Avusturya Faiz Teorisi’nin Reformülasyonu

Faiz fenomeni, iktisadi düşünce tarihindeki en tartışmalı konulardan biridir. Bu konu hakkında sadece farklı düşünce ekollerinin arasında değil, aynı düşünce ekolünün üyeleri arasında bile radikal fikir ayrılığı bulunmaktadır. Bu durum özellikle Avusturya iktisat ekolü için geçerlidir.

Bu yazıda, alternatif faiz teorilerinin çürütülüşlerinin üzerinden geçip, Avusturya teorisinin tarihsel evrimini inceleyip, çağdaş ekonomistlerin ışığında bütünleşmiş bir bakış açısı sağlamaya çalışacağım.

Problem nedir?


Yüzyıllar boyunca sayısız ekonomistin kendilerine sorduğu soru şudur: Bir kapitalistin, tüketim mallarının üretimi için gerekli girdileri (sermaye malları) ödemesi ve bu malların satışından sonra sürekli olarak net bir gelir elde etmesi nasıl mümkün olabilir? Başka bir deyişle, girdiler ve çıktılar arasındaki bu fiyat farkının kaynağı nedir? Bu fazlalığı ne yaratır?

  • François Quesnay, sadece tarımın bu fazlalığı yaratabileceğine inanıyordu.

  • Karl Marx, emek tüm değerlerin nihai kaynağı olduğu için, yalnızca emek sömürüsünün net bir geliri meydana getirebileceğini inanıyordu.

  • Frank Knight, sermayenin (toprağın, makinelerin, insan sermayesinin) üretkenliğinin bir sonucu olarak faizi temsil eden bir fazlalık verdiğine inanıyordu.

  • Joseph Schumpeter, uzun vadede genel dengede artı değerin olmayacağına ve kapitalistin gelirinin girdilerin toplam fiyatına tam olarak eşit olacağına inanıyordu.


Carl Menger

Carl Menger (1840-1921)


Carl Menger, ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz pür zaman tercihi teorisinin (PTPT) öncülerinden biri olarak görülebilir. Kısacası, faizin var olmasının nedeni , insanların malları değerlendirmesinin, bu malların tüketim için ne zaman mevcut olduğuna bağlı olmasıdır.


Menger, yüksek sıradaki mallar ile düşük sıradaki mallar arasında bir ayrım yapar. Daha yüksek sıradaki mallar, daha düşük sıradaki mallarının elde edilmesi için gerekli olan üretim araçlarıdır. Bir ürün ne kadar yüksek sıradaysa, tüketimden o kadar uzaktır. Bir mal ne kadar yüksek sıradaysa (aynı üretim sürecinde), nihai ürünü o maldan elde etmek için beklemek o kadar uzun sürer.


Menger, gelecekteki ve şimdiki memnuniyetlerin aralarındaki farkları ve birbirleriyle olan ilişkileri fark edebildi:

Mevcut veya yakın gelecekteki bir zevkin (eğlencenin), insanlar için gelecekte daha uzak bir zamandaki eşit yoğunluktaki zevkten daha önemli göründüğünü, bütün tecrübe öğretir.[1]

Mevcut zevk gelecekteki zevke tercih edildiğinden, farklı zamanlardaki tatminler arasında mutlaka bir değer farkı vardır. Menger, zamanın değerlendirilmesine bağlı olan iki alan: bir üretim sürecinin son ürününü bekleyen bir kapitalist ile kredi piyasası arasındaki benzerlikleri belirtir:

Daha düşük sıradaki malların üretimi için gerekli olan daha yüksek sıradaki mallara tasarrufu altında sahip olan bir kişi, bu gerçekten dolayı, daha düşük sıradaki malların kontrolüne hemen ve doğrudan sahip olmaz, fakat sadece, üretim sürecinin doğasına göre daha uzun veya daha kısa olan bir zaman dilimi geçtikten sonra sahip olur. Eğer o daha yüksek sıradaki mallarını daha düşük sıradaki uygun mallarla veya gelişmiş ticari ilişkiler altında aynı şey olan uygun bir para miktarıyla hemen mübadele etmek isterse, zaman içindeki gelecek bir noktada (örneğin, 6 ay sonra ) belli bir miktar para alacak olan fakat onun kontrolünü hemen elde etmek isteyen bir kişi ile açıkça benzer bir pozisyon içinde olur.[2]

Menger sadece aralarındaki benzerlikleri fark etmiyor, aynı zamanda, zaman ve yüksek sıradaki ürünlerin fiyat indirimi arasındaki doğru bağlantıları kuruyor:

Bundan dolayı, daha yüksek sıradaki malların tamamlayıcı miktarlarının bugünkü değerini belirlemek istediğimiz her durumda, sadece girişim faaliyetinin değeri toplama dahil edilirse, ürünün beklenen değeri onların hepsinin toplam değerini birlikte belirler.[3]

Menger’in “sermaye hizmetleri” ile neyi kast ettiği biraz muallaktır ve girişimcilik faaliyetini faizi belirleyen bir faktör olarak görmesi, sonraki ekonomistlerle çelişir. Menger’in analizi biraz ilkel olsa da, faizin ortaya çıkışında zamanın önemli bir faktör olduğunu vurgulamakta ilktir.


Eugen von Böhm-Bawerk

Eugen von Böhm-Bawerk (1851-1914)


Menger’in öğrencisi Böhm-Bawerk, sermaye ve ondan elde edilen fazla geliri tümüyle inceleyen ilk kişidir. “Sermaye ve faiz” adlı devasa çalışmasında, bir sonraki kitabı “Sermayenin Pozitif Teorisi”nde kendi teorisini öne sürmeden önce o zamana kadar önerilen çokça faiz teorisi inceler. Zamanının ekonomistleri (ve çağdaş ekonomistler) tarafından faizi açıklamanın en popüler yollarından biri, elde edilen ekstra geliri sermaye mallarının üretici güçlerine atfetmekti. Sermaye ekipmanı kullanarak daha fazla mal üretebilmemiz, faizin ortaya çıkabilmesi için yeterli bir sebep olduğu düşünülmüştür. Böhm-Bawerk’e göre, sermayenin üretkenliği elde edilen fazlalığı etkileyen faktörlerden biri olsa da, sadece verimliliğin faizi açıklayan yeterli bir faktör olduğu söylenemez. Bu açıklamaları “naif üretkenlik teorileri” adı altında kategorize eder.


‘Açıklamak’ kelimesiyle kastettiğim şey, artı değerin ortaya çıkması için sermayenin üretken güçlerinin tamamıyla yeterli olduğunu göstermeleri, diğer açıklanmamış koşullardan yalnızca bir tanesi olduğunu söylememeleri gerekir.[4]

Sermaye mallarının yardımıyla aynı fiziksel girdiyi kullanarak daha fazla fiziksel çıktı elde etmenin mümkün olması anlamında daha üretken olduğu inkar edilemezdir. Ne yazık ki bu, üretilen malların değeri ile kullanılan sermayenin değeri arasında neden bir değer farkı olduğunu açıklamaz.

Derhal sermayenin kendisine atfedilen fiziksel üretkenliğe sahip olduğunu, yani yardımı ile aslında onsuz olduğundan daha fazla mal üretilebileceğini kabul ediyorum. Aynı zamanda aradaki ilişki o kadar bağlayıcı olmasa da, sermaye yardımı ile üretilen daha fazla mal miktarı, yardımı olmadan üretilen daha az mal miktarından daha fazla değere sahip olduğunu da kabul ediyorum. Ancak, hiçbir durumda bu daha büyük miktarda malın, üretiminde tüketilen sermayeden daha değerli olması gerektiğini gösteren tek bir özellik yoktur ve açıklamak zorunda olduğumuz artı değer olgusu budur.[5]

Sermaye verimliliği, faiz oluşumunun nedeni olarak yeterli bir faktör olamaz, çünkü bu, sermaye mallarının fiyatının neden tüketim ürünlerinin fiyatına eşit olduğu noktaya kadar yükselmediğini açıklamaz.

Faizin nedeninin doğru bir şekilde açıklanması için zamanı, üretimde önemli bir unsur olarak görmemiz gerekir. Her üretim süreci zaman alır, bazıları günler sürer, bazıları aylar, bazıları yıllar. 3 gün içinde mevcut olan bir ürün, 3 yıl içinde mevcut olanla aynı değere sahip değildir. Böhm-Bawerk’e göre, mevcut mallar gelecekteki mallardan daha değerlidir ve bu yüzden aralarında değer farkı vardır. Sermaye malı sahibi olmak, gelecek tüketim malları için bir hak sahibi olmaya benzer. Gelecekteki mallar mevcut mallardan daha az değerli olduğundan, sermayenin değeri buna göre indirime uğramalıdır. Böhm-Bawerk, mevcut malların neden daha değerli olduğunu araştırır. 3 farklı nedensel faktör ortaya koyuyor:

  • İlk nedensel faktör, arz ve talep ilişkileri değiştikçe gelecekteki malların marjinal faydasının azalmasıdır. Gelecekte tüketim için daha fazla malın bize sunulacağı umuluyorsa, gelecekte elde edeceğimiz malların marjinal faydasının, mevcut malların marjinal faydasından daha düşük olması gerekmektedir. Bugün 100 elmaya sahipsem ancak bir yıl içinde 1000 elmaya sahip olmayı bekliyorsam, 101.elma ,marjinal fayda teorisine göre, 1001. elmadan daha değerli olacaktır. Bu faktör, gelecekteki koşulların mevcut durumumuzdan daha az cömert olması beklendiğinde veya söz konusu malın buz veya meyve gibi dayanıklı olmadığı düşünüldüğünde geçerli olmayabilir.[6]

  • İkinci neden, geleceğin psikolojik olarak küçümsenmesidir. Bu özellikle çocuklar arasında gözlemlenebilir çünkü tatmini geciktirmekte zorlanırlar. 5 dakika içinde mevcut olan bir şeker, bir saat içinde mevcut olacak bir şekerden psikolojik olarak daha çok arzu edilir. Anlık iştahla mücadele etmek için gerekli irade gücünden yoksundurlar. Benzer zevkler ve acılar sistematik olarak indirgenir ve bu da gelecekteki malların değer düşüklüğüne katkıda bulunur.

Kim var ki, herhangi bir zahmetli ama kaçınılmaz çağrıyı, ya da belirli bir süre içinde yapılması gereken işi, küçük bir sorunla yapılabileceği gün geçene kadar ertelemedi…[7]
  • Üçüncü ve belki de en tartışmalı neden “mevcut malların teknik üstünlüğü ” dür. Genel bir ampirik kural olarak, fiziksel olarak daha üretken olarak kullanılabilecek daha dolambaçlı üretim yöntemleri vardır. Dolambaçlılık, tüketime ulaşmadan önce kaynakların ara hedeflere adanmasını ifade eder. Bu nedenle, şu anda mevcut olan ürünler, daha fiziksel olarak üretken üretim süreçlerini takip etmemize izin verir. Malların miktarındaki bir artış, değerde bir artışa neden olur.

Bir köylünün içme suyuna ihtiyacı vardır, su pınarı evinden uzaktadır. Günlük arzularını yerine getirmek için kullanabileceği çeşitli yollar vardır. İlk olarak, her susadığında pınara gidebilir ve içi boş avucundan içebilir. Bu en doğrudan yoldur, memnuniyet hemen eforu takip eder. Ama bu zahmetli bir yoldur, çünkü köylümüz susadığı kadar sık kuyuya gitmek zorundadır. Ve bu yetersiz bir yoldur, çünkü başka amaçlarını karşılamak için gerekli olan büyük miktarlarda asla toplayamaz ve saklayamaz. İkincisi, bir odun kütüğü alabilir, bir tür kova şeklinde oyabilir ve günlük ihtiyacını su pınarından kulübesine taşıyabilir. Avantajı açıktır, ancak önemli bir uzunlukta dolambaçlı bir yol gerektirir. Adam belki de kovayı oymak için bir gün harcamalıdır; bunu yapmadan önce ormanda bir ağaç kesmiş olmalı; bunu yapmak için, yine, bir balta yapmış olmalı, vb.[8]

Böhm-Bawerk’in verdiği örnekte gösterildiği gibi, mevcut mallar sayesinde daha dolambaçlı üretim süreçlerini kullanabiliyoruz. Bu örnekte, ahşap bir kap ile su taşımak, daha yüksek verim sağlayan daha dolambaçlı bir yöntemdir.


Irving Fisher’ın Üçüncü Nedene Cevabı

Irving Fisher (1867-1947)


Irving fisher, Böhm-Bawerk’in üçüncü nedeninin ,mevcut malların teknik üstünlüğünün, aslında ikinci nedenle aynı olduğunu iddia ediyor.


Gerçek şu ki, herhangi birinin bugün yatırılan bir aylık emeğin ürününü gelecek yıl yatırılan bir aylık emeğin ürününe tercih etmesinin tek nedeni, bugünün yatırımının gelecek yılın yatırımından daha erken olgunlaşacağıdır. Bugün dört yıl içinde meyve verecek bir meyve ağacı dikilirse, bugün ekim için mevcut olan emek, gelecek yıl mevcut olan emek miktarına tercih edilir; çünkü ekim gelecek yıla kadar ertelenirse, meyve de bir yıl ertelenir…
…mevcut malların gelecekteki mallar üzerindeki teknik üstünlüğü herhangi bir üretken sürecin geç bitmesi yerine erken bitmesinin tercih edilmesinden kuvvetini alır. Mevcut malların üstünlüğünü gösteren hayali ‘üçüncü durum’ aslında ilk iki durumun kılık değiştirmiş halidir.”[9]

Bu eleştiriyi tam olarak anlamak için, içme suyuna ihtiyaç duyan bir köylü örneğine geri dönelim. Köylünün suyu toplayan ahşap bir kap yapmak için bir baltaya ihtiyacı vardır. Ahşap kapların üretimi için gerekli olan işçiliğin ve 10 litre su toplama işleminin 8 saat sürdüğünü varsayabiliriz. Balta saat 13:00’da mevcutsa, içme suyu saat 21:00’da mevcut olacaktır, ancak balta saat 14:00’da mevcutsa, içme suyu saat 22:00’da mevcut olacaktır. Fisher şunu savunur: saat 13:00’da mevcut olan bir baltanın saat 14:00’da mevcut olan bir baltadan daha değerli olmasının nedeni mevcut baltanın teknik olarak daha üstün olması değil, saat 21:00 de elde edebileceğimiz suyun saat 22:00 de elde edeceğimiz sudan daha değerli olmasıdır.


Böhm-Bawerk cevap verir:


Sadece şunu soruyorum: Fisher’ın örneğinde ve gerçek hayatta, daha erken sahip olunan bir aylık emek, daha erken sürede aynı verimi ya da aynı sürede daha yüksek verimi elde etme seçeneği sunduğu doğru mu değil mi? Eğer böyle bir seçeneğimiz varsa, o zaman hangi mantık Yasası adına, sadece ilk alternatife bakmalı ve sanki ikincisi yokmuş gibi gözlerimizi kapatmalıyız? Fisher, farklı yıllardaki kaynaklarımızı her zaman tam olarak aynı şekilde kullanmaya zorlayan bir yasa olsaydı haklı olurdu. [10]

Böhm-Bawerk, Fisher’ın statik görüşünü reddeder. Gerçek dünyada, her ne sebeple olursa olsun, saat 22:00 yerine saat 21:00’da acilen suya ihtiyacımız olabilir. Bu durumda, saat 13:00da mevcut olan ve 10 litre su sağlayacak olan bir baltanın, Saat 17:00’da mevcut olan ve daha düşük bir çıktı verecek olan bir baltadan teknik olarak daha üstün olduğu açıktır.


Frank Fetter ve PTPT’nin Doğuşu

Frank Fetter (1863-1949)


Rothbard’a göre Fetter, “ … faiz oranlarını yalnızca zaman tercihlerine göre açıklayan ilk ekonomistti.”[11]


Teori zaman içinde değişmiş olmasına rağmen, Avusturyalılar arasında en yaygın faiz teorisi olmaya devam etmektedir. Fetter, sermaye mallarının fiziksel üretkenliği ile ilgili herhangi bir açıklamayı reddetti ve zaman tercihinin, daha önce elde edilen bir memnuniyet ile daha sonra elde edilen bir memnuniyet arasındaki değer farkının faizin ortaya çıkmasının arkasındaki tek neden olduğunu savundu. Zaman tercihi ” … mevcut malların, gelecekteki malların üzerinde net bir prim elde etmesi için birbiriyle çekişen öznel ve nesnel değerlendirmelerin uzun bir listesinden değil, insan varlığının zamansal karakterinden kaynaklanır.”[12]


Fetter, değerdeki zamanlararası farklılıkların belirlenmesi için devreye giren farklı faktörlerin olduğunu fark etti. Şimdiki zamana yapılan “zaman indirimi”, para için zamanlararası piyasada geçerli olan faiz oranlarının tek belirleyici faktörüdür. Bu “mevcut birimi sadece mevcut olduğu için tercih etmek”tir.[13] Bu nedensel faktör tek başına çalışır, çünkü paranın sahip olunduğu zaman yararlılığını etkilemez.


Tüketicilerin talebi her zaman belirli bir zamanı referans alır ve iş adamı her zaman doğru zamanda, doğru malzeme ve formda ve doğru yerde mal tedarik etmeye çalışır. Palmiye yaprağından yelpazeler kış aylarında pazarlanmaz, palto ve kürkler de yazın pazarlanmaz.[14]

Fetter ayrıca şuna dikkat çeker:

Zaman değeri, farklı zamanlardaki şeylerin değerleri arasındaki farktır… Zaman değerinin en basit ve en açık örneği, aynı şeyde, ayrı anlarda fark edilen değişikliktir. Bu ürün şimdi mi yoksa gelecek hafta mı daha değerli? Bu elma şimdi mi yoksa gelecek kış mı yenmeli? Bu sorular sadece marjinal faydaları karşılaştırdıktan sonra cevaplanabilir.[15]

Mevcut mallar için genel tercih veya bu farklı faktörlerin kombinasyonu, Fetter’in ilk önce “zaman değeri” olarak adlandırdığı ve daha sonra “zaman tercihi”olarak adlandırdığı şeydir. Zaman tercihi hem pozitif (şimdiki zamanı tercih eden) hem de olumsuz (geleceği tercih eden) olabilir. Hem mal hem de para piyasasında faaliyet gösteren “zaman indirimi” faktörüne pür zaman tercihi denir. Pür zaman tercihi her zaman pozitiftir. Paranın ortaya çıkmasından önce bile ekonomide zaman tercihi vardı. Farklı zaman dilimlerinde malların kullanımı farklı şekilde değerlendirildiği sürece piyasada hakimdir. Fetter’e göre, zamanlamanın fiyatının eşitlenmesi eğilimi vardır. Bu süreç ticarette para kullanımı ile kolaylaştırılır. Her ne kadar farklı dayanıklı üretim mallarının fiyatları marjinal ürün gelirine bağlı olarak farklılık gösterse de, malın fiyatını düşüren faiz oranı piyasa genelinde tekdüze olacaktır.


Fetter ayrıca, bireylerin zaman tercihlerinin ne kadar tüketeceklerini ve ne kadar yatırım yapacaklarını belirlediğini fark etti. Nispeten daha düşük bir zaman tercihi, daha yüksek bir yatırım / tüketim oranı sağlayacaktır.


Ludwig von Mises

Ludwig von Mises (1881-1973)


Faiz teorisi için Misesyen çerçeve genellikle varsayılan Avusturya pozisyonu olarak kabul edilir, bu nedenle modern ayarlamaları gözden geçirmeden önce Mises’in neyi savunduğunu tam olarak anlamak önemlidir. Mises, Fetter’a katkılarından dolayı hak ettiği saygınlığı göstermese de, Misesyen faiz teorisi onunkine çok benzer.


Mises’e göre, zaman tercihi insan eyleminin kategorik bir gereğidir.[16] Mevcut memnuniyetin, diğer her şey eşit tutulduğunda, gelecekteki memnuniyete tercih edilmediği bir senaryo düşünmek imkansızdır. Eğer durum böyle olmasaydı, eğer bir varlık gelecekteki bir memnuniyeti şimdiki bir memnuniyete tercih etseydi, bu varlık asla tüketemezdi. Tüketim eylemini her zaman daha uzak bir döneme ertelerdi. Bu sadece tüketim kavramıyla değil, aynı zamanda insan eyleminin kendisi kavramıyla da doğrudan çelişmektedir.


Doğal faiz, yakın gelecekteki istek tatminine verilen değer ile uzak gelecekteki istek tatminine verilen değerin oranıdır. Doğal faiz eylem ve kıtlık olduğu sürece var olmaya devam eder. Doğal faizin yüksekliği sermaye mallarına olan talebi ve onların arzını belirler. Mises, Böhm-Bawerk’in hatalı olduğunu ve daha dolambaçlı üretim araçlarının üstün verimliliğinin faizi etkileyen bir faktör olabileceğini iddia ettiğinde daha zor fark edilen bir naif verimlilik teorisi biçimine geri döndüğünü düşündü. Mises’e göre zaman tercihi, faizin tek belirleyicisidir “Dikkate alınacak ve faizi açıklayabilecek hiçbir bakiye kalmaz”[17]


Faiz teorisini açıklamaya devam etmeden önce, Dengeli dönüşüm ekonomisi kavramıyla, diğer adıyla, ERE ile tanışmalıyız. ERE, her seçimin bir önceki günle aynı olduğu,karşılıklı olarak yararlı takasların kalmadığı, bir ekonominin genel denge durumunun hayali bir yapısıdır. Her fiyat dengeye ulaşmıştır ve belirsizlik yoktur, piyasa verilerinde değişim olmaz. Bu durum, insan eylemi kavramıyla doğrudan çelişmektedir. Mises, ERE’nin hiç gerçekçi olmadığını fark eder, ancak ekonomik analiz ve denge sürecini anlamak için yararlı bir araç olduğunu düşünür Hem kredi piyasasındaki faiz oranı hem de sermaye getirisi oranı, doğal faiz ile belirlenir, çünkü bunlar sadece farklı zamanlararası takas türleridir.


Doğal faiz, belirsizlikle bir ilişkisi olmadığı için var olmaya devam eder. Üretim devam ettiğinden dolayı, mevcut memnuniyet gelecekteki memnuniyetten daha yüksek bir değere sahip olmalıdır. Eğer durum böyle olmasaydı “böyle düşünülemez tahayyül edilemez durum altında tüketim hiç olmazdı, sadece tasarruf, sermaye birikimi ve yatırım olurdu.”[18]


Değişimin sürekli olarak gerçekleştiği gerçek dünyada, saf bir doğal faizi gözlemlemek mümkün değildir. Gözlemlediğimiz şey, brüt piyasa faiz oranıdır. Zamansal takaslar her zaman risk ve belirsizlikten etkilenir, bu da kreditörü bir girişimci yapar. Her borcun geri ödenmeme olasılığı vardır. Tüm ekonomiye nüfuz etmiş girişimci bileşen, kredi piyasasında da mevcuttur. Girişimciler yeni keşfedilmemiş fırsatlardan yararlanabildikleri ve kâr elde edebildikleri için, tüm sektörlerde tekdüze bir faiz oranı oluşma eğilimi vardır.


Ayrıca enflasyon sorunu da var. Bununla mücadele etmek için girişimciler, gelecekteki fiyatları mükemmel bir şekilde tahmin edemeseler de, en azından kayıplarını azaltabilmek için, faiz oranı üzerine aradaki farkı kapatacak bir prim eklerler.


Az önce incelediğimiz teori, alışagelmiş Avusturya faiz teorisidir. O zamandan beri birçok Avusturyalı bu açıklamayı eleştirdi, bir kısmı bazı yanlış anlamaları gidermek için Mises’in yardımına koştu. Farklı ekonomistler tarafından gündeme getirilen bazı problemleri inceleyelim.


Farklı Zaman Tercihi Tanımları


Tüm Avusturyalı ekonomistler aynı zaman tercihinden bahsediyor gibi görünse de, ayrıntılara dikkat etmek önemlidir. Faiz, geleceğe kıyasla günümüzün daha yüksek değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Sormamız gereken soru, neyin daha yüksek değerlendirilmesi? Böhm-Bawerk, malların daha yüksek değerlendirilmesi bahsederken, Fetter paradan, Mises memnuniyetten bahseder. Şu an için uzlaştırılması gereken bu önemli ayrımları bir kenara bırakalım.


Mises’i takip eden pür zaman tercihi teorisyenleri arasında, “şimdiki zaman tercihi” nin hangi anlamda kullanıldığı bile net değildir. Bazen, Fetter’in zaman değeri olarak adlandırdığı gibi, şimdiki zaman için genel tercih anlamına gelir; bu, gelecekteki zenginlik gibi koşullardan etkilenebilir.

Zaman tercihinin evrensel geçerliliğine karşı çıkanlar, herhangi bir adamın, bugün mevcut 100 doları, bir yıl sonra 104 dolar olsa bile, neden yatırmadığını açıklamakta başarısız kalırlar. Bu meblağı bugün tüketen insanın şu anki 100 dolan gelecek senenin 104 dolarından daha yüksek gören bir değer yargısıyla hareket ettiği aşikardır. (Mises, s. 483),

Zaman tercihinin bu yorumu, şimdiki zaman tercihini açıklayan farklı nedensel faktörler sunan Böhm-Bawerk’e daha yakın görünmektedir. Mises burada insanların şimdiki memnuniyeti gelecekteki memnuniyetle karşılaştırmadan sadece yaptıkları günlük bir seçimden bahsediyor.


Bazen zaman tercihi, her şey sabit tutulduğunda gelecekteki memnuniyete göre mevcut memnuniyeti kesinlikle tercih etmek anlamında kullanılır. Bu tanım, Böhm-Bawerk’in faizi etkileyen ikinci nedenine ve Fetter’in “zaman indirimi” kavramına daha yakındır.

Öteki şeyler sabitken, daha yakın gelecekteki tatmin, daha uzak dönemdeki tatmine tercih edilir; beklemek hoşnutsuzluk verir. (Mises, s. 480)

Bu Avusturyalı yazarlar arasında ortak bir temadır. Zaman tercihinin evrensel bir insan eylemi kategorisi olduğu, ancak aynı zamanda materyal zenginlikteki değişikliklerin zaman tercihini etkileyebileceği iddia edilmektedir.


Hangi tanım seçilirse seçilsin, o tanıma bağlı kalınmalı ve tutarlı olmalıyız.


Para Olmadan Faiz


Piyasada faizin her zaman parasal bir fenomen olarak gözlemlendiğini unutmamalıyız, ancak Mises için bu ikincil bir öneme sahip gibi görünüyor. Mises ilk olarak ERE’de faizin memnuniyet türünden varlığını savunur ve daha sonra denkleme parayı ekler. Paranın rolüne yeteri kadar dikkat etmemek Avusturyalıların her zaman eleştirdiği bir konu olan kardinal fayda kavramını benimsemesine neden olur.

“Doğal faiz, yakın gelecekteki istek tatminine verilen değer ile uzak gelecekteki istek tatminine verilen değerin oranıdır. (Mises 1966, s. 526).

Mises’in sözlerinin etrafında dolanmak mümkün değildir. PTPT, “kelimenin tam anlamıyla bir öznel değeri diğerine bölmesine neden olmuştur.”[19]


Machaj ayrıca şunları da fark eder:

İlk olarak, ‘değer oranları ‘ terimi yanıltıcıdır, çünkü değer ölçülebilir değildir ve sayılarla ifade edilemeyen bir şeyin oranlarına ulaşmak zor olacaktır. İkincisi, tüm mallar için aynı fiyat indirimi, dengeli dönüşüm ekonomisi olarak bilinen çok özel bir denge yapısı altında mevcut olacaktır. Bununla birlikte, bu yapıda, tüm emtialarda olan faiz, modelin mekanizmaları tarafından değil, sadece modelin varsayımları ile eşitlenir: her şey aynıdır, çünkü her şey aynıdır. ERE’de paranın mevcut olmadığını da belirtmek gerekir; bu nedenle, hiç parasal faiz yoktur.[20]

PTPT’nin bazı savunucuları, Mises’in terminolojik bir hata yaptığını ve kelimenin tam anlamıyla farklı tatminleri birbirine bölmekten bahsetmediğini iddia edebilir, ancak durum böyle değildir. Faiz her zaman yüzde olarak ifade edildiğinden, yüzdelerin ifade edilebileceği sayısal bir sisteme ihtiyaç vardır. Gerçek dünyada, bunu para miktarıyla kolayca gösterebiliriz. Mises’in para ve piyasa faizinden önce gelen doğal faiz kavramı, mantıksal olarak onu memnuniyetleri bölmek veya alternatif bir sayısal çerçeve benimsemeye zorladı.


Mises, paranın ekonomik hesaplama için kesinlikle gerekli olduğunu ve parasız maliyetlerin anlamsız olduğunu iddia ettiği gibi, aynı şekilde parayı referans almadan faizin anlamsız olduğunu iddia edilmelidir.


Paul Cwik, Mises’in bu şekilde yorumlamayı çürütmeye çalışır:


Karar veren, şimdi tüketmenin veya hareket etmenin yararını, tüketmemenin veya hareket etmemenin maliyetine göre karşılaştırır. Bu değerlendirme, bir elma veya portakal arasında seçim yapma eyleminden farklı değildir.…
Takasların tartılması, matematiksel biçimde oranlar anlamına gelmez. Bir kişiye iki mal, A ve B arasında bir seçim sunulduğunu varsayalım. İki malı da yararlı buluyor, ancak A’yı B’ye göre tercih ediyor. Bununla birlikte, bu kişiye mal A’yı bıraktırıp mal B’yi tercih ettirecek bir değişim oranı vardır. Bu takasın kardinal bir parçası var mıdır? Evet, bu değişim fiyatıdır. [21]

Bu yorum kardinal fayda probleminden kaçınmasına rağmen farklı sorunlar barındırır. Argüman şöyle gözüküyor: “Bir birey mevcut x miktarda A malıyla, gelecekte sahip olabileceği bir miktar A malı arasında karar veriyorsa, bu teklifin kabul edilmesi için gelecekteki A malının miktarının x’ten büyük olması zorunludur ve bu faiz oranıdır.”


Bu, saf bir takas ekonomisi altında çalıştığımızı varsayar. Bu doğru olsa bile, biraz sonra göreceğimiz şekilde, ekonomi genelinde tekdüze bir faiz oranı olması gerektiği anlamına gelmez. Mises’in teorisi, ancak mevcut paranın gelecekteki paraya karşı daha yüksek değerlendirilmesinden bahsediyorsak mantıklı olabilir. Ama böyle bir yargı Mises’e ait olamaz çünkü:

Doğal faiz bir insan eylemi kategorisidir.[22]

Doğal faiz her eylemde kendini gösteriyorsa ve piyasa faiz oranını belirliyorsa, mutlaka piyasadan, fiyatlardan ve paradan önce gelmelidir. Hiç kimsenin, özellikle Mises’in, para kavramının insan eylemi kategorisi olduğunu savunacağını zannetmiyorum. Bu yüzden bu, Mises’in yazılarının kabul edilebilir bir yorumlaması olamaz.


Faiz Oranının Tekdüzeliği


Fetter, paradan soyutlaştığında benzer, belki de daha korkunç bir hata yapar:


Herhangi bir para kredisi verilmeden önce, dünyada para bile ortaya çıkmadan önce, zaman tercihi vardı. Hayvanlar ve vahşilerin seçiminin doğasında yatmaktadır. Birçok yönden, takas zamanlarında her kendi kendine yeten ekonominin değerlendirmeleriyle iç içe geçmiştir. Malların el değişiminde ve farklı zaman dilimlerinde kullanımda, her bireyin ekonomisinde zamanlamanın fiyatı olarak geçerli bir oran şeklinde genelleşir. Zaman tercihi ve zaman-fiyat oranı, zaman seçiminin mümkün olduğu herhangi bir çevre içinde sürekli olarak büyük ölçüde farklı olamayacağından, oran farklı kullanım serileri arasında eşitlenir. Ticarette para kullanımı, malların barındırdığı bu zaman fiyatına ve kullanım zamanlarına göre fiyatlarına çok daha fazla kesinlik kazandırdı.[23]

Parayı referans almadan zaman tercihi oranının veya zaman fiyatının eşitlenmesi eğilimi hakkında konuşmak mümkün değildir. Zaman tercihi nedeniyle gelecekteki elmaların, mevcut elmalar için belirli bir değişim oranında dengelendiği bir takas ekonomisi hayal edebiliriz, hayal edemeyeceğimiz şey, ekonomi genelinde herhangi bir tekdüzelik olmasıdır.


Bu süreç para ile kolaylaştırılmaz veya “daha fazla kesinlik verilmez”, başlayan bir süreç yoktur.


Bu, parasal bir yaklaşım uygulamadan faiz oranını açıklamaya çalışan tüm “gerçek” faiz teorilerinin kusurudur. Bu teorinin savunucuları, mallar veya memnuniyetler ile ilgili gerçek zamanlararası tercihlere hitap ederek faizin ortaya çıkışını açıklarlar. Para sadece sonradan eklenmiş bir düşüncedir. Robert Murphy tarafından verilen sayısal bir örnekle gerçek yaklaşımın ima ettiği sonuçları inceleyelim[24]:


  • 1 mevcut elma : 1 mevcut portakal

  • 1 mevcut elma : 2 gelecek elma

  • 1 mevcut elma : ½ gelecek portakal

  • 1 mevcut portakal : ½ gelecek portakal

  • 1 mevcut portakal : 2 gelecek elma

  • 1 gelecek elma : ¼ gelecek portakal

Yukarıdaki tablo, takas ekonomisindeki denge değişim oranlarını temsil etmektedir. Bu ekonomide 2 çeşit mal var: elma ve portakal. Hem mevcut elmalar hem de portakallar gelecekteki portakallar veya gelecekteki elma üzerinde olan haklarla takas edilebilir ve piyasada arbitraj kazançları için yer yoktur (meyvelerin elde edildiği dönemde yenmesi gerektiğini varsayıyoruz). Bu ekonomide ticaret yapan bireylerin gelecekteki ve şimdiki tüketim arasında kayıtsız oldukları varsayılmaktadır, bu nedenle Misesyenn anlamda zaman tercihi veya Fetter tarafından kullanılan anlamda zaman indirimi yoktur.


İlk dönemde elma ve portakal arzının aynı olduğunu varsayalım, ancak ikinci dönemde (gelecekte) portakal arzının büyük ölçüde azalması beklenirken, elma arzının büyük ölçüde artması beklendiğini varsayalım.


Bu koşullar göz önüne alındığında, değişim oranlarını temsil eden yukarıdaki tablo mantıklıdır. Gelecekteki portakallar, hem elmalar hem de mevcut portakallar türünden daha pahalıdır, çünkü portakal arzı azalacaktır. Gelecekteki elmalar da hem portakallar hem de mevcut elmalar türünden daha ucuzdur, çünkü elma arzının artması beklenmektedir.


Şu soruyu sormalıyız, bu ekonomideki faiz oranı nedir? Portakalların değişim oranına bakarsak, 1 mevcut portakalın ½ gelecek portakal için takas edildiğini ve %-50’lik bir faiz oranına yol açtığını görüyoruz. Bununla birlikte, elmaların değişim oranına bakarsak, 1 elmanın gelecekteki 2 elma için takas edildiğini ve %100’lük faiz oranına yol açtığını görüyoruz.


Açık bir şekilde gözlemliyoruz ki, parasız bir ekonomide tekdüze bir faiz oranı olamaz, ne kadar farklı mal varsa o kadar çok faiz oranı olabilir.[25]


George Reisman benzer ama farklı bir eleştiri getiriyor

…bugün bir elmanın fiyatının 1$ olduğunu ve üç farklı alternatif durumda, bir yılda 10, 20 veya 5 elma üretmek için gereken üretim faktörlerinin fiyatının 9$ olduğunu varsayalım. Zaman tercihi teorisine göre, bu üç durumda ima edilen getiri oranı sırasıyla yüzde 11, yüzde 122 ve yüzde -44’tür. Bunun nedeni, gelecek yıl, bugünün 9 mevcut elmasının değerini taşıyan üretim faktörlerinden kaynaklanan 10, 20 veya 5 mevcut elma üretilecek olmasıdır. Bu nedenle, zaman tercihi teorisine göre, sırasıyla 1, 11 ve 4 mevcut elma birimlerine eşit bir kazanç (veya zarar) vardır, bu da ilk 9 mevcut elmaya bölündüğünde, bahsettiğimiz üç kazanç veya zarar yüzdesine neden olur.

Reisman doğru şekilde gözlemler:

Barizdir ki, yaptığımız çıkarımlar gelecekte bir elma fiyatının mevcut elmayla aynı olacağı varsayımı üzerine dayalıdır. Ancak o zaman 10, 20 veya 5 elma; 10, 20 veya 5 dolarlık satış gelirlerini ve dolayısıyla 1, 11 veya 4 dolarlık kar veya zararı ve karşılık gelen kar veya zarar oranlarını temsil eder.[26]

Reisman haklıdır çünkü bir elma biriminin fiyatı, elma arzındaki bir değişiklik nedeniyle (veya herhangi bir nedenle) değişirse, getiri oranı da değişecektir.


Paul Cwik cevap verir:

9$’ını %11’lik bir getiri sağlaması beklenen bir projeye yatırıp yatırmayacağını düşünen bir girişimci olsaydı, girişimci alternatiflerinin potansiyel getirisini değerlendirirdi. Daha karlı olacak başka projeler bulabilir, ancak böyle bir proje bulamadığını varsayalım. Girişimci tarafından kabul edilmesi için, projenin netleştirmesi gereken son engel, getiri oranının girişimcinin zihninde, paranın mevcut kullanımının fedakarlığına değip değmediği olacaktır. Başka bir deyişle, getiri oranı, girişimciyi şu anda parasıyla ayrılmaya teşvik edecek kadar yüksek olmalıdır. Böylece girişimci, %11’lik bir getiri sağlayan bir projeye bakabilir ve buna değmeyeceğine karar verebilir. Bununla birlikte, aynı girişimci %12’lik bir getiri sağlayan bir projeye bakabilir ve buna değer olduğuna karar verebilir.[27]

İlginç bir şekilde Cwik de haklı gözüküyor, elma arzındaki bir değişiklik girişimci için farklı bir gelire neden olsa da, girişimci farklı üretim kanalları arasında bir yatırım kararı vermeden önce bir bakıma “ileriye bakar” ve zaman tercihi ile getiri oranı arasındaki ilişkiye bağlı olarak yatırım yapar. Getiri oranı yeterli ise, diğer girişimciler de benzer biçimde yatırım yapacağı için tekdüze bir faiz oranı oluşacaktır.


Bununla birlikte, bu cevapların hiçbiri sorunu tam olarak detaylandırmamaktadır. Bir sermaye malının bugünkü spot fiyatı, üretebileceği tüketim malının mevcut spot fiyatı ile tamamen alakasızdır. Önemli olan, gelecekte tüketim malının beklenen spot fiyatıdır. Bu şekilde formüle edildikten sonra Reisman tarafından gündeme getirilen problem ortadan kalkar. Üretim araçlarının fiyatı, o zamanki yaygın faiz oranı ne olursa olsun, tüketim malının beklenen gelecekteki fiyatını indirime uğratarak elde edilecektir. Murray Rothbard aynı hatayı yapar:

Böylece, eğer piyasa zaman tercihi oranı, yani faiz oranı yıllık %5 ise, o zaman piyasada 100 ons değerinde bugünkü bir mal, bir yıl sonrasına ait bir talep için yaklaşık 95 ons değerinde olacaktır.[28]

Bir malın gelecek fiyatının (veya onu üretmek için gereken üretim araçlarının fiyatının) mevcut ürünün fiyatını yansıtması için hiçbir neden yoktur. Örneğin, malların arzının artması bekleniyorsa, gelecekteki malın fiyatı Rothbard’ın iddia ettiğinden çok daha düşük olabilir.


Murray Rothbard (1926-1995)


Robert Murphy’nin belirttiği gibi, bu iddia sadece her günün bir önceki günle aynı olan ve tüketim mallarının arzında bir değişikliğe yer verilmeyen ERE’yi analiz ettiğimiz sürece geçerlidir.


Zaman Tercihinin a Priori Yapısı Ve Statik Denge:


Mises’in açıklamasının belki de en tartışmalı kısmı, zaman tercihinin mutlaka pozitif olması gerektiğidir. Avusturyalı ekonomistlerin çoğu PTPT’yi kabul etse de, bazıları zaman tercihinin evrensel olarak pozitif olması gerektiğini iddia etmekte tereddüt ediyor. Zaman tercihinin a priori gerekliliğinin kanıtı olarak sunulan bazı argümanlar nelerdir?

Arzunun memnuniyet eylemi şu anki memnuniyetin daha ilerideki memnuniyete tercih edildiğini ima eder.[29]

Bu iddia doğru olsa da, arzuların derhal yerine getirilmesi gerektiğini kanıtlamaz, arzuyu seçtiğim tarihten daha da erken tatmin etmeyi tercih edeceğimi göstermez.


2 gün sonra yerine yarın bir elma yeme arzum, bugün elma yemeği yarın elma yemeğe tercih edeceğimin kanıtı değildir. “Daha önce geciktirilmiş bir memnuniyet aralığı olabilirdi” (Murphy 2003, s. 92)

Belirsiz ileriki bir tarihe tüketimini ertelemek yerine dayanıksız olmayan mal tüketen kişi, daha ileri bir tarihteki tatmin ile karşılaştırıldığında, şu anki tatmini daha yüksek değerlediğini ifşa etmiş olur. [30]

Yine, bu kanıt da aynı sorundan muzdariptir. Bu argüman Mises’in pozisyonunu ne kadar destekler biçimde kullanılabiliyorsa, dayanıksız olmayan mal tüketiminin olmadığı bir dönemin varlığı, aynı şekilde PTPT’ye karşı kanıt olarak kullanılabilir.


Pozitif zaman tercihinin “kesin” kanıtı olarak düşünülebilecek son argüman şudur:

Eğer geleceğin yakın zaman aralığındaki tatmini daha uzaktaki zaman aralığındakine tercih etmeseydi, asla tüketemezdi ve böylece isteklerini tatmin edemezdi. Daima biriktirirdi, asla tüketmezdi ve zevk alamazdı. Bugün tüketemezdi, yarın da tüketemezdi, ertesi gün de kendisini aynı alternatifle yüzleştirirdi.[31]

İlk bakışta bu argüman çok mantıklı görünüyor, gelecekte her zaman memnuniyeti bugün memnuniyete tercih eden bir varlık, ceteris paribus, tüketme şansı olduğunda her zaman geciktirecektir. Bu nedenle Mises, tüketim kavramının mutlaka pozitif zaman tercihi kavramıyla bağlı olması gerektiğini savunur.


Sık olarak sunulan karşı argüman, şu anda (kış) değil, yaz aylarında buz tüketmeyi tercih eden bir kişiyi nasıl açıklayacağımızdır. Bu, mümkün olan en kısa sürede değil, daha sonra tüketmeyi tercih eden birinin bir örneği değil midir?


Bu argümana farklı cevaplar verildi. Hem Mises hem de Rothbard, kıştaki-buzun ve yazdaki-buzun farklı mallar olduğunu iddia eder:


Mises:

“Ancak, yazın buz ile kışın buz arasındaki fark şu anki mal ile gelecekteki mal arasındaki fark değildir. Tüketilmesi ile kendine özgü faydasını yitiren mal ile üretimin farklı sürecini gerektiren başka bir mal arasındaki farktır. Yaz ve kış buzları tüm pratik amaçlar için farklı mallardır.”[32]

Rothbard:

Çünkü yaz mevsimindeki dondurma, kış mevsimindeki dondurmadan farklı ve ( daha büyük) tatmin sağladığı için, onlar aynı değil, fakat farklı mallardır.[33]

İddia edilen şey, yaz aylarında buzun kış aylarındaki buzdan farklı bir faydası olduğu için, mutlaka iki ayrı mal olması gerektiğidir. Bu şekilde sunulduğunda, bu durumda gelecekteki bir malın mevcut bir mala tercih edildiğini söyleyemeyiz, ancak aktörün iki farklı mal arasında bir karar verdiğini söyleyebiliriz.


Bu açıklama çok hatalıdır. Avusturya iktisadında homojen bir mal grubu kavramı, her bir mal biriminin birbiriyle değiştirilebilirliği ile karakterize edilir. Bu değiştirilebilirlik, doğanın nesnel bir gerçeği değildir, ancak tamamen tüketicinin öznel değerlendirmelerine bağlıdır. Tüketilen ilk şişe su, ikinci şişeden farklı bir memnuniyet seviyesi verir, ancak bu iki şişeyi aynı mal olarak adlandırırız. Bunun nedeni, her iki şişenin de birbiriyle değiştirilebilir olmasıdır. Marjinal fayda kavramını anlamanın tek yolu budur.