Dr. Thomas Szasz'ın Psikiyatrik Zorlamaya ve "Terapötik Devlete" Karşı Mücadelesi

22/03/2022 - Vincent de Van

Soğuk Savaş sırasında insanlar Sovyetler Birliği'nin muhalifleri devlet tımarhanelerine kilitlediğini görünce şok oldular çünkü sosyalizme karşı olmak “akıl hastalığının kanıtı”ydı. Sovyet psikiyatristleri Hipokrat yeminini ihlal ettikleri için kınandılar ve bu yeminin en önemli taahhütlerinden biri "Her şeyden önce, zarar verme" idi.


Amerika Birleşik Devletleri'ndeki psikiyatri, eski SSCB'de olanlar kadar ileri gitmemiş olsa da ABD'deki birçok psikiyatri kurumu yine de zarar vermekten kaçınmadı ve -genellikle hakaret edilip yerilen- cesur bir psikiyatrist, “işkence” ve “zorla alıkoyma” dediği şeye karşı konuşmaktan korkmadı.


Dr. Thomas Szasz, hem liberteryen hem de profesyonel çevrelerde, "terapötik devlet" olarak adlandırdığı duruma ve zihinsel bozukluğu olan kişilerin tedavisinde zorlama kullanımına karşı çıkmasıyla tanınıyordu. Mesajı birçok takipçisi arasında popülerdi ama aynı zamanda meslektaşlarının nefretini de kazandı.


Szasz Neye Karşı Savaşıyordu?

2015 yılında Lancet Psychiatry'de yayınlanan bir makale şu paragrafla başlıyordu:


Tımarhaneler ortadan mı kayboldular, yoksa sadece şekil mi değiştirdiler? Son 50 yılda, bu kötü şöhretli kurumlar ABD ve Avrupa'da büyük ölçüde kapatıldı. Ancak modern toplum, ilerlemenin bu bariz işaretinden fazlasıyla hoşnut olmadan önce, tımarhanenin, savunmasız bireyleri benzer şekilde zorla alıkoyup kısıtlayan ve zarar veren bir ortamla -hapishaneyle- değiştirilip değiştirilmediğini sormalıdır.

Psikoloji ve psikiyatri alanlarının dışındaki sıradan kişiler için bu bir sürpriz olabilir. “Akıl hastaneleri, savunmasız bireyleri bir hapishane kadar kısıtlayan ve onlara zarar veren bir ortam mı? İmkânsız! İnsanlara yardım etmek için tasarlanmış bir yer orası,” şeklindeki alaycı ifadeleri duyabilirsiniz.


Ancak, yardım talep etmedikçe hiç kimseye yardım edilemez ve daha da kötüsü, birine işkence ederek yardım edilmez. Akıl hastaneleri aslen on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında “sosyal reformcular” ve “ilerici” politikacılar tarafından yaratıldı. Bu yerler işkencenin tanımıydı: Birden fazla hasta tek bir odaya tıkılırdı, geceleri çığlıklar duyulurdu, yaygın tedavileri düzeneğe bağlayıp döndürme, kızgın demirle dağlama ve zararlı gazlara maruz bırakmaydı ki hastaların salıverilmek için iyileşmiş taklidi yapmaları gerekiyordu; birçoğu ayrıldıktan hemen sonra intihar ediyordu. Yirminci yüzyılın başlarında, hemen hemen her devlette, hükümetler tarafından yönetilen en az bir akıl hastanesi vardı.


Szasz bu kurumları, hükümetin toplumsal olarak iyi gördüğü şeylere uymayanları ortadan kaldırmak veya düzeltmek için psikoloji ve psikiyatrinin hükümet tarafından alt üst edilmesini ifade eden bir terim olan "terapötik devlet"in bir parçası olarak tanımladı. Örneğin, eşcinseller her zaman devlet baskısının hedefi olmuştur ve uzun süre terapötik devlet onları, düzeltilmesi gereken "akıl hastası" kişiler olarak kabul ederek rızaları dışında akıl hastanelerine yatırmıştır. Kocalarına meydan okuyan kadınlar ve hatta “asi” çocuklar da rızaları olmadan (birçoğunun öldüğü) akıl hastanelerine yerleştirilmiştir.


Terapötik devlet, birçok çalışma tarafından belirtildiği gibi bugün hâlâ dünya çapında yürürlükte ve insanlara, tahmin edilemeyecek boyutlarda zararlara neden oluyor. (Kastedilen çalışmalar: Cohen and Minas 2017; World Health Organization 2012, 2013; Human Rights Watch 2016; Irmansyah et al. 2009; Drew et al. 2011; Bass et al. 2012; Krishnakumar 2001; Carey 2015; Minas 2009; Minas and Diatri 2008).


Ancak "akıl hastası" olarak kabul edilenlerin bakımının çoğu (yatış olmayacak şekilde) ayakta tedavi merkezlerine devredildi ve akıl hastaneleri son elli yıldır neredeyse yok olma noktasına doğru toplu hâlde kapanıyor. Bunlar, 2012'de vefat etmesine rağmen mirası devam eden Dr. Thomas Szasz liderliğindeki, işkence karşıtı sonu gelmez bir mücadelenin sonuçlarıdır.


Szasz’ın Önerdiği Alternatif Bakış

İnsan Hakları Yurttaşlar Komisyonu'nun ve Amerika'da Akıl Hastanesine Rıza Dışı Yatırılmanın Kaldırılması Derneği'nin kurucu ortağı, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin seçkin yaşam boyu üyesi ve Amerikan Psikanaliz Derneği'nin yaşam boyu üyesi Dr. Szasz, kariyeri boyunca, Dezavantajlılara Fayda Sağlayan En Büyük Kamu Hizmeti Ödülü (1974), Martin Buber Ödülü (1974), Hümanist Onur Ödülü (1995), The Great Lakes Klinik Tıp Derneği Hasta Hakları Savunucusu Ödülü (1995) ve Amerikan Psikoloji Derneği Rollo May Ödülü (1998) gibi birçok ödül kazandı.


Szasz, insan davranışını özgürlük, tercih ve sorumluluk açısından analiz etmeye çalıştı. Hipokrat yemini, psikiyatri kurumlarının insanları “akıl hastası" ilan ederek ihlal ettiği hasta haklarının beyanıdır.


Szasz'a göre akıl hastalığı, terapötik devletin kabul edilebilir davranış listesine uymayanların sosyal olarak uzaklaştırılmasını meşru kılmak için icat edilmiş damgalayıcı bir terimdir. Bu koşulları hastalıklardan ziyade insan davranışları olarak tanımlar.


On dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar, hastalıklar, tipik tezahürü vücut yapısındaki bir değişiklik olan bir bedensel bozukluk anlamına geliyordu: yani, şekilsiz bir ekstremite, ülserli deri, kırık veya yara gibi görünür bir deformite, veya lezyon. Bu orijinal anlamıyla hastalık, değişen vücut yapısıyla tanımlandığından, doktorlar, bir kişinin vücudundaki anormal bir değişikliği tespit edip edememelerine göre hastalıkları hastalık olmayanlardan ayırdılar.¹

Hastalık bir bozukluktur, normalden sapmadır. Normal vücut yapıları vardır ama “normal” insan davranışı nedir? Akıl hastalığı teriminin kendisi zaten sosyal bir damgayı taşır. Beden sağlığını tehdit eden hastalıklar keşfedilmiştir; ruh sağlığındakiler ise icat edilmiştir.


Modern psikiyatrinin –ve yeni psikiyatrik hastalıkların tanımlanmasının– bu tür hastalıkları yerleşik patoloji yöntemleri aracılığıyla tanımlamayla değil, hastalığı neyin oluşturduğuna dair yeni bir ölçüt yaratarak başladığını açıkça anlamak önemlidir: vücut yapısındaki saptanabilir değişiklik ölçütüne artık vücut işlevindeki yeni değişiklik ölçütü eklendi; ve birincisi hastanın vücuduna bakılarak saptandığı gibi ikincisi de davranışına bakılarak saptanır.²

Terapötik devletin aktörleri, insanların davranışlarını gözlemlediler ve eğer söz konusu davranış, toplumda istedikleri, ayak uydurulması zorunlu ve tektipleştirici keyfi standart kalıbına uymuyorsa, “akıl hastalığı” olarak kabul edildi.


İnsan eylemi amaçlı, amaca yönelik davranıştır. Harekete geçirilmiş arzudur. Bir kişi çok fazla yemek yiyorsa, amaçlarına ulaşmak için iradesini kullanıyordur. Gelecekteki bir rol için “kilo alan” bir aktör akıl hastası olarak kabul edilmez, ancak kilosunu artırmak isteyen biri akıl hastası addedilebilir. Her iki durumda da kişi, mevcut bedeninden memnun değildir ve onu değiştirmeye çalışır, ancak yalnızca ikinci durumda psikiyatristler beden algı bozukluğu, cinsiyet hoşnutsuzluğu vb. isnatla akıl hastası olduklarını iddia eder. Psikiyatristler tarafından kullanılan ölçütler, gevşek bir şekilde tanımlanır ve yalnızca terapötik devletin toplumda istediği davranışı temel alır.


İnsanların dertleri vardır. Bazı davranışlar kendi kendine zarar verebilir. Ama sonuçta yardım istemek kişiye kalmış. Bu, hiçbir şekilde acı çekenlerin görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmez. Ancak bu aynı zamanda, acı çekenlerin zorla alıkonulması ve rızası dışında ilaç verilerek kimyasal bir mutluluğa kavuşturulması veya elektrokonvülsif tedaviye götürülmesi gerektiği anlamına da gelmez. Szasz'ın analizindeki temel argüman, zorlamanın insanın ıstırabını şiddetlendirdiği, gönüllü tedavinin ise hafiflettiğidir.


Szasz Neden Haklı?

Psikoloji okuyan biri olarak, terapilerin ve tedavilerin yalnızca kişilerin bunları talep ettiğinde işe yaradığını buldum. Örneğin, bilişsel davranışçı terapinin (BDT) ilk seansı, yardım arayan kişinin terapistle rahat çalışmasını sağlamak için tasarlanmıştır: bu ikisi hedefi birlikte belirler, zarara neden olan temel inanışlar hakkında konuşmaya başlar ve kişinin kendisini rahatsız eden şey hakkında konuşurken kendini güvende hissettiği bir ortam oluşturmaya başlanır.


Kişinin rızası ve terapistle işbirliği yapmak için gönüllü kararı olmadan, BDT basitçe çalışmaz. Kişiyi devam etmeye zorlamak yalnızca düşmanlığa ve hatta muhtemelen travmaya yol açarak psikologlara, terapistlere ve benzer profesyonellere içselleştirilmiş bir fobiye ve kişinin kendisini herhangi bir yardıma kapatmasına yol açar. Kişinin davranışı içten gelen irade gücüyle, yalnızca tercihle gerçekten değiştirilebilir.


Bilişsel davranışçı terapinin ampirik olarak kanıtlanmış ve etik olan metodolojisini, birçok psikiyatri kurumunun bugüne kadar kullanmaya devam ettiği işkenceci ve sadist yöntemlerle karşılaştırın. Gönüllü olarak dostane ve ahlâkî bir BDT tedavi planı yapmak yerine, insanlar kendi istekleri dışında kaçırılıyor, elektrokonvülsif tedaviye götürülüyor, uyuşturuluyor ve ardından hayatlarının geri kalanı için bir akıl hastanesine hapsediliyor.


Szasz, (doğru bir şekilde kompulsif tedaviden daha etkili olduğuna inandığı) psikoterapinin ve ayrıca insanların serbestçe madde satın alma hakkının destekçisiydi. Ancak alternatif tedavi yöntemlerini de göz ardı etmedi. Örneğin hasta bir "çığlık" seansı yapmak istiyorsa ve bu onlara yardımcı oluyorsa, bırakın çığlık atsın! Gönüllü olarak yapılıyorsa ve hastaya yardım ediyorsa neden müdahale edesin ki? Birinin depresyonu, antidepresan bağımlısı olmak yerine gönüllü olarak spor salonuna giderek ve soğuk duş alarak tedavi edildiyse, bunda yanlış bir şey yoktur. Szasz, hastanın veya başkalarının özgürlüklerini ihlal etmediği sürece insanların çektiği acıyı hafifletmeye yardımcı olan herhangi bir yöntemin memnuniyetle karşılanacağını düşündü.


Sonuç

Szasz'ın zamanının psikiyatrik yöntemine karşı argümanı üç yönlüdür: (1) zorlama, insan acısını ağırlaştırırken, gönüllü tedavi onu hafifletir; (2) ilaçlar insanlara yardım etmenin tek yolu değildir—insanların acılarını azaltmaya yardımcı olan herhangi bir gönüllü yöntem memnuniyetle karşılanır; ve (3) akıl hastalığı diye bir şey yoktur ama yine de gönüllü olarak yardım isteyenlere yardım etmeliyiz.


Dipnotlar:

1. Thomas S. Szasz, The Myth of Mental Illness: Foundations of a Theory of Personal Conduct (New York: Harper Perennial, 2011), "The Invention of Mental Illness" başlıklı bölümde.

2. Aynı eserin aynı bölümünde.



Yazar: Vincent de Van


Çevirmen: Utku Aslanoğlu


Editör: Fırat Kaan Aşkın


Bu yazı mises.org sitesinin "Dr. Thomas Szasz’s Campaign against Psychiatric Coercion and the "Therapeutic State" adlı yazısından tercüme edilmiştir.

181 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör