuda şöyle buyurur:


Elbette, bir kez daha faydacılar mülkiyet konusunda bir adalet kuramına sahip olmaktan kaçma arzusunda çuvallamışlardır. Bunun tek nedeni faydacıların ellerinde, ortaya çıkacak statüko ne olursa olsun onu onaylamanın ötesinde başka bir şeye imkân veren bir adalet kuramı olmamasıdır.

Anarko-kapitalizm en saf anlamıyla Piyasa Anarşizmi'dir. Temeli mülkiyet haklarıdır. Mülkiyet haklarının tutarlı bir açıklaması ve temellendirilmesi yapılmazsa Anarko-kapitalizmin savunulması imkânsızdır. Anarko-kapitalizmde mülkiyet hakları temel ve delinemezdir, delinmemelidir. Anarko-kapitalizmi mülkiyet teorisi olmadan savunmak, dört işlem bilmeden matematik profesörü olmaya çalışmaya benzer.


O hâlde, görüyoruz ki faydacılar ve serbest piyasa iktisatçıları tarafından serbest piyasa ve mülkiyet hakları konusunda yapılan sözde savunma esasen çok zayıf bir kamış gibidir.


II. Fayda Ölçülemez

Fayda subjektiftir, ölçülemez. Herhangi bir kişisel fayda ölçülemez, dolayısıyla toplumsal bir fayda analizinin de yapılması mümkün değildir. Bizim ölçebileceğimiz fayda çok yüzeyseldir, fakat faydacılar bu genel faydayı objektif olarak ele almaya çalışmasından dolayı ben de yazıda bu şekilde ele almak zorundayım.


Piyasa hareketlerinin fayda analizleri üretkenliğine göre yapılamaz. Örneğin birinin bir firma kurup insanlara hem iş sağlaması hem de üretim yapması toplumsal faydayı ilk bakışta maksimize eder gibi görünüyor. Fakat bir fabrika açmak, aynı zamanda diğer fabrikalarla arasındaki rekabeti daha da ateşleyip, o fabrikanın işçilerini ve patronu daha verimli çalışmaya zorlayıp onların işlerini zorlaştırarak faydasını düşürmez mi? Ayrıca kişiler için neyin faydalı neyin faydasız olduğu nasıl ölçülebilir? Piyasa düzeni bu mantıkta bir faydacılık için savunulamazdır. Piyasada bireyler, her alanda olduğu gibi sürekli bir rekabet hâlindedir.


Örneğin ekmek çok geniş çaplarda talep edilen bir üründür. Her bireyin bir adet ekmek satın alması sınırlı ekmek arzını düşürdüğünden ve dolayısıyla diğer bireylerin satın alacağı potansiyel bir ekmeği satın almış olup ekmek talebini artırdığından ötürü ekmeğin piyasadaki fiyatını artırmış olmaz mı? Başka bir örnek daha vermek istiyorum. Piyasada 50 adet basımı olan bir kitap farz edelim. Bu kitabı 50 kişi talep etse 30 TL’ye alacak olalım. Fakat bu kitabı 1000 kişi talep etse talebin yüksekliği ve arzın talebe görece azlığı bu kitabın fiyatını 30 TL’nin çok üstüne çıkarır. Bu noktada insanların piyasadaki talepleri aynı zamanda, aynı şeyi talep eden diğer insanların hepsinin faydasını düşürmek değil midir? Dolayısıyla piyasada bireylerin her türlü doğal hareketleri (bir ürün talep etmek, yatırım yapmak vs.) piyasadaki diğer bireylerin faydasını dolaylı yoldan düşürmektedir. Bu açıdan piyasadaki rekabet ve piyasadaki insanların hareketlerinin dolaylı olarak diğer insanları da etkilemesi çoğunluğun faydasının bu düzende savunulamayacağı anlamına gelir.


III. Devlet

Piyasanın faydalı olduğu varsayımı nereden geliyor? Bireylerin subjektif fayda-zarar analizini genele dökemeyiz, herhangi iki sistem arasındaki faydayı karşılaştıramayız, bundan dolayı da fayda kavramını kullanarak herhangi bir sistemin diğerinden iyi olduğunu bulamayız. Fakat burada yine Faydacılar tarafından kullanılan basit fayda kavramını kullanacağım.


Devlet, piyasadan daha iyi şekilde genel kitlenin faydasını belirli durumlarda maksimize edebilir. Devlet kolektif toplulukların faydasını, çıkarını bazı bireyler pahasına maksimize edip savunabilir. Örneğin zengin insanların yüksek vergilendirmelere tâbi tutulması ekonomiyi kötü yönde etkiler tabii ki fakat bu vergilerin hepsi sosyal yardımlar, kamu işleri gibi toplumun genelinin yararına kullanılırsa kısa bir süreliğine de olsa genelin faydası zenginlerin vergilendirilmesiyle, onların sömürülmesiyle artırılmış olur.


Yine burada ekonominin kötüleşmesinin yapacağı eksi fayda etkisini, yapılan sosyal yardımların genele yapacağı artı fayda etkisiyle karşılaştırmanın bir yolu yoktur. Burada olayların faydası birbiriyle karşılaştırılamaz, ne kadar fayda sağlanacağı bilinemez. Rothbard faydacıların faydayı toplumsal maliyetlerin minimize edilmesi olarak ele alması karşısında şöyle der:


Bütün, maliyetlerin kişiye özel subjektif olduğunu, bundan dolayı da kişiler arasında bir karşılaştırma yapılamayacağını tam anlamıyla idrak edersek, “toplam sosyal maliyetler”in ölçülmesinin imkânsızlığı ortaya çıkar.

Devlet ve toplumlar, kısacası kolektif güçler tarafından genel olarak yarardan çok zarar sağladığı sanılan insanların yok edilmesi veya toplumdan uzaklaştırılması bireyci bir serbest piyasadan çok daha etkili ve caydırıcı bir şekilde yapılabilir. Mesela şeriatçı bir toplumda başı açık gezen bir kadının, toplumdaki şeriatçılar tarafından topluma zararlı olduğu düşüncesiyle kellesi alınabilir. Fakat bunun yapılabilmesi, devletlerin ve toplumların bu gücü elinde bulundurmasını ve kullanmasını meşru kılmaz. Yeterince yarar sağlayamayan mülk sahiplerinin mülkleri devlet aygıtıyla daha çok fayda sağlayacak kişilere kolayca aktarılabilir. Faydacı açıdan devlete karşı çıkmak için hiçbir sebep yoktur zira devlet kolektif kurumların babasıdır, kolektivizmin faydasının, yararının en büyük savunucusudur.


IV. Kolektivizm

Faydacılık genelin-çoğunluğun faydasıyla alâkalıdır. Çoğunluğun faydasının maksimize edilmesi çoğu zaman bireylerin haklarının gaspıyla veya en küçük azınlık olan bireylerin feda edilmesiyle olabilir. Bu, bireyin haklarının ve özgürlüğünün önüne toplumun, kolektifin faydasını koymaktır, bireycilikle uzaktan yakından alâkası yoktur. Anarko-kapitalizm bireycidir, böyle kolektif tutumlar toplumcu, solcu ideolojilerin savunusudur. Bireyin önüne herhangi bir topluluğu koymak Anarko-kapitalizmle ve Bireyci anlayışla çelişmektedir ve bu argümanlarla Anarko-kapitalizmin savunmasını çelişkili, imkânsız kılmaktadır.


V. Hukuk

Faydacılık, fayda uğruna hakların reddini ve toplumdaki iyi-kötü kavramının yok oluşunu savunduğu için faydacı bir temelde hukuk sistemi kurmak imkânsızdır. Zaten fayda uğruna her şeyin meşru olduğu bir toplumda nasıl bir hukuk olabilir ki?


Örneğin topluma zararlı olan veya zararlı olduğu sanılan bir bireyin öldürülmesi faydalı bir eylemdir, çünkü zarar önlenmiştir. Bu, mülkiyet haklarının bir ihlali olduğundan kesinlikle savunulamazdır. Fakat faydacı bakış açısından bu tamamıyla meşru, hatta iyi bir eylemdir. Diğer bir yandan kişilerin, diğer bireylerin haklarını yok sayıp faydasını maksimize etmesi de bu kafayla meşru görülebilir. Benim hiç sevmediğim, toplumun geneline de zarar veren bir insan olduğunu düşündüğüm kişiyi öldürmek benim faydamı maksimize edebilir. Bu noktada, faydacılık kullanılarak ben nasıl haksız çıkarılabilirim?


Toplumun %51'i birleşip güç yoluyla, toplumun geriye kalan %49'luk kesimini köleleştirse buna nasıl karşı çıkılabilir? Toplumun çoğunluğunun faydası çok büyük oranlarda maksimize edilmiş durumdadır, bu senaryoda kötü olarak ne bulunabilir ki? Artık toplumun çoğunluğu hiç çalışmayacaktır, bütün hizmetleri köleler tarafından gerçekleştirilecektir. Faydacıların bu senaryo karşısında da her zamanki gibi söyleyecek hiçbir şeyleri yoktur.


Bireysel fayda veya toplumsal fayda açısından bir hukuk teorisi yaratılamaz. Hukuk teorisi yaratmamak, bunu daha sonrasına ertelemek bütün özgürlükleri ve hakları dolayısıyla bütün Anarko-kapitalist teoriyi, ilkeleri, hedefleri çöpe atmaktır. Piyasa, faydalı olan hukuk sistemini bulacaktır denilebilir. Hakları net bir şekilde tanımlamamak büyük bir sıkıntıdır, sonuçta hukuk hakların korunmasıyla ilgilidir. Bunu yapmak bireylerin haklarını, dolayısıyla özgürlüklerini kolektif bir bilince teslim etmektir. Piyasa doğru olan her şeyin bulunduğu büyülü bir mekanizma değildir, sonuçta piyasayı irrasyonel, çoğu aptal olan bireylerin tamamı oluşturur.


Ayrıca piyasa faydalı olan şeyleri kaçınılmaz bir şekilde buluyorsa, bu kaderci anlayış devletin de faydası sayesinde zamanla ortaya çıktığının karşısında nasıl durabilir? Bugün insanlara sorulsa, insanların %99'u devletin faydalı olduğunu ve devlet kurumunun varlığını desteklediklerini söylerler. Demek ki insanların devlet talebi de olabilir… Her şey kendiliğinden iyi bir şekilde olacaksa devlet kurumu da böyle veya insanların isteğiyle bilinçli olarak talep edilerek ortaya çıkmış neden olamasın?


VI. Sonuç

Anarko-kapitalizm temelinde yıkılmaz ve inkâr edilemez önermelere dayanmak zorundadır. Bu önermeleri yapmadan, mülkiyet hakları teorisi kurulamaz. Bu teori kurulamayınca Anarko-kapitalizm direkt olarak savunulamaz hâle gelmektedir. Faydacı arkadaşlar, savunduğu şeylerin temelini bilmemekte ve her şeyi pratiğe dökmeye çalışarak çok büyük yanılgılar ve çelişkiler içine düşmektedir. Bir takım açıklayamadıkları ön kabulleri farkında bile olmadan yapmak zorundadırlar, nitekim teorileri çok temelsiz ve baştan savmadır. NAP (Saldırmazlık İlkesi) ve bunun gibi temel ilkeler ve teoriler piyasayı ve özgürlükleri kısıtlamazlar, aksine bu temellendirmeler piyasanın, özgürlüğün temelidir; bunlar olmadan piyasa ve özgürlük kavramından bahsedilemez. Bir hakkın var olması, o hakkın tanımı gereğince o hakkın delinmesini otomatik olarak kötü kılar. Böylece mülkiyet hakkı, veya herhangi bir hak savunusu beraberinde delinemez hakları içeren bir ilke getirmek zorundadır.


Faydacılık dümdüz solculuktur. Tarihe bakarsak Marx öncesi ütopyacı sosyalistlerin çoğu sosyalizmi fayda temelinde savunurlar. Marx’tan sonra ise sosyalizm diyalektik materyalizm yoluyla savunulmaya başlanmıştır. Solcular ne kadar çok ahlâkî ve etik olarak görünen yorum yapsa da felsefelerinde bunların hiçbirisini içermezler. Liberaller ve özgürlükçüler tarihte hep ahlâkçı olmuştur (öyle olmaya devam edeceklerdir), zira “Özgürlük iyidir” ilkesi bile en temelinde ahlâkî bir yargı barındırır, ahlâkî bir ilkedir.


Özgürlük, tanımladığımız haklar çerçevesinde istenilenin yapılabilmesi, istenmeyen şeylerin yapılmamasıdır. Hakları tanımlamayan birisi özgürlükten bahsedemez. Özgürlük, hakların delinmesinin kötülüğü üzerine yapılan ahlâkî önermelerin bütünüdür, özgürlüğün kısıtlanması durumu hakların kısıtlanmasıdır. Devlete karşı olma nedenimiz de bundandır, bundan başka sebepler köleciliği faydasız gibi basit nedenlerle reddetmeye benzer. Benzer şekilde Rothbard’ın da dediği gibi:


Liberteryen olma gereğinin temel nedeni bir entelektüel oyun oynamak değildir; faydacı bir gözle maliyet ve fayda ölçümünün sonucu da değildir veya özgür bir toplumda yüzde bilmem kaç daha fazla banyo küveti üretilecek olması da değildir. İnsanın Liberteryenizme gönül vermesi için temel neden, devletçiliğin insanlık üzerine çok uzun zamandır dayatmış olduğu köleleştirmenin, kitlesel cinayetlerin, hırsızlığın, zorbalığın mümkün olduğu kadar çabucak yok edilmesi için adalete duyulan aşktır.


Yazar: Nazım Eren

131 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör