Çin'de Rothbard ve Piyasa Ekonomisi

05/02/2015



Mises Enstitüsü: Avusturyan Ekonomik modelini ve Mises Enstitüsünü ilk nasıl öğrendiniz?


Jing Jin: İlk önce cevaplarımın altını doldurmak için size kendim hakkında bir şeyler anlatacağım. Ben ekonomi lisansımı Çin’de aldım. Daha sonra Georgetown Üniversitesi'nde Kamu Politikası yüksek lisans belgesini ve Johns Hopkins'te (SAIS) Doğu Asya Çalışmaları ve Uluslararası Ekonomi Bölümünde PHD’mi kazandım. Ek olarak Washington D.C’de Dünya Bankası Araştırma grubunda danışman olarak görev aldım. Asya’ya 2004 yılında geri döndüm ve Hong Kong’da UBS, Lehman Brothers ve J.P Morgan’da çalıştım. Geçen senenin sonuna kadar Hong Kong’da bankacılık sektöründe çalışıyordum.


Lehman Brothers'tan J.P. Morgan'a gitmemden birkaç ay sonra 2008 mali krizi geldi. Azıcık entelektüel merakı olan herkes bunun sebebini merak ediyordu( o zamanlar ne kadar fazla oranda sell-side analistin bunu dünyanın doğal bir döngüsü olarak yazdığına şaşırabilirdiniz) ancak ne medya ne de akademi tarafında tatmin edici bir açıklama bulunamıyordu. Benim, krizinin sebebinin toplumun ekonomik faktörlere olan reaksiyonu yerine devlet politikalarıyla oluştuğuna dair bir önsezim vardı.


Sonra, benim dikkatimi direkt “Avuturyan Ekonomi Okulu”na veren iki kağıda denk geldim. İlk kağıt, başta Çin olmak üzere neden gelişen pazarlarda faiz oranlarının gerçek GSYİH büyüme oranlarından daha düşük olduğunu yazıyordu. Avusturya sermaye ve faiz teorisini doğru bir şekilde uygulayan makale, akla yatkın bir cevap verdi. Yüksek tasarruf oranları reel faizi düşürüyordu bu da yatırıma ve sermaye derinleşmesine olanak sağlıyordu(Çin’de hane halkı tasarruf oranı, ekonomik reformların başlangıcından bu yana 25-35 arasında değişiyor.)


İkinci akademik kağıt ise sermayenin heterojen yapısını Avusturyan çerçevesinde inceliyordu. Bunların hepsi bana mantıklı geldi. Ve mantıklı olduğu kadar sezgiseldi de.


Artık J.P Morgan’da çalışmıyor oluşumdan mıdır, girişimci hislerim uyandı(Bunun Avusturya ekonomisi ile ilgili olduğunu düşünmek de hoşuma gidiyor). Şu anda, özel sektörün gerçek potansiyelini pazarın en az engellendiği yerde gerçekleştirdiğini söyleyen Avusturya öğretisine bağlı kalarak, uluslararası yatırımcıları Hong Kong üzerinden Çinli firmalara yatırım yapmaya yönlendirecek bir iş kurmayı planlıyorum.


ME: Çinli öğrenciler üniversitede Avusturyan Öğretisini öğreniyorlar mı?


JJ: Bu soru gözüktüğü kadar basit değil ve sadece “evet” veya “hayır” ile cevaplaması imkansız. Ayrıca, Çin’de üniversiteler Çinli halka Avusturyan ekonomisini tanıtma konusunda yeterli değil. Bu nedenle bu soruyu sadece üniversite eğitimi ile sınırlandırmayarak cevaplamak istiyorum. Aslında Çinli öğrencilerin Avusturyan literatürüne o kadar da uzak olmadığını görünce etkilendim. Ancak bilgileri geçici ve sistematik olmayan bir tarzdadır. Hayek’in “Kölelik Yolu” kitabı bir kaç nesil Çinli öğrenciler tarafından geniş çapta okunmuştur.

1966'dan 1976'ya kadar olan Kültür Devrimi dönemi dışında, 50'li, 60'lı, 70'li ve 80'li yıllarda lise ve üniversiteye gidenler tarafından yaygın olarak okunmuştur.


Avusturyan ekonomisinin derste konusunun açılması profesörlerin kişisel tercihlerine göre değişkenlik gösterebilirdi. Bir arkadaşımın dersinde bir profesör derste Avuturyan Ekonomisini tartışmaya açarmış. Ama ben bunu şahsi olarak kendi Üniversite deneyimimde yaşamadım. Kişisel olarak Çin bürokrasisinin ve ana akım eğitim metodlarının, Avusturyan iktisadını sadece kurumsal iktisadın bir türü olarak aldığını ve bazılarının da sadece “batı iktisadının” bir türü olarak ele aldığını düşünüyorum.


1950'lerden 1990'lara üniversite müfredatlarında “Batı ekonomisi” ideolojik bir sınıflandırma iken, Keynes'ten Milton Friedman'a kadar Marksist olmayan tüm yaklaşımlar buna dahil edilmiştir. Garip bir şekilde, Karl Marx'da Batılı bir adam değil midir?


Neo-klasik çerçeve, bu milenyumun ilk on yılından beri Çin üniversitelerine egemen oldu ve Avusturya okulunun düşüncelerine ilişkin tartışmalar kampüste azalmış gibi görünüyordu.


Ancak ilginç bir fenomen olarak Murray Rothbard’ın ve Milton Friedman’ın argümanlarının internette açık olarak tartışıldığını gördüm. Avusturyan iktisadının literatürüne giriş yaptıktan sonra Beijing’e seyahat ettim. Orada çevremdeki bir çok insanın “Özgürlüğün etiği“ kitabını çoktan okumuş olduğunu, hatta çok fazla sayıda kitabın Çince’ye çevrildiğini fark ettim. Özel Salsa hocam ise internette Avusturyan çercevesinde makaleler ve kitaplar paylaşan internet grupları olduğunu söyledi. Kendisi de bu gruplarda aktif bir yazardı. Çevrimiçi makaleler Mises Daily’de paylaşılan makalelere benzerdi. Ayrıca kendini Rothbard, Mises ve Hoppe’in çalışmalarını çevirmeye adamış özel gruplar da vardı.


ME: Çinli okuyucular Çin’den Avusturyan kitaplarını ulaşırken bir sorun yaşıyorlar mı yoksa hala dil bariyeri büyük bir sorun mu?


JJ: Kaynaklara ulaşma açısından bir sıkıntı olmadığını söyleyebilirim. Mises, Rothbard ve Hayek’in bir sürü kitabı çoktan çevrilmiş durumda ve herkes Çin’in en büyük çevrimiçi kitap mağazasından kolayca bulabilir. Bazı kitapların birden fazla baskısı var, bazıları ise talep fazlasından dolayı anında tükeniyor.

Ayrıca belirtmek isterim ki Menger, Huerto de Soto vs...nin de kitapları mevcut. Bir sürü online kitap da okunabilir. Akademide ise direkt kitapların ingilizcesini veya Mises Enstitüsünden ingilizce okuyorlar.


Çince çevirilerin erişkenliliğini araştırırken, Rothbard’ın çalışmalarına tutkulu bir şekilde bağlı bir grup keşfettim. Burada size Özgürlüğün Etiği kitabının çevirmenlerinden birinin, işini gece yarısı bitirdikten sonra blogunda paylaştığı bir yazıyı paylaşmak istiyorum.[Ç.N:bunu kendisi Çince’den çevirmiş]


Rothbard ve Vodka 2007'nin son gecelerinde benim yol arkadaşlarım oldu. Rothbard’ın çalışmaları beni insanın ve etiğin doğasını tüm sene boyunca düşünmemi sağladı, ama bu gece sonuna geldik. Böyle özel bir günde genç bir bilim insanının gözünden tarihteki değişimlere bakmak için bu nadir fırsata sahibim. Ama dürüst olmak gerekirse başkalarının işini düzeltmek, çevirmekten daha bunaltıcı olabiliyor. Bunun en büyük kanıtı da yanı başımdaki yarı boş vodka şisesi. Ben çevirirken genelde son ses müzik açarım ve cümleleri bir kaç kez sesli biçimde okurum... Rothbard bir klasik ve yirminci yüzyılın ikinci yarısının hala böyle bir klasikle karşılaşabileceğini bilmek beni hayrete düşürdü. Rothbard her zaman doğruya ve onun ebedi varlığına inanır ve onu düzgün bir mantıkla açıklamak için elinden geleni yapar.


Şunu eklemem gerekir ki, Çince’nin zor bir dil olduğunu ve bu yüzden de çevirinin o kadar da kolay olmadığını düşünüyorum. Dil duvarı bir sorun. Daha çok insanın kaynaklara ulaşmasını istiyorsak, elbette ki daha çok çeviri işi gerekli. Özellikle Rothbard ve diğerlerinin yazdığı kısa denemeler ve makalelerin çevrilmesi gerekli.


ME: Genel olarak, Avusturyan iktisadı dahil edilerek veya edilmeden, Çin’de serbest piyasalar tartışılıyor mu?


JJ: Çin’de “Piyasa Ekonomisi” terimi “Serbest Piyasa” terimi yerine kullanılıyor. Piyasanın rolü hakkındaki tartışmalar her seviyede kapsamlı olarak tartışılıyor. En üst seviyede, piyasaların ekonomide “belirleyici bir rol” oynamasına izin vermek, on sekizinci Komünist Parti Kongresi'nin (2013) üçüncü küresel oturumunun kararında yazılıdır. Çin'in son derece merkezi olarak planlanmış bir ekonomik sistemin onlarca yıllık deneyimi göz önüne alındığında, bugün en iyi Çinli liderler arasında bile serbest piyasanın ekonomik büyüme yaratma gücüne ve müdahaleci politikaların kesin ölümüne kesin bir inanç olduğu için şanslıyız. Merkezi hükümet birçok alanda kuralsızlaştırmayı teşvik ediyor ve ilgili tarafların yanlış hizalanmış teşvikleri nedeniyle düzenleme sürecini karmaşık ve beklenenden daha yavaş hale getiren çeşitli düzenleyici kurumların ve yerel yönetimlerin gücünü azaltmaya çalışıyor.


Onlarca yıllık ekonomik reformdan sonra, devletin ekonomideki yeri kayda değer ölçüde düştü. Bu reformlar devletin sahip olduğu, hala ayakta olan tekellere dayanıyordu. Özel sektörü, bu sektörlerde tekel olan şirketlerin hisselerini almaya yönlendirmek merkezi devlet tarafından halihazırda uygulanmakta olan önemli bir piyasaya açılma yöntemidir.


Halk seviyesine inersek, insanlar konuşmak yerine direkt olarak kendi işlerini kurarak anlaşmalı kamu sektörüne karşı rekabet ederler. Aynı zamanda bu küçük işletmeler de devlet tarafından teşvik edilmektedir çünkü binlerce Çinli insana iş olanağı sağlamaktadır.


Son zamanlarda Çin’de açılan start-up(Ç.N:yeni şirket kurmak)ların sayısı tarihi olarak en yükseğe ulaşmıştır ve son günlerde herkes kendi işine sahip olmak istemektedir. Bu benim kendi arkadaşlarımın kişisel hikayelerine dayanmaktadır. Kendimin de içinde olduğu finans sektöründe çoğu arkadaşım ya iş kurdu ya da kendi yatırım fonlarını kurmaya başladı.


Ben bankacılık yaparken, takımım büyük Çinli kurumlar tarafından çevrelenmişti(genellikle büyük Çin bankaları) ve sonralarda da denizaşırı faaliyetlerimize odaklanmıştık. Akademik araştırmayı gözlemlediğimiz kadar deniz aşırı medyayı da gözlememiz gerekiyordu çünkü yapılan analizler yatırımcıların duygu durumunu etkileyebiliyordu. Çin hakkında deneyimimiz -her ne kadar bu günlerde kendini sosyalist olarak tanımlasa da- oldukça iş yapmaya açık ve girişimci ruhuyla dolu bir ülke olduğuydu.


Ancak, Batı ana akım medyasının Çin’i gösterme şekli tamamen farklı. Elma ile armutu karşılaştıran mı dersin, temelsiz genelleyen mi dersin, uçuk fantezilerin havada uçuşması mı dersin... Bazen ana akım medyanın Çin’e karşı tutumunu her hangi bir kanıt olmadan öğrendiğini düşünüyorum. Onların Çin hakkında olumsuz yorumları ile gerçek Çin arasında bir değil birkaç dünya kadar fark var.


ME: Çin’de iş dünyası arasındaki pazar ekonomisini nasıl tanımlarsınız?


JJ: Çin’deki iş dünyası öyle kolayca tanımlanacak bir grup değil. Gözlemlediğim kadarıyla işletmeler kolayca iki gruba ayrılabiliyor. İlk grup bürokratlarla ve devletlerle iş birliği yaparak veya ajanları olarak para kazanmak isteyenler. İkinci grup ise, aynı otlar gibi altından toprak, su ve üstünden hava alınmadıkça ayakta durmaya çalışan KOBİ’ler. Bu model iki bin yıl öncesine, hanedan rejiminin aristokrasiyi bürokrasiye başarılı bir şekilde dönüştürmesine kadar dayanıyor. O zamandan beri, Çin tarihi, aralarında hayatta kalmak için mücadele eden toplumun büyük bir kısmı ile diğeri üzerinde üstünlük için çabalayan imparatorların ve bürokratların bir dramı olmuştu. Dolayısıyla, bu iki iş topluluğu grubu tarafından konuşulan ve tercih edilen ekonomik teori, anladığım kadarıyla kesinlikle farklı.

Günümüzde ilk grup Keynesyencilik sayesinde daha az engellenmiş durumda çünkü devleti ve unsurlarını kendi çıkarları için kullanabiliyorlar. Ancak aynı zamanda, devlet bağlantıları sayesinde aldıkları özel mülkiyeti sabitleştirmeye ve legalleştirmeye çalışıyorlar. Günümüzde Çin’i silip süpüren anti-yolsuzluk kampanyalarının hedefinde de bu var


Ama gittikçe daha fazla insanın katıldığını gördüğüm grup, ikinci grup ve açıkçası çoğunluğun olduğu yer burası. Avusturya çerçevesini kullanan pek çok çevrimiçi yayının gösterdiği gibi, Avusturya ekonomisi onlar için sezgisel olmalıdır ve bu tartışmalar ekonominin ötesine geçer.


Makroekonomi ise ana akım medyada neo-klasik çerçevede tartışılmaktadır ve genelde para politikası en çok konuşulan konudur. Bu daha çok Çin’e özel olmak yerine küresel bir trend. Çinli insanların para basmaya karşı çok hassas olduğunu gözlemledim. Gerçekten de, iki bin yılı aşkın süredir hanedanların iniş çıkışları ve ekonomik döngüleri, bu tür bir duyarlılığı inşa etmek için yeterince uzundur. Bu aynı zamanda Çin halkının altın sevgisinin uzun geleneğini de açıklayabilir.


NOT: bu röportajda ifade edilen görüşler Mises Enstitüsünün görüşlerini yansıtmayabilir.


Yazar: Jing Jin


Jing Jin, Pekin'deki Çin Ekonomi ve Yönetim Akademisi'nde Dekan Yardımcısıdır.


Çeviren: Salih Kerem KÜTÜK


94 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör