Enflasyon, Savaş ve Petrol: Bugünün Krizleri 1970'leri Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?

19/05/2022 - Gunther Schnabl

Tüketici fiyat enflasyonu Nisan 2022'de ABD'de yüzde 8,3'e, Euro Bölgesi'nde ise yüzde 7,5'e yükseldi. Bu, bundan kimin sorumlu olduğu sorusunu gündeme getiriyor. ABD'de Başkan Joe Biden, Mart ayında enflasyonun yüzde 70'inin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e atfedilebileceğini savundu. Avrupa Merkez Bankası, yüksek enflasyonun pandemi ve Ukrayna savaşı bağlamında görülmesi gerektiğini öne sürdü. ECB başkanı Christine Lagarde, hızla yükselen enerji fiyatlarının ECB'nin para politikasıyla ilgisi olmadığını düşünüyor. Fakat enflasyon sadece savaş ve pandemiden mi kaynaklanmakta?


Milton Friedman'a göre enflasyon "her zaman ve her yerde parasal bir olgudur" ve bu nedenle merkez bankalarının sorumluluğundadır. Tüm sanayileşmiş ülkelerde para arzının uzun süredir üretimden çok daha hızlı büyüdüğü göz önüne alındığında, ortaya çıkan bu büyük parasal çıkıntı, artan enflasyonun kökeninde olmalıdır. Milenyumun başlangıcından bu yana hisse senedi ve gayrimenkul fiyatları hızla artarken, tüketici fiyat enflasyonu ancak 2021'in ortalarında toparlanmaya başladı ve enerji fiyatlarının da etkisiyle yükseldi. Artan enerji fiyatlarının, pandemi sırasında daha da güçlü bir şekilde artan küresel parasal çıkıntı ile bağlantılı olmasının beş nedeni var.


Birincisi, dolara ve avroya olan güvenin aşınması nedeniyle gerçek varlıklara bir kaçış başladı. Maddi varlıklar sadece gayrimenkul ve hisse senetlerini değil, aynı zamanda petrol ve gaz da dahil olmak üzere emtia madenlerindeki ve hammaddelerdeki hisseleri de içermektedir. İkincisi, büyük merkez bankalarının aşırı gevşek para politikası – genişletici maliye politikalarıyla birlikte – toplam talebi ve dolayısıyla enerji ve hammadde talebini de körüklemiştir. Şirketler -üçüncüsü- fiyat artışlarının kalıcı olacağını varsaydıklarında, hammadde stoklarlar ve bu da talebi ve fiyatları daha da artırır.


Dördüncüsü, enerji ve emtia ihraç eden ülkeler, ABD ve Euro Bölgesi'ndeki enflasyon tarafından devalüe edilen büyük dolar ve euro rezervlerine sahiptir. Genellikle oligopoller oldukları için enerji ve emtia ihraç eden ülkeler fiyatları yükselterek bu değer kaybına karşı korunabilirler. Son zamanlarda, bazı Arap ülkeleri dünya piyasa fiyatlarını düşürmek için petrol ve doğal gaz üretimini genişletmeyi reddetti. Beşincisi, enerji ve emtialar ağırlıklı olarak dolar cinsinden işlem görmektedir. ECB'nin devam eden gevşek para politikası nedeniyle euro değer kaybederse, Euro Bölgesi'nde hammadde ve enerji fiyatları yükselir.


Bu, petrol zengini Ortadoğu'da yüksek ve kalıcı enflasyona savaşın eşlik ettiği 1970'lerle ne ölçüde paralellikler olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Küresel enflasyonist baskılar, bugün olduğu gibi 1971'deki ilk petrol krizinden önce de ortaya çıktı. 1960'ların ikinci yarısından itibaren ABD, Vietnam Savaşı'nı ve artan sosyal harcamaları kısmen matbaa yoluyla finanse etmişti. Enflasyon, para birimi dolara sabitlenen birçok ülkeye ihraç edildi. O zaman da şimdi olduğu gibi enerji ve emtia ihracatçısı ülkeler, dolar rezervlerinin değerindeki gerçek kayıpları fiyat artışları yoluyla telafi etmek için bir teşvike sahipti. Bu, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün kartel politikasının ve 1971'deki ilk petrol krizinin çıkış noktası olarak görülebilir.

Sürekli gevşek para politikalarının her zaman siyasi istikrarı bozan olumsuz büyüme ve dağılım etkileri vardır. Aşırı durumlarda, Arap Baharı'nın kanıtladığı gibi iç savaşlar yer almakta veya ülkeler arasında silahlı çatışmalar meydana gelmektedir. 1971'deki Yom Kippur Savaşı, diğerlerinin yanı sıra, Mısır cumhurbaşkanı Enver el-Sedat'ın iç siyasi gerilimlerden uzaklaşma arzusuyla tetiklendi. 2014'ten beri düşen petrol fiyatları Rusya'da büyümeyi baskılıyor. Putin'in savaşa girme konusundaki en büyük motivasyonlarından birinin Rusya'daki gücünü güvence altına almak olduğu göz ardı edilemez. Son olarak, 1970'lerde olduğu gibi artan uluslararası siyasi istikrarsızlık, yükselen petrol ve emtia fiyatları yoluyla küresel enflasyonist baskıyı daha da artırdı.


1970'lerde, enflasyon ancak 1979'dan başlayarak yeni ABD Federal Rezerv başkanı Paul Volcker'ın faiz oranlarını titizlikle yüzde 20'ye yükseltmesiyle sona erdi (Volcker şoku). Bunun sonucunda petrol fiyatları düşmeye başladı. Hem Fed hem de ECB hala benzer adımlar atmaktan çok uzak. Fed kararlı bir şekilde faiz artırımlarını açıkladı ancak faiz oranlarının enflasyon oranının üzerine çıkması için henüz çok yol var. Euro bölgesinde Başkan Lagarde, yüksek enflasyona rağmen tüm seçenekleri açık tuttu.


Fiyat istikrarının kararlı bir şekilde savunulması farklı gözüküyor. Bu enflasyonist baskının özellikle Euro bölgesinde daha uzun süre devam edeceği anlamına gelmektedir çünkü yüksek devlet borcu seviyesi enflasyon tarafından eritilebilir ve ağır borçlu olan Euro Bölgesi ülkelerinin finansal olarak istikrara kavuşmasına yardımcı olabilir. Bu süreç muhtemelen kalıcı ekonomik istikrarsızlıkla birlikte gelebileceğinden, Ukrayna krizi Avrupa'daki son siyasi kriz olmayabilir.


Yazar - Gunther Schnabl

Gunther Schnabl, Almanya Leipzig Üniversitesi'nde uluslararası ekonomi ve ekonomi politikası profesörüdür.


Çevirmen - Zorbey Uyanık


Bu yazı mises.org sitesinin ''Inflation, War, and Oil: How Today's Crises Are Rehashing the 1970s'' adlı yazısının çevirisidir.

54 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör