Evet, Naziler Sosyalistti

Scott Sehon'un “Hayır, Naziler Sosyalist Değildi” başlıklı makalesinin tartışmasına devam etmek istiyorum. Yazımın sonunda Sehon'u bu konuda azarladım. Nazi Partisi (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) adındaki “sosyalist” kelimesinin, Nazilerin gerçekten sosyalist olduğunu göstermediğini söylüyor. Buna karşı çıktım fakat, "Sehon, 'sosyalist' kelimesinin tek başına bize pek bir şey söylemediği konusunda haklı, ama ne yazık ki Nazilerin bu kelimeyle ne kastettiğini ve neden kullandıklarını araştırmak aklına gelmiyor.'' Bugünün makalesinde buna değineceğim.


Sehon, Nazilerin “sosyalizm” ile ne demek istediğini anlamamıza yardımcı olacak iyi bir öneride bulunuyor. 1921 tarihli 25 maddelik Nazi Programına haklı olarak dikkat çekiyor. Bunun endüstriyel üretimi millileştirme çağrısı olmadığını söylüyor. Daha ziyade, Yahudilere yönelik büyük ölçüde iş yanlısı bir plandır deniyor: “Naziler kamulaştırmadan bahsettiğinde, Yahudilere ait mülkleri almayı kastetmişlerdi; diğerleri için özel mülkiyetten oldukça yanaydılar.”


Nazi programına bakarsak, aklımıza gelen tam olarak bu değil. Baskın teması, Alman halkının kolektif bir varlık olarak bir araya gelmesi gerektiğidir: ortak iyi, bireysel iyinin önüne konmalıdır. Sınıf ve zenginlik farklılıkları, kesinlikle bir bütün olarak Alman halkının (Volk) iyiliğine tabi olmalıdır. Programın 10. ve 11. maddeleri şunları beyan eder:

Her vatandaşın ilk yükümlülüğü, zihinsel veya fiziksel olarak verimli bir şekilde çalışmak olmalıdır. Bireyin faaliyeti, bütünün çıkarlarıyla çatışamaz, ancak genel menfaat için bütünün çerçevesi içinde ilerlemelidir. Bu nedenle talep ediyoruz: Kazanılmamış (iş ve emek) gelirlerin kaldırılması. Borcun kesilmesi (faiz)-kölelik.

14. madde, “Toptan ticaretten elde edilen kârların paylaşılmasını talep ediyoruz.” En önemlisi, nokta 24:

Devletin varlığını tehlikeye atmadıkları veya Germen ırkının ahlaki duygularına karşı çıkmadıkları sürece, devlet içindeki tüm dini mezhepler için din özgürlüğü talep ediyoruz. Parti, bu haliyle, kendisini herhangi bir mezhebe, itirafçı olarak bağlamadan, pozitif bir Hıristiyanlığın bakış açısını savunur. İçimizdeki ve etrafımızdaki Yahudi-materyalist ruhla savaşır ve ulusumuzun kalıcı bir şekilde iyileşmesinin ancak “bireyin iyiliğinden önce toplumun iyiliği” çerçevesinde başarılı olabileceğine inanır. (“GEMEINNUTZ GEHT VOR EIGENNUTZ”).

Büyük Avusturyalı tarihçi Erik von Kuehnelt-Leddihn, Hitler'in ve Nazi Partisi Programının en iyi analizini Solculuğu'nda vermiştir. Hitler'in geleneksel Alman toplumunu küçümsediğini vurguluyor:

[Hitler] Almanya'yı tam bir monotonluk içinde, yerel geleneklerin ortadan kaldırıldığı, bölgesel özyönetimin yok edildiği, eyaletlerin bayraklarının katı bir şekilde yasaklandığı, Hıristiyan inançları arasındaki farklılıkların ortadan kaldırıldığı, Kiliselerin kuruduğu ve zorla birleştiği bir halde görmek istiyordu. Planlı üreme ve normdan sapanların imhası, kısırlaştırılması veya sınır dışı edilmesi yoluyla Almanları fiziksel olarak bile daha tek tip hale getirmek istedi. Kabileler (Stämme) ortadan kalkmalıydı.

Sehon'un verdiği izlenimin aksine, Hitler kendisini bir iş taraftarı olarak görmedi. Danzig'deki Milletler Cemiyeti yüksek komiseri Carl J. Burckhardt ile yaptığı konuşmada Hitler, kendisini “proleter” olarak nitelendirdi.


Sehon'un buna cevabı, iktidardaki Hitler'in radikal olmadığıydı. Nazi Partisi'nde Gregor Strasser gibi sosyalistler vardı, ancak Hitler onları kovdu ve çoğu durumda öldürdü. Güç kazanmak için büyük şirketlere teslim oldu. Almanya'nın başlıca sanayilerini millileştirmedi. Sosyalist değildi, özel mülkiyeti ve ticari girişimi tercih etti.


Sehon'a yanıt olarak, Mises'in iki tür sosyalizm arasındaki hayati ayrımından bahsettim. Bunlardan birinde devlet, üretim araçlarının sahibidir. Diğerinde, özel mülkiyet hala var ama devlet, sahiplerine ne yapacaklarını söylüyor. Bu bir merkezi planlama biçimidir ve hala sosyalizm olarak kabul edilir ve Nazilerin uygulamaya koyduğu da buydu.


Sehon, bunun Nazi ekonomisinin doğru bir açıklaması olmadığını söylüyor ve Christoph Buchheim ve Jonas Scherner'in Üçüncü Reich'ta özel sektörün önemli ölçüde özerkliğe sahip olduğu iddiasını desteklemek için bir makalesinden alıntı yapıyor. Bay Paul McElroy sayesinde artık makaleye erişebiliyorum.


Bu makaleyi tartışmadan önce, Mises'in hayati kavrayışlarından bir başkasından bahsetmem gerekiyor. Okuyucuların hatırlayacağı gibi, Mises ünlü sosyalist hesaplama argümanında tamamen sosyalist bir ekonominin kaosa sürükleneceğini kanıtladı. Bu doğruysa, Sovyet Rusya gibi görünüşte sosyalist ekonomiler nasıl var olabilir? Cevap olarak Mises, bu ekonomilerin tam olarak sosyalist olmadığını söyledi. Sınırlı da olsa özel teşebbüse izin verdiler. Mises'in görüşü, Rus sosyalizmi için olduğu kadar Alman sosyalizmi için de geçerlidir.


Bu nedenle, Buchheim ve Scherner'in argümanı, kabul etsek bile, Mises'in Nazi ekonomisinin bir sosyalizm biçimi olduğu iddiasını çürütmez. Nazilerin iş üzerindeki kontrolü tam değildi, ancak Sovyet ekonomisi de tamamen sosyalist değildi.


Ama Buchheim ve Scherner'in argümanını kabul etmeli miyiz? Hayır, yapmamalıyız. Bu, Nazi ekonomisinin Mises'inki gibi bir analizini kabul eden bir dizi ekonomi tarihçisine bir yanıttır. Özellikle bu yazarlar, ünlü MIT ekonomisti Peter Temin'in “1930'larda Sovyet ve Nazi Ekonomik Planlaması” başlıklı makalesini aşağıya kaydırarak burada eleştiriyor.


Bana göre, Temin daha iyi argümana sahip. Buchheim ve Scherner şunları kabul eder:

Nazi rejiminin, amaçlarına ulaşmak için yararlı olduğu düşünülürse, güç ve terör uygulamak konusunda hiçbir çekincesi yoktu. Ve ekonomi politikasında, yeniden silahlanmayı ve otarşiyi mümkün olduğunca ilerletmek için piyasalara sayısız düzenleme ve müdahaleden kaçınmadı. Böylece rejim, 1934'te Schacht'ın sözde “Yeni Planı”nı ilan ederek, devlet önceliklerini uygulamak için döviz ve hammadde tahsisi üzerindeki etkisini çok güçlendirdi. Ücret belirleme kamu görevlilerinin görevi haline geldi, sermaye piyasası devlet talebine ayrıldı, 1936'da genel bir fiyat durdurma kararı alındı. Ayrıca devlet talebi emsalsiz bir şekilde genişledi. 1932 ile 1938 arasında yıllık ortalama yüzde 26 oranında arttı; GSMH içindeki payı bu yıllarda yüzde 13,6'dan yüzde 30,5'e fırladı. Sonuç olarak, ihracat kadar özel tüketim de büyük ölçüde dışlandı.

Ancak, tüm hikayenin bu olmadığını söylüyorlar:

1. Girdilerin yaygın olarak paylaştırılmasına rağmen, firmalar normalde kendi üretim planlarını takip etmek için hala geniş bir alana sahipti. 2. Sanayide yatırım kararları devlet düzenlemelerinden etkileniyordu, ancak inisiyatif genellikle işletmelerde kaldı. Yatırımın düzeyi veya bileşimine ilişkin merkezi bir planlama yoktu. 3. Devlet, savaşla ilgili kendi yatırım projelerinde bile, sanayinin koşulsuz desteğini sağlamak için normalde güç kullanmadı. Aksine, sözleşme özgürlüğüne saygı duyuldu. Ancak devlet, onlara aralarından seçim yapabilecekleri bir dizi sözleşme seçeneği sunarak firmaları planlarına göre çalışmaya ikna etmeye çalıştı.

Onların uyarılarının, Mises'in sosyalist bir ekonominin özel girişime yer açması gerektiğine ilişkin noktasının ışığında okunduğunda, Mises'in Nazi ekonomisine ilişkin açıklamasını olduğu gibi bıraktığını düşünüyorum. Bu bağlamda Temin'in bahsettiği bir olay şöyle anlatmaktadır:

Terör, 1939'da, etkisinin muhtemel zirvesindeyken, IG Farben için hâlâ güçlü bir gerçekti. Firmanın üç bölümünden birinin (Sparten) başkanının, ziyaret eden bir grup parti yetkilisine Hitler ve Göring'in 'böyle bir şeyi yargılayabilecek kadar uzman olmadıklarını' söylediği iddia edildi. Gestapo, yargılanma ve olası hapis cezasıyla tehdit etti…. Gestapo ofisinde uzun bir sorguya tabi tutuldu ve yerel Nazi Kreisleiter'den kendisini arayıp özür dilemek için izin istemek zorunda kaldı. Nazi Gauleiter onu azarladı ve onu daha ciddi sonuçlardan tekrar koruyamayacağını söyledi.

Sehon ayrıca, Nazilerin sosyalist olmadıklarını, Komünist ve Sosyal Demokrat Partileri bastırdıklarını ve birçok üyesini toplama kamplarına gönderdiklerini bir argüman olarak alıyor. Stalin'in Menşeviklere ve muhalif Bolşeviklere ne yaptığına bakmasını öneriyorum. Sosyalistler genellikle kendilerininkini öldürür, Sehon'un bunu hatırlaması iyi olur.


Yazar - David Gordon

Çevirmen - Zorbey Uyanık

Bu yazı mises.org sitesinin ''Yes, the Nazis Were Socialists'' adlı yazının çevirisidir.


680 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör