Cumhuriyet ve Demokrasinin Farkı Nedir

Cumhuriyeti ve demokrasiyi açıklarken aynı tanımları yapıyorsanız, bir yerde hatanız var demektir. Her ne kadar bu iki kavram eş anlamlı olarak kullanılsa da, aslında birbirleriyle zorunluluk teşkil eden bir bağlantıları yoktur ve tamamen farklı kavramlardır. İncelendiğinde, cumhuriyetin olmadığı bir devlet gayet demokratik olabiliyorken, cumhuriyetin olduğu bir devlet anti-demokratik olabilir. Cumhuriyet ve demokrasi arasındaki farkı göstermek için ilk olarak cumhuriyeti, cumhuriyeti tanımlamak için monarşiyi ve en son demokrasinin ne demek olduğunu anlatacağım.


Cumhuriyet: Öncelikle cumhuriyet bir devlet şeklidir ve monarşinin tersi olarak tanımlanır. Leon Duguit’ye göre, ‘’eğer devlet başkanı, bu göreve veraset dışındaki bir usulle geliyorsa, o devlet cumhuriyettir. ’’. Bu demek oluyor ki, devlet başkanı ırsi olarak başa geliyorsa monarşi, başka herhangi bir yolla başa geliyorsa o yönetim cumhuriyettir. Burada devlet başkanının seçim veya zor kullanarak başa geçmesinin bir önemi yoktur. Yani devlet başkanı seçimle veya darbeyle başa gelebilir ve bu her iki durum da cumhuriyettir. Çünkü devlet başkanlığının ırsi olarak göreve gelmediği her yönetim cumhuriyettir.


Cumhuriyet örneklerine baktığımız zaman, su götürmez bir demokrasisi olan Amerika cumhuriyettir. Çünkü başkanlık sistemi gereğince, başkan halk tarafından oyla seçilir. Aynı şekilde parlamenter rejim Türkiye’si ve şu anki Türk tipi başkanlık sistemiyle Türkiye bir cumhuriyettir. Zira o dönemki parlamenter rejimde cumhurbaşkanı yasama içinden seçimle başa geliyorken, şu an devlet başkanı halkoyuyla seçiliyor. Fakat cumhuriyetin olması, Türkiye’nin sallantıda bir demokrasi olduğunu değiştirmiyor. Keza bir cumhuriyet anti-demokratik de olabilir. SSCB, Saddam dönemi Irak ve Kaddafi dönemi Libya anti-demokratik cumhuriyet örnekleridir.


Monarşi: Yukarıda da tanımladığımız gibi eğer devlet başkanı irsî olarak intikal ediyorsa o devlet monarşidir. Monarşi de kendi içinde 2’ye ayrılır: mutlak monarşi ve meşruti (anayasal) monarşi.


  • Mutlak monarşide devlet başkanının kan bağıyla başa geldiği (kral, padişah, prens…) yasama, yürütme ve hatta yargı erkini kendisinde topladığı kuvvetler birliği sistemidir. Mutlak monarşilerde kral, seçimlere tabi olmadığından, politikacıların aksine devleti ayrıcalıklı bir özel mülkiyetinde tutar. Devleti ayrıcalıklı bir özel mülkiyette tutmasından hareketle, devletin getirdiği yasama, yürütme ve yargıyı tek başına üstlenmesi gayet doğaldır. Fakat her ne kadar kuvvetler birliği var olsa da, kralın her zaman diğer erklere müdahale ettiği söylenemez. Yani kral, görünüşte kuvvetler birliğine sahipken, uygulamada yargıya müdahale etmediği görülebilir. Kral seçimlere tabi olmadığı ve demokrasinin diğer şartlarını (demokrasi başlığında diğer şartlar sayılmıştır) taşımadığından, mutlak monarşiler demokratik değildir. Vatikan, Birleşik Arap Emirlikleri ve meşrutiyet öncesi Osmanlı (1299-1876) mutlak monarşi örnekleridir.

  • Meşruti (anayasal) monarşide ise, hükümdarın yetkileri anayasayla sınırlıdır ve hükümdarın yanında halk tarafından seçilen bir parlamento bulunur. Hem hükümdar hem de parlamento yetkilerini anayasadan alır. Günümüzde demokrasilerinden şüphe edilmeyecek olan İngiltere, Hollanda, İsveç, Danimarka, Norveç meşruti monarşiyle yönetilmektedir ve kraliyet ailelerinin sembolik yetkileri vardır. Diğer bir ifadeyle krallar etkin birer siyasal makam değildirler. Bu makamlar cumhuriyet rejiminin cumhurbaşkanına denk gelir. Cumhuriyetten farkı ise devlet başkanları seçimle değil, soy bağıyla iktidarda kalırlar.


Demokrasi: Demokrasi, çoğu zaman seçimlerle özdeşleştirilir. Fakat yöneticilerin oyla seçilmesi demokrasinin tek kriteri değildir. Demokrasinin farklı kriterleri olmasına rağmen Kemal Gözler’e göre demokrasinin 6 tane şartı vardır: etkin siyasal makamların seçimle iş başına gelmesi, düzenli aralıklarla tekrarlanan seçimler, serbest ve adil seçim, birden çok siyasal partinin varlığı, muhalefetin iktidar olma şansı ve temel hakların tanınmış ve güvence altına alınmış olması. Bu sebeple demokrasiyi seçimlerin yapılmasıyla eş değer görmek, demokrasiyi dar bir anlamda tanımlamaya yol açar.


Görüldüğü gibi demokrasilerde halkın birden fazla partiyi seçme hakkı vardır. ‘’İktidar her siyasal sistemde vardır; ama muhalefetin yasal olarak tanındığı ve güvence altına alındığı tek sistem demokrasidir.’’. Böylelikle iktidar ve halk arasındaki dengeler değiştiğinde, barışçıl bir yolla, yönetim alternatifleriyle değiştirilebilir. Bu nedenle demokrasi çatışmacı değil uzlaşmacıdır. Mises’a göre de demokrasinin asıl mahiyeti yönetilenlerin bizzat yasa yapımına katılması değil, yönetimde bulunan kişilerin meşru yollardan sapmaları durumunda kan dökülmeden iktidarın barışçıl bir yolla değişmesidir.


Bu açıklamaların üzerine söyleyebiliriz ki cumhuriyet veya krallık demokrasiyle yönetilebilir. Cumhuriyetin yokluğu, demokrasinin yokluğu anlamına gelmez. Hatta meşruti monarşilerde devlet başkanının ırsi olarak iktidarda kalmasından hareketle, siyaset dışı bir pozisyonda bulunduğundan, ülkeyle ilgili daha uzun vadeli ve isabetli kararlar alabileceğini söyleyebiliriz. The Economist’in 2020 yılı demokrasi endeksine göre, en demokratik 5 ülke arasında olan Norveç, İsveç ve Yeni Zelanda meşruti monarşidir.


Sonuç


Toparlamak gerekirse, yukarıda da açıklandığı gibi cumhuriyet ve demokrasi farklı kavramlardır. Cumhuriyet, devlet başkanın (cumhurbaşkanı) seçimle göreve gelmesini ifade ederken; demokrasi, etkin siyasal makamların seçimle başa gelmesi ve birden çok partinin bulunması gibi kriterleri içerir. Meşruti monarşilerde ise yetkileri anayasayla sınırlanmış bir devlet başkanı (kral, kraliçe vb.) bulunur ve sembolik yetkileri vardır. Bu bakımdan cumhuriyet ve demokrasi arasında zorunlu bir ilişki yoktur.


Yazar - Can Kilercioglu

Görsel Kaynağı: www.rudaw.net


7.771 görüntüleme3 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ne Yapmalı