Erdoğan'ın Politikası Başarılı Olacak mı?


Merkez bankalarının görevleri arasında kur dengesini sağlamak yoktur, ancak fiyat genel seviyesi kontrol edilmelidir. Peki dövizdeki artış neden merkez bankasını dolaylı olarak ilgilendiriyor? Çünkü Türkiye ithalata bağımlı ve ara malların çoğu ülke sınırları içerisinde değil diğer ülkelerden gelmektedir. Böylece dövizdeki artış üretimde kullanılan ithal malların değerini yükseltmektedir. Yükselen maliyetlerle birlikte üreticilerin de fiyatlarında artış yapması gayet olağan bir durum. Tabii ki tüm maliyetler döviz bazlı olmadığı için dövizdeki artışla enflasyondaki artışı bir tutamıyoruz.


Türkiye’nin uygulamak isteği politika düşük faizle birlikte şirketlerin yatırımı ve ihracatı arttırması, böylece cari açığın kapanması. Cari fazla vermeye başladıktan sonra ülkeye giren net dövizle birlikte kur baskısının azalması hedefleniyor. Son zamanlarda uygulanan unorthodox (genel kabul görmüş ekonomi politikalarının dışında kalan) ekonomi politikaları ile birlikte gerçekleşen güçlü kur artışına karşılık elimizde yeni bir politika var. O da dövize endeksli mevduat.


Aslında biz buna finansal piyasalarda opsiyon diyebiliriz. Peki opsiyon nedir? Opsiyon, herhangi bir varlığı belirli bir vadede ve belirli fiyattan satma hakkı veren sözleşmeler, finansal araçlardır. Genellikle opsiyon kur ve diğer risklerden korunmak için kullanılmaktadır. Türkiye merkez bankası, opsiyona benzer bir şekilde mevduat sahibi olan insanlara kur artışından korunma fırsatı verecek yeni bir araç çıkardı. Ancak burada işin ilginç olanı mevduat sahibi insanlar kur riskinden korunmak için alınan opsiyona belirli bir fiyat ödemeyecek.


Normal koşullarda siz belirli bir riskten kendinizi sigortalamak isterseniz, elbette bunun bir bedeli olacaktır. Ancak bu yeni yöntemle birlikte kur ve faiz arasındaki fark merkez bankası tarafından karşılanacaktır.


Peki merkez bankası bu parayı nasıl bulacak ?


Biliyoruz ki merkez bankaları yoktan para yaratma yeteneğine sahipler. Para arzını arttıran merkez bankası mevduat sahiplerine kendi yarattığı paraları verecek. Ancak bunun bir maliyeti var: Enflasyon. Para arzının artması fiyat genel seviyesinin yükselmesini sağlar. Kısa dönemli (keynesyen) ekonomi politikalarında GDP’nin anlık olarak düşmesinin engellenmesi hedeflenmesine rağmen fiyat genel seviyesini arttıracağı kabul edilmektedir.


Bu yüzden faiz uzun süre düşük tutulmaz, resesyondan çıktıktan ve business cycle (iş döngüsünün) tepesine gelindiğinde faiz arttırımı ile talebi azaltmak ve böylece artan enflasyon kontrol altına alınmak istenir. Bu faiz arttırımı yatırımları baltalasa da, kriz anında hiçbir politika uygulanmazsa gelecek olan zarardan daha az zarar vereceği umuduyla uygulanır. Kısa vadeli olarak uygulanan bu politikalar özellikle devletin piyasadaki rolüne topyekün karşı çıkan bizler tarafından sertçe eleştirilmektedir.


Peki merkez bankası ekonomistleri para arzının artmasının enflasyon yaratacağını bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar. Ancak burada yapılmak istenen hangi politika uygulanırsa daha az kur ve enflasyon riskiyle karşı karşıya kalacağımız durumu. Türkiyede son zamanlarda enflasyonun kur geçişkenliği artmış ve dövizdeki artışın enflasyona etkisi artmıştı. Faiz arttırımı demek geçici olarak dövizde artışı ve enflasyonu kontrol altına alsa bile ekonomideki temel problemler çözülmeden faizi indirmek yeniden aynı sonuçları verecekti. Türkiye bir sarmalın içine girmiş, faiz arttırımı bittiğinde yeniden aynı durumlar meydana gelmekteydi. Faizlerin düşmesi ve dövizdeki artışla birlikte hem şirketler ucuz kredi ile yatırım yapacak hem de dolar bazında ucuzlayan ürünler ile birlikte ihracatımız artacaktı.


Dövizdeki ve enflasyondaki artışın piyasa dengelerini bozacak seviyeye gelmesi sonucu faiz arttırımı yerine artık elimizde yeni bir politika mevcut. Burada bir trade-off, tercih söz konusu. Eğer dövize endeksli mevduat gibi bir araç çıkmamış olsaydı, dövizdeki artışla birlikte piyasa koşullarının kötüleşmesi ve buna bağlı olarak enflasyonun artmasının vereceği zararın, yeni politika uygulandıktan sonra, arttırılan para arzının yaratacağı enflasyondan daha fazla olması bekleniyordu. Hatta belki de yeni politika ile birlikte oluşan enflasyon bir önceki duruma göre daha az olacak. Böylece yeni uygulanan politikada enflasyon artsa bile kurdaki yukarı baskı azalacak, şirketler hala ucuz kredi ile yatırımlarına devam edebilecekler.


Bu politikanın başarılı şekilde uygulanması için dövizdeki artışın azalması şarttır. Eğer dövizdeki artış devam ederse hem bu artışın yaratacağı enflasyon hem de merkez bankasının para arzını arttırması sonucu oluşan enflasyon birleşecek ve bu politika Erdoğan'ın elinde patlayacak, zararı olacaktır.


Türkiye zaten son birkaç aydır cari fazla vermektedir. Peki döviz hala neden artıyordu? Bunun nedeni satıcı yani arz olmamasıydı. Yüksek enflasyon yüzünden kimse döviz satmak istemiyor, böylece talep olmasa bile kur artışı gerçekleşiyordu. Ancak dövize endeksli mevduat ile parasını korumak isteyen insanların döviz almasına gerek kalmayacak. Kur artışı ne kadar olursa olsun bu zarar karşılanacak, eğer kur düşerse hiçbir kayıpları olmayacak. Bu da mevduat sahipleri için bir win-win durumu.


Fakat bu süreç ne amaçla yürütülmüş olursa olsun, yaratacağı sorunlar bize uzun vadeli bir yük olarak geri dönecektir. Siyasi emellerin istenilen sonuca ulaştırılması için ekonomik gidişat üzerinden nasıl bir oynama yapıldığına bütün dünya şahit olmaktadır.


Yazar - Pax Romana


Not: Bu yazı Mises Enstitüsünün görüşlerini ifade etmeyebilir.

Image Source: CoinDesk

257 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör